1. YAZARLAR

  2. Selahattin GEZER

  3. On parmağında on NET…
Selahattin GEZER

Selahattin GEZER

Yazarın Tüm Yazıları >

On parmağında on NET…

A+A-
İsviçre’de aşçılık yaptığını söyleyen; Ümüt Özdemir isimli bir hanım okuyucum, internet vasıtası ile gönderdiği yazıda: “Elinize, kaleminize sağlık. Hadiselere değişik pencereden bakıp, farklı bir bakış açısı sunuyorsunuz” diyor. 
 
Dua olarak kabul etiğimiz, bu düşünceleri için, önce teşekkürlerimizi sunuyoruz...  Kendi çocukları ve ülkenin geleceği adına ümitlerinin arttığını, memlekete her gelişlerinde, müspet manada olan yeniliklerden iftihar ettiklerini ve Avrupa’da başlarının daha da dik olduğunu söylerken; nasıl olurda bazıları inadına bunları görmez; diye hayıflanıyor. Yazdıklarının devamından ise, Türkiye’yi ilgilendiren meselelere uzak olmadığı, internet vasıtası ile sanki içinde yaşadığı, dışarıdaki Türkler olarak, memleketin başına örülen çoraplardan çok müteessir oldukları anlaşılıyor. Türkiye’de yaşayıp da, bizi ilgilendiren meselelere burun kıvıran, aslında bizden olmayan insanlara rağmen, dışarıdaki soydaşlarımız, aklı, ruhu burada, buranın maddi ve manevi terakkisine heyecan duymaktalar…
 
Günümüz annelerinin dünyadan haberdar olmaları, bilinçli şekilde hayat sürerken, milletin dertlerine uzak olmadıklarını ortaya koymaları çok güzel. Şuurlu Allah sevgisi ile beraber şuurlu ülke sevdaları, hanım kardeşlerimizin donanımlı olduğunu gösteriyor… İnternet yolu ile zehir akıtan kadınlara, hak ve hakikati münasip lisanla haykırmaları, bazılarını iyice rahatsız etti... Ruhsuz ve cırtlak seslerle, hem kurbana, hem türbana nefret kusanlara, tokat gibi cevap veriyorlar... Bu yazı da, onların bu kahramanlıklarına teşekkür olsun inşallah.
 
Eskide analarımız pirinç, bulgur ayıklardı, akıllı ve bereketli tepsiler üzerinde; pratik kazanmış parmaklarla… Kısıtlı imkânlarla yarım yamalak el yordamı ile hayatı öğrenmeye çalıştılar onlarca yıl… Zaten bir gecede lal edilen diller, elden alınan alfabe, öğrenmenin, bilginin pırıltılı kapısını insanlara, istisnalar hariç, özellikle kadınlara kapamıştı… Oysa çeyiz ve oyalı mendiller hazırlarken, mızraklı ilmihali okuyup, Kur’an ile ruhlarına kanaviçe yapıyorlardı ve hadislerle şuurlu Müslüman, anne olmaya çalışıyorlardı... 
 
Erkekler bir nebze olsun yine öğrenme yeteneğini devam ettirebildiler; en azından askerlik vasıtası ile memleketlerinin dışına çıkıp, yeni yerler ve farklı insanlardan, farklı kültürleri tanıdıkları için…
 
Kadınlar kapalı kutu içerisinde, gerek sevgisiz, gerek istekleri dışında evlendirilip çoluk çocuğa karışana kadar, hayattan ne tanıdılarsa, onunla ömürlerinin sonunu getirdiler... Ama bir şeyde hep profesyonellerdi, o da: Şefkat kahramanları olmaları idi; zaten onun da okulu yok ki. Allah, hanımları fıtri programlayıp, dünyaya öyle gönderdiği için, gerçek şekilde sevgilerini, şefkatlerini sergilediler... Onlardaki bu şefkat kahramanlığı olmasa idi, belki de hayatın sıkıntıları daha da bir ağırlaşacaktı… En önemlisi de; eskide hanımlar: “Onda var bende niye yok” demediler; diyecek durumda bile olsalardı, dile getirmekten hayâ ederlerdi... Kanaatle ve onun bereketiyle, erkeklerine gerçek hayat yoldaşı oldular ve dağ gibi gördüler…
 
Çağ değişti; on parmağında on marifet olan analarımızın yerini, on parmağında on marifete ilave; on parmağında on NET olan hanımlar devreye girdi… Akıllı telefonlardan, iş haricinde kitap okuyarak,  eğitici şeyler dinleyerek ilgi çekecek güzel sözleri paylaşıp, interneti müspet manada kullanarak; on parmağın hakkını verdiler… Hatta interneti erkeklere nazaran, daha temiz kullandılar da diyebiliriz.
 
Hanım kardeşlerimizin, okuma yazmada sayıları, eskiyle kıyaslanmayacak şekilde artmış; değişik iş kollarında başarılarını ortaya koymuşlardır… İş dünyasındaki başarılarına evde de göstermişlerdir… En basiti mutfağa daha bilinçli girdiler; çocuğu daha kaliteli yetiştirmeye başladılar… Ülke ve dünya meselelerini oturup, hayat arkadaşlarıyla muhabbet eder hale geldiler... Hayata dair söylenecek sözlerinin olduğunu ve şuurlu konuşmalarıyla da öğrendiklerini, okuduklarını göstermişlerdir… Ve en önemlisi yaradılış gayesini, kâinatın sahibini fıtratlarına uygun sağlam kaynaklardan öğrenip, şuurlu şekilde ibadet ve tesettürü yaşamaya başlamışlardır… 
 
Tabii ki olumsuz misallerde var: Tesettürü bilinçsizce yapan; çekincelerden dolayı uygulayanlar, internetle ayarı bozulanlar, bir de iş dünyasına girip para kazanınca erkeğin ağzından burnundan getirenlerinde olduğu gibi... Ama bizi bu istisnalar değil, örnek olanlar ilgilendirir. İnternetle kafayı yemiş ve eskinin hanımlığından, beyliğinden eser kalmamışlardan da, başka bir yazıda bahsedeceğim inşallah.
Hayırlı bayramlar…
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum