1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Nice canlı vardır ki rızkını temîn edemez, onlara da size de Allah rızık verir
Nice canlı vardır ki rızkını temîn edemez, onlara da size de Allah rızık verir

Nice canlı vardır ki rızkını temîn edemez, onlara da size de Allah rızık verir

Ayet meali

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Cenab-ı Hak (c.c), Ankebut Sûresi 60-62. ayetlerinde meâlen şöyle buyuruyor:

60-(Yeryüzünde) hareketli olan nice canlı da vardır ki rızkını taşıyamaz (kendi te’mîn edemez). Onlara da size de Allah rızık verir. (*) Çünkü O, Semî‘ (rızık isteyen her canlıyı işiten)dir, Alîm (herbirinin ihtiyâcını bilen)dir.

61-Celâlim hakkı için, eğer onlara (o müşriklere): “Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı emrine boyun eğdiren kimdir?” diye sorsan, mutlaka: “Allah!” derler. Öyle ise (haktan) nasıl çevriliyorlar?

62-Allah, kullarından dilediğine rızkı genişletir ve (kimi dilerse de) ona daraltır. Şübhe yok ki Allah, herşeyi hakkıyla bilendir.

(*) “Rızk-ı helâl, iktidar ve ihtiyâr (irâde) kuvvetiyle kazanılmaz, buldurulmaz. Belki çalışmasını ve sa‘yini (çabasını) kabûl eden bir merhamet tarafından verilir ve ihtiyâcına acıyan bir şefkat cânibinden (tarafından) ihsân edilir. Fakat rızık ikidir. Biri: Yaşamak için hakīkī ve fıtrî rızıktır ki, taahhüd-i Rabbânî (Allah’ın taahhüdü) altındadır. Hattâ o kadar muntazamdır ki, bedende yağ vesâire sûretinde iddihâr olunan (biriktirilen) fıtrî rızık, hiç olmazsa yirmi günden ziyâde birşey yemeden yaşatır, hayâtını idâme eder (devâm ettirir). Demek yirmi-otuz günden evvel ve bedende müddehar (biriktirilmiş) olan fıtrî rızkı bitmeden, zâhiren (görünüşte) açlıktan vefât edenler rızıksızlıktan ölmüyorlar. Belki sû’-i i‘tiyaddan (yanlış alışkanlıktan) ve terk-i âdetten neş’et eden (alışmış olduğu tarzı bırakmaktan gelen) bir hastalıktan vefât ederler. İkinci kısım rızık: İ‘tiyad ve israf ve sû’-i isti‘mâlât (kötüye kullanma) ile tiryâkī olup, zarûret hükmüne geçen mecâzî ve sun‘î rızıktır. Bu kısım ise, taahhüd-i Rabbânî altında değildir. Belki ihsâna tâbi‘dir. Kâh verir, kâh vermez.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 157-158)