1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Nurettin Yaşar
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Nurettin Yaşar

A+A-

Şimdiki zaman eki süreklilik gösteren bir ektir. Kelimenin sonundaki re harfi tılsımlıdır, ebediyet kokar, bütün zamanlar için geçerli bir ektir. “Yaşar” ne maziye intikal eden ne de geleceğe her zaman yaşar bir ektir. Bediüzzaman geniş zaman ekinini hep kullanır o eki okuyanlar da ölmez, yaşar, varlığın fani duvarını yıkar, ebediyetin  sonsuz sahrasında dolaşırlar. Nurettin Yaşar, benim ilk vakıflık arkadaşım. Nurettin Yaşar, Şevket Sahabi, Himmet Uç, Osman Sıcak. Biz dört cengaver Erzurum hizmetinin hizmet vadisine gönüllü kaydolmuş  figüranları. Onlar içinde vakıflığı Nurettin Yaşattı, ölene kadar ahdine sadık kaldı. Peygamberimiz “şu dünyada garip gibi yaşayın” diyor. Nurettin tam buna göre yaşadı. Kamildi, içine attı, hissettirmedi. bir gün Vahdet Abiye gider “Ağabey birlikte çalışalım” der. Bir hizmetin evliya çelebisi gibi koştu, koştu, koştu, nefes almadan, dinlenmeden. Bir de dünyaya girince yine hızını alamadı ama at artık tek değil sırtında iki can daha taşıyordu. Şimdi at ve binicisi gittiler. Bir hışımla geldi geçti cizir oğlu Mustafa bey hey hey…

Her zaman şevkli her zaman atak bir dava adamıydı, yoluna giderken kırıp dökmeyi önemsemezdi antenleri sağlamdı. Dershaneleri idare ederken, istediği yere istediği mefruşatı, levazımatı alır beni adres gösterirdi. Ben de banka değildim, o ise iş yürüsün himmet isterse sürünsün derdi, hiç aldırmazdı. Çok cesurdu, aldırmaz yaptığını yapar yapmadığını düşünürdü. Sungur Ağabey’den sonra belki en çok koşturan adamdı. Türkiye’nin her yerinde ayak izleri ve nefesi vardır, gördüklerine mi sevinsin arkada kalan bir küçük yavrusuna mı üzülsün? Sungur Abinin vefatı en çok onu üzmüştür, onun muakıbı gibi davranır hatta kelimeleri bile onun gibi telaffuz ederdi.

Ben yumurtaların üstünde oturmanın ve derinleşmenin daha faydalı olacağı kanaatindeyken o ise, tohum ekme yanlısı idi. At sırtında doğmuş sonra at sırtında ömrü geçmiş Osmanlı cengaverleri gibiydi, koşarak geçen ömrü yatarak geçen ömründen daha fazlaydı. Tıpkı Yavuz’un at sırtında geçen ömrü ile yatakta geçen ömrünün mukayesesinde olduğu gibi. Türk dünyası ülkeleri, Türkiye’nin her beldesi , Makedonya, Bosna Hersek, Avrupa onun at nallarının sesi ile tıpkı atalarının bir ömür süren serüvenleri gibiydi. Said Nursi ve Mevlana Sempozyumu’nda haber aldık vefatını. Baktım yine hayat devam ediyor, ölene söylenecek “Allah rahmet etsin”den başka bir sözümüz yok idi. Anlı şanlı Osmanlı paşaları ve İslam ordusunun kumandanlarını anarız, ama Nurettin Yaşar ahirette imparatorlarla yarışacak bir büyük dava adamıydı. Yorulmak nedir bilmeden koştu, koştu. “İnna etayna kelkevser” denizine düştü.

Amatörlüğünü Erzurum’da yapmıştı. Horasan’da öğretmen olan Ragıp Abinin ağına takılmış bir kahramandı. Erzurum’da birkaç yıl birlikte çalıştık, beraber koştuk, beraber hizmet ettik, beraber şikayet ettik dehrin oklarından. Ben kavak ağacına tırmanmayı düşünürken o söğüt ağacına binecek iktidardaydı. Onu dizginleyecek bir kahraman çıkmadı, atını her yana sürdü, şimdi onun ektiği tohumları sulayacak yeni Nurettin Yaşar’lar  var.

Said Nursi ve Mevlana Sempozyumunda şöyle orada olanları bir gözden geçirdim. Mevlana türü insanlar göremedim, baktım yeni tasarıları paylaşacak adam yok gibi, yeni tasarıları paylaşabilecek adam birkaç kişiyi gördüm. İlim adamlığı ile dava adamlığının birleştiği insanlar çok az, bir kendini satma, bir herşeyi ben bilirim edası, böyle insanlarla paylaşacak çok şey yok. Nurettin bunları bildiği için mi nedir atını hiçbir zaman bir yere bağlamadı. İnsanları kaydeden onların hizmet şevkini kıran büyük edalı insanlardan kaçmayı başardı. Allah’ta o koşarken ona kanatlarını açtı ve Nurettin hiç yılmadan iğnelerden, oklardan, mızraklardan  kaçtı ve ileyhi türceun dedi ve gitti.

Annem öldüğünde mezarı başında “Allah’ım aşağıda neler oluyor” dedim. Allah gösterdi mi ben mi öyle hissettim annem mavi taneli bir büyük tesbihi münkir nekire salladı ve onlar gittiler. Şimdi Nurettin ne yaptı, ben bu yazıyı yazarken o toprak tabakasının altına vadiyi ebediyete gidiyordu, varlık sınırı bitti ebediyet denizine ayak bastı, sıkıntılar bitti. Onu kimler karşıladı bilmem, ama Üstadımın karşıladığını tahmin ediyorum. Öyle az bir adam değildi, yürürken kadrini bildik mi diyemem, biz ise inşallah keşke biz de Nurettin olsaydık diyeceğiz. Selam sana dünyanın tantanasından, şöhretinden nur akıncılığına soyunmuş adam. Selam sana cennetin yeni sakini, Allah geride bıraktığın küçüğe ve gözü yaşlı hanımına sabrı cemil versin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum