• Ankara14 °C
  • İstanbul22 °C
  • İzmir22 °C
  • Antalya18 °C
  • Trabzon21 °C

Salih CAN

12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Norveç'te bir vefa kahramanı, Seyyid Abdullah Süslü

22 Ağustos 2011 05:12

Norveç'in ilklerinden diyebiliriz. Çalışmak için değil tabii ki bu tespitim. Hizmet-i imaniye ve Kur'anıye için herşeyini ve ailesini alıp 1980'lerde Norveç'e yerleşen Abdullah Süslü abiden bahsediyorum. Tövbe Suresi 20. ayette anlatılan "onlar ki Allah yolunda mallarıyla canlarıyla hicret ederler..."  ayetindeki kamil müminin tarifi ve özelliklerinin birçoğunu kendisinde barındıran bir kişi o. Klasik bir Risale-i Nur okuyucusu. Üstad Bediüzzaman'a kalben çok bağlı. Herkese söylemesede Evlad-ı Resul'den. Hikayesi ise çok ilginç. Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, bir hiss-i kable'l vuku veya bir işaret-i manevi neticesinde -yanlış aktarıyorsam bağışlayın - 1980'lerde bizzat ve hususi olarak Norveç'e doğru teşvik ederek, İskandinavya'ya yolladığı bir ailedir Süslü ailesi. O zamanlarda hizmeti temsilen bu topraklarda kimseler yoktur. Kader, çizdiği planda onlara bir rol biçmiştir adeta. 1980'lerden, kurumlarımızın açılacağı 1999'lara kadar Norveç'te, hizmet-i imaniyenin gönüllü temsilcileri olurlar. İlk temelleri bi-iznillah atan bir aile idi O'nlar.

Peki kimdir Seyyid Abdullah Süslü?
Rüyalarda görüldüğü şekliyle Abdullah Süslü, Norveç'in ilk hizmet raylarını döşeyen insanlardan biri. Rüyadan daha gerçek bir şekilde ise tüm Norveç'i dolaşmış, ticarete el atmış. Halıcılıkla uğraşmış. Norveç'te o zamanlar imkanların kısıtlı olduğu vakitlerde, en kuzey illerine kadar gitmiş. Rızkını temin için koştururken hiç boş durmamış demeyeceğim. Hizmetini yaparken bunun yanında Allah'ın ihsanlarına ve inayetine mazhar olmuş. Kara, hava ve deniz yolculuklarında, çok değerli eşi Hacı Anne ile beraber heryeri arşınlamışlar. Aslında onlar, küçük pikap arabasıyla ellerindeki malı satmak isterlerken, kalplerindeki güzelliklere müşteri arıyorlardı. Hemen hemen her gittiği yerde ve hatta gemide bile gürül gürül Ezan-ı Muhammedi okuyorlardı. Norveç topraklarında bir sahabe edasıyla, sahabe-misal hatt-ı hareketiyle heryere gitmiş ve her karış toprağına Muhammedi ruhun selamet yörüngeli barış mesajını götürmüş.

abdullah_suslu.jpgBirgün bir dükkan tuttuklarında, o muhitte ne kadar sarhoş ve ayyaş ve esrarkeş var ise hepsine hergün çorba ısıtıp verirmiş. Yaklaşık hergün 40 kişiye çorba verdiği söylenir. Vefat ettiğinde , mahallesindeki esrar çekenler bakarlar ki kendilerini davet eden o kişi yok ve gözükmüyor. Gelir ve sorarlar. Vefat haberi verilince hepsi orada ağlamaya başlar.

Birgün Türkiye'de İzmir'de bir taksiye biner. Çocuğu Yamanlar Kolejinde okumaktadır ve okul taksitlerini yatırmak üzere yola koyulur. Çevirdiği taksici çok patavatsızdır. Durup dururken halinden ve bazı şeylerden rahatsız olduğundan bahisle muhabbet başlatır. Ekonomik sıkıntılardan dem vurur. Bir evinin olduğunu ve kiracısının 6 aydır hala kira vermediğini söyler. Kiracısına verip veriştirmeye başlar. O vakte kadar Abdullah abi sakındır. Ta ki taksici "madem kirayı veremiyorsun niye oturuyorsun? Eğer veremeyeceksen git aileni bir yere pazarla veya bana sat ama paramı getir" gibi sözler sarfedene kadar. O sakin ve mülayim insan birden celallenir. Anayolun ortasında ve daha yolu yarı bile etmemişken "Dur hemen!" der. Taksici ne olduğunu anlamaz ve yol kenarına çeker. Cebinden çıkardığı çocuklarının kolej parasını adamın yüzüne çarpar ve "Terbiyesiz herif! Al bunu. Bu, o 6 aylık kirayı karşılar. Eğer o kadıncağızın ve o ailenin kılına zarar verirsen seni mahvederim. Onlara ilişmiyeceksin ve paranı da aldın defol!" gibisinden taksiciyi bir güzel haşlar. Ve yolda parasız yayan koleje kadar yürümeye başlar. Hocaefendi'nin sohbeti vardır ve oraya katılır. Hocaefendi ile kalben birbirlerine bağları vardır. Hocaefendi, sohbetin bir yerinde hakiki mümin ve hakiki hizmet insanını tarif ederken birden der ki: "içinizde öyleleri vardır ki hiç tanımadığı bir mu'minin namusu ve haysiyeti söz konusu olduğunda, gözünü dahi kırpmadan çıkarır 6 aylık borçlarını öder. Ben biliyorum ki 1 yıllık borç olsaydı yine öderdi. Ben olsaydım ben de aynısını yapardım" deyiverir. Abdullah abi donakalır. Ama sırrını oradakilere ifşa etmez.

Norveç'te kaldığı şehirde her sabah namazı vakti, sokak ortasında gürül gürül ezan okur. Mahalleli ise şaşkındır. Bakarlar ki hergün aynı ses. Şikayet ederler. Polise "hergün burada bir adam bağırıyor birşeyler söylüyor" derler. Polis gelir uyarır ama nafile. Başka şekillerde devam eder. Abdullah abi, çok fedakar ve bununda yanında çok, hatta aşırı derecede cömerttir. Elinde ne varsa ihtiyacı olanlara yardım eder. Mukaddesata ait herşeyde payı vardır. Norveç'teki tüm camilerde katkısı vardır. Hizmetlerin en sıkıntılı anlarında hep o çıkar ortaya. Konya'daki bazı tarlalarını hizmetler için bağışlayıverir mesela. O, bu zaviyelerden bir ahir zaman delisi veya velisi. Aynı zamanda Hızır'ın da dostu. Hızır ile bazı muhavereleri olduğunu duydum lakin net bir şekilde öğrenemediğimden maalesef aktaramıyorum.

Abdullah Süslü abi, kendi yapıp ettiklerinin yanısıra bununla da yetinmeyen ve tüm aile efradını, torunlarına varıncaya kadar bu deliler ve veliler hizmetine dahil etmiş aziz bir insan.  Abilerimizden birisinin rüyada muşahede ettiği şekliyle Norveç'te hizmet raylarını döşeyen bir insan O. Yaşantısı kadar vefatı da enteresan.  Şimdi bayrağı O'ndan, Selahattinler, Kemallettinler, Hüseyinler, Ahmetler, Mehmetler ve hatta genç yiğit Abdullah ve Salimler aldı. Herbiri bir işletme sahibi ve Norveç'in sayılı işadamları olan bu güzide aileye Cenab-ı Hakkın ihsanı yağmaktadır adeta.

Malum olunduğu üzere, Bediüzzaman Said Nursi "elbette nev-i beşer bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve mânevî bir kıyamet başlarında kopmazsa, İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’ân’in kabulüne çalışan meşhur hatipleri ve din-i hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli dinî cemiyeti gibi, rû-yi zeminin kit’aları ve hukûmetleri, Kur’ân-i Mu’çizu’l-Beyânı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar" diye  bahsettiği ve tebşiratta bulunduğu müjdenin, Norveç ayağındaki istihdam olunanlardır, Seyyid Abdullah Süslü ve ailesi.

Norveç'teki bu seyyid ailede Risale-i Nurlar baştacıdır. Hocaefendi'nin yanından gelen herhangi birisi mutlaka oradan bu aileye özel selam getirmiştir. Ve mutlaka onların evinde misafir olmuştur. Abdullah abinin eşi Hacı Anne halen hizmetlerde koşturan birisi. Yanına dua almak için gittiğimde mutlaka orada Risale okunur. Veya Risale okunuyorsa hemen gelir dinlemeye başlar.

Anlatmaya çalışacağım çok önemli bir başka husus daha var. Seyyid Abdullah Süslü, birgün güzelce giyinir, saçlarını tarar ve süslenir. Kristiansund şehrinde bir ev kiralamak üzere yola çıkar. Dışarıda kiralamayı düşündüğü evin önünde bir kalp krizi sonucu vefat eder. Aileyi ayakta tutan temel direk göçmüştür artık. Aile, mezarın nakli hususunda ikiye bölünür. Hicret diyarında defnedelim diyenler azınlıkta kalır. Türkiye'deki ailenin geniş kısmı baskın gelir. Konya'da merkezdeki üçler mezarlığında yer bulunamaz. Oradaki görevli bir daha bakar ve bir boş yerin olduğunu söyler. Mezar yerine vardıklarında herkes şaşkındır. Çünkü boş denilen yer, rahmetli Abdülmecid Nursi'nin mezarının hemen yanıbaşında bir yerdir. Hiçkimse hikmetine vakıf olamaz. Ve oraya defnedilir.

Aradan yıllar geçer ve Norveç parlamentosundan Hristiyan partisine mensup 14 milletvekili, rahmetli Abdullah Süslü'nün oğlu Kemalettin Süslü ile  Türkiye gezisine götürülür. İşadamları ve siyasilerin, bu kültür gezisinde rehber Kemalettin Süslü'dür.  Gezilen iller arasında Konya'da vardır. Mevlana'yı ziyaret eden ve camileri gezen ve hayran hayran dolaşan milletvekillerini bir de Konya da medfun bulunan Abdullah Süslü abinin mezarına götürmek isterler. Esasına bakarsanız gönlüm ne kadar arzu ederdi O'nun bir sahabe gibi hicret diyarında, Norveç topraklarında defnedilmesini. Ama Rabb-i rahim O'na, Konya mezarlığında Bediüzzaman'ın kardeşi Abdülmecid Nursi'nin mezar komşuluğunu nasip edecekti. Tahayyül ve tasavvurlarımızın pek fevkinde olarak 14 Norveç  milletvekili, Abdullah Süslü amcanın mezarı başına varırlar. Saygıyla O'nun çocuklarının, yaptıkları duaları dinlerler. Bu inanılması çok zor bir şeydir. Yıllar önce Abdullah Süslü abiye dense idi ki, "Ey Abdullah abi! Birgün Allah, senin ayağına Norveç milletvekillerini getirecek ve seni ziyaret ettirtecek." Acaba ne derdi bize? "Benimle eğlenmeyin şakirtler!" veya "Biz hizmetimizi yapar gideriz. Öyle bir talebimiz olmaz" mı derdi acaba?  Benim  inancım o ki, Allah azze ve celle O'na mezarı başındaki bu sahneyi izletmiştir. Zira sahabe mesleğinin en bariz özelliği olsa gerek, dünya kapılarının ve gönül kapılarının ardına kadar onlara açılacak olması.

Allah azze ve celle'den niyazimiz Seyyid Abdullah abiler gibi kişileri herzaman içimizde var etsin ve O'nların samimiyet ve hasbiliğini bizlere lütfetsin.
Abdullah amcanın geride bıraktığı aile-i mübarekesine ve hassaten Hacı Anne'me kalb-i selamlarımla...

YORUMLAR
ALLAH RAZI OLSUN
MEHMET CAN
ALLAH RAZI OLSUN.BÖYLE İNSANLARIN OLDUĞUNU DUYUNCA GELECEĞE İNANCIM DAHA DA ARTIYOR.
17 Nisan 2013 Çarşamba 12:21
KARİKATÜR
IŞİDi yönlendiren parmak
Tüm Hakları Saklıdır © 2008 Risale Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0.312.492 06 88 / Faks : | Haber Yazılımı: CM Bilişim - Tasarım: INVIVA
Web Hosting Sağlayıcı:    Kaliteweb Hosting