Hoşgeldiniz! bugün 30 Temmuz 2010 Cuma
İttihada mükellef ve muhtaçsınız
 
Said Nursi Külliyesinin açılışına davet
 
Ceylan, Bediüzzaman'ın resmini nasıl çekti?
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Necip Fazıl'dan Cübbeli Hocaya...
21 Aralık 2009 / 08:45
Cübbeli Hocanın sözleri ile tekrar gündeme gelen Hıristiyanların şehitliği meselesi 40 yıl önce de medyada yer almıştı

Risale Haber-Haber Merkezi

Cübbeli Ahmet Ünlü Hocanın sözleri ile tekrar gündeme gelen Hıristiyanların şehitliği meselesi bundan yaklaşık 40 yıl önce de medyada yer almıştı. Necip Fazıl Kısakürek, yine Cübbeli Hoca gibi Bediüzzaman Said Nursi'nin görüşlerini “ehl-i sünnet akidesine muhalif olduğu” gerekçesiyle eleştirmişti.

İşte o günlerde meydana gelen bu olayla ilgili hatırayı “Ağabeyler Anlatıyor” kitaplarının yazarı Ömer Özcan Risale Haber okuyucuları için paylaştı.

“Ağabeyler Anlatıyor” isimli kitaplarımın hazırlık çalışmaları sırasında yüzlerce kadim ağabeyle görüşme fırsatı buldum ve el’an bu çalışmalarım devam ediyor.
Mehmet Kırkıncı Hoca Efendiden kaydettiğim çok önemli tarihî bir hatıra var… 40 sene önce yaşanan bu hadisenin özü şudur: “Bediüzzaman Hazretlerinin Hristiyanlarla alakalı bir tespitine, Necip Fazıl’ın itiraz etmesi; Kırkıncı Hocanın izahlarıyla ikna olunca da hakperestlik yaparak hatasını tashih edip düzeltmesidir.” Şimdi olayı Mehmet Kırkıncı Hocamızdan dinleyelim.
(Ömer Özcan)

Mehmet Kırkıncı anlatıyor:

1970’li yılların başlarındaydı… Mehmet Şevki Eygi’nin çıkardığı Bugün Gazetesi’nde Necip Fazıl Kısakürek yazılar yazıyordu.
Bir kış günü Zübeyir Ağabeyden, “Hocam acele İstanbul’a gel” diye bir telefon aldım. Aynı gün uçakla İstanbul’a indim. Havaalanında Av. Bekir Berk, Mustafa Polat, Mehmet Fırıncı, Mehmet Birinci karşıladılar. Oradan Bekir Bey’in Kığılı Pasajındaki bürosuna gittik. Zübeyir, Sungur, Bayram Ağabeyler oradaydılar. Baktım Zübeyir Ağabey kravat takmış, özel bir hazırlık yapmış gibiydi.

Dedi ki: “Hocam, Necip Fazıl Bey, Bugün Gazetesi’nde Üstad aleyhinde birkaç yazı yazdı. Üstadımızın “Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir” sözüne itiraz ederek, bunun ehl-i sünnet akidesine muhalif olduğunu söylüyor. Kendisinden randevu aldık, şu anda bizi bekliyor.”

BEDİÜZZAMAN'IN SÖZLERİ

Gerekli kitapları yanımıza alarak ormanlarla kaplı, içi de çok güzel döşenmiş evine gittik. Necip Fazıl Bey beni görünce, “Tamam! Mehmet Bey’de gelmiş, ehl-i sünnet’i bilen, şeriatı bilen birisidir, şimdi meseleyi daha rahat çözebiliriz” dedi. Sonra Tarihçe-i Hayatı getirdi ve ilgili mektubu okumaya başladı:

“Şiddet-i şefkat ve rikkatten, bu kışın şiddetli soğuğuyla beraber manevî ve şiddetli bir soğuk ve musibet-i beşeriyeden bîçarelere gelen felâketler, helâketler, sefaletler, açlıklar şiddetle rikkatime dokundu. Birden ihtar edildi ki: Böyle musibetlerde kâfir de olsa hakkında bir nevi merhamet ve mükâfat vardır ki, o musibet ona nisbeten çok ucuz düşer. Böyle musibet-i semaviye, masumlar hakkında bir nevi şehadet hükmüne geçiyor.

Üç-dört aydır ki, dünyanın vaziyetinden ve harbinden hiç bir haberim yokken Avrupa'da Rusya'daki çoluk çocuğa acıyarak tahattur ettim. O manevî ihtarın beyan ettiği taksimat, bu elîm şefkate bir merhem oldu. Şöyle ki:

O musibet-i semaviyeden ve beşerin zalim kısmının cinayetinin neticesi olarak gelen felâketten vefat eden ve perişan olanlar eğer onbeş yaşına kadar olanlar ise, ne dinde olursa olsun şehid hükmündedir. Müslümanlar gibi büyük mükâfat-ı maneviyeleri, o musibeti hiçe indirir.

Onbeşinden yukarı olanlar, eğer masum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür; belki onu Cehennem'den kurtarır. Çünki âhirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i Muhammedî'ye (A.S.M.) bir lâkaydlık perdesi gelmiş ve madem âhirzamanda Hazret-i İsa'nın (A.S.) din-i hakikîsi hükmedecek, İslâmiyetle omuz omuza gelecek. Elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve Hazret-i İsa'ya (A.S.) mensub Hristiyanların mazlumları çektikleri felâketler, onlar hakkında bir nevi şehadet denilebilir. Hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zaîfler, müstebid büyük zalimlerin cebr ü şiddetleri altında musibet çekiyorlar. Elbette o musibet, onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalaletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikattan haber aldım. Cenab-ı Erhamürrâhimîn'e hadsiz şükrettim. Ve o elîm elem-i şefkatten teselli buldum. (Kastamonu Lâhikası 112)

RİSALE-İ NUR’DAN MEKTUBAT KİTABINI AÇARAK ALAKALI YERİ OKUDUM

Okumayı bitirdi, bana dönerek: “Hocam, şimdi bu fikirler ehl-i sünnet ve’l cemaat mezhebine uygun mu, değil mi? Sen ne dersen razı olacağım” dedi.

Bir tevafuk eseri birkaç gün önce ilm-i kelam dersi alan talebelere İmam-ı Gazali’nin Faysalü’t Tefrika adlı kitabında o kısmı okumuştum. Dedim: “Efendim keşke o yazıları yazmadan evvel bizimle görüşseydiniz. Üstad Hazretleri itikaden Eş’ari mezhebindendir. Biz ise Maturudi mezhebindeniz. Bu konuda Eş’ari ile Maturudi mezhebi arasında görüş farklılığı vardır. Eş’ariler (Biz peygamber göndermediğimiz kavme azap etmeyiz. İsra 64) ayetine dayanarak, kendilerine peygamber gelmemiş, davet ulaşmamış insanları ehl-i necat kabul ederler.”

Sonra Risale-i Nur’dan Mektubat kitabını açarak alakalı yeri okudum: “…Zaman-ı fetrette : sırrıyla; ehl-i fetret, ehl-i necattırlar. Bil'ittifak, teferruattaki hatiatlarından muahazeleri yoktur. İmam-ı Şafiî ve İmam-ı Eş'arîce; küfre de girse, usûl-i imanîde bulunmazsa, yine ehl-i necattır. Çünki teklif-i İlahî irsal ile olur ve irsal dahi, ıttıla' ile teklif takarrur eder. Madem gaflet ve mürur-u zaman, enbiya-i salifenin dinlerini setretmiş; o ehl-i fetret zamanına hüccet olamaz. İtaat etse sevab görür, etmezse azab görmez. Çünki mahfî kaldığı için hüccet olamaz.” (Mektubat 386)

AKŞAM NURCULARIN KURMAY GRUBUYLA GÖRÜŞTÜK

Devamında dedim ki: İşte İmam-ı Gazalî de Eş’ari Mezhebindendir ve kitaplarında aynı fikirleri savunmaktadır.

Necip Fazıl Bey çok hakperest bir insan olduğundan söylediklerimizi kabul ve tasdik ederek ayağa kalktı: “Şimdi o yazıları yazdığıma pişman oldum” diyerek hakkı teslim etti. Benden İmam-ı Gazalinin mevzu ile ilgili bölümü kendisine göndermemi rica etti. Ben de Erzurum’a döndüğümde mektupla İmam-ı Gazalinin Faysalü’t Tefrika adlı kitabının 96. sayfasını kendisine gönderdim.

Ertesi gün aynı gazetede: “Akşam Nurcuların kurmay grubuyla görüştük…” diye başlayan bir yazı yayınlayarak hatasını tashih ve telâfi etmiş oldu.

İmam-ı Gazali’nin Faysalü’t Tefrika adlı kitabındaki mevzuumuz ile ilgili bölümü aynen şöyledir:
“İnancıma göre, İnşallah Allah-ü Teâlâ, zamanımızdaki Rum, Hrıstiyan ve Türklerin pek çoğunu da Rahmet-i İlâhiye şümûlüne alacaktır. Bunlardan maksadım, uzak memleketlerde yaşayan ve kendilerine İslâm’ın dâveti ulaşmayan Rum ve Türklerdir. Bunlar üç kısımdır:
1.Hazret-i Muhammed’in (asv) ismini hiç duymamış olanlar
2.Hazret-i Peygamberin ismini, sıfatlarını ve gösterdiği mu’cizelerini duymuş olanlar. Bunlar İslâm memleketlerine komşu olan yerlerde veya Müslümanlar arasında yaşayan kimselerdir. Bunlar kâfir ve mülhidlerdir.
3.Bu iki derece arasında bulunan gruptur. Hazret-i Peygamber’in ismini duymuşlarsa da vasıf ve hususiyetlerini duymamışlardır. Daha doğrusu bunlar Hazret-i Peygamber’i tâ küçüklüklerinden beri “İsmi Muhammed olan, peygamberlik iddiasında bulunan birisi” olarak tanımışlardır. Tıpkı bizim çocuklarımızın “El Mukaffa adında birisinin Allah’ın kendisini peygamber olarak gönderdiğini iddia ettiğini” duymaları gibi. Kanaatime göre bunların durumu birinci grupta olanların durumu gibidir. Çünkü bunlar Hazret-i Peygamber’in ismini, haiz bulunduğu vasıfların zıdlarıyla birlikte duymuşlardır. Bu ise hakikatı araştırmak için insanı düşünmeye ve araştırmaya sevk etmez. Bunlar da birinci grup gibi ehl-i necattırlar.”

İmam-ı Gazalinin bu yazısını Necip Fazıl’a gönderdim. Aynı zamanda Alûsi’nin, Ruhül-Meâni tefsirinin 15. cilt 42. sayfasında, İbrahim Lekkâni’nin Cevheretü’t-Tevhid adlı kitabının 29. sayfasında aynı görüşü savunduğunu kendisine yazdım.

Seneler sonra Üstad’la alakalı düzenlenen sempozyumlarda gördük ki Bediüzzaman’ın bu mektubunun Hristiyanlar âleminde ne kadar takdir-i şâyanla karşılanmıştır. Ve İttihad ve birliğin temel taşını oluşturduğunu, bir nevi üstadımızın bir kerameti olduğunu hep beraber müşahede ettik.

İLGİLİ HABER:

Cübbeli Hoca'dan Nurculara çağrı

GoogleGoogle YahooYahoo FacebookFacebook DiggDigg Del.icio.usDel.icio.us
RedditReddit TwitterTwitter friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
Uyandın mı?!
Baki
Selamün aleyküm. Evet, uyandın mı?! Ey Müslüman! Hazreti-i Muhammed (Aleyhisselam) eleştirilirken ve Din-i İslam Şeriat'ına ''Kahrolsun Şeriat'' diyenler konuşurken...NERDEYDİN??? Ehl-i Sünnet dışı hocalarımız, Haram'a Helal, Helal'e Haram derken ve Kader'i, Peygamberlerin (Aleyhimüsselam) Mucizelerini inkar ederken...NERDEYDİN??? Sahabei-i kiramın Muhammedi sevgisine ''Abarttılar'' diyen hoca konuşurken...NERDEYDİN??? ''Kur'ân-ı kerim'in bazı Ayetleri bu zamanda geçerli değildir'' diyen hocalar konuşurken...NERDEYDİN??? Şimdi mi uyandın?! Ne oldu sana birden??? Onlardan neden özür dilemelerini beklemiyorsun? Dipnot 1: BÜTÜN Ehl-i sünnet (mesela Alim ve Velilerin) kitapları bizim için değerlidir. HANGİSİNE saldırı olursa, savunmaya geçmeliyiz (Kur'ân-ı kerim, zâten Allahu teâlâ'nın korumasındadır), yani, İtikâdı bozuk fikirli onların yazılarına reddiye. Gel gör ki, çoğu saldırıyı görmemezlikten geliyoruz... Dipnot 2: Said-i Nursi Hazretleri, ALİM ve VELİ bir zat-ı muhteremdir. ..
28 Ocak 2010 Perşembe 01:10
cübbeli
emre
cübbeli hocam yanlış görünen bi yer hakkında cevap istemiştir.inşaeALLAH yarın moral fm e çıkıyo.aradaki buzları eritmesini temenni ediyorum.cübbeli de said nursi hz. lerini eleştirmeye bayılmıyo.bazı anlaşılmayan yerlerin açıklanmasını istiyo. okadar.
25 Ocak 2010 Pazartesi 20:56
cevap
ben ali adındaki insan kardeşime
(zati muhtereminiz LAILAHE ILLALLAH diyen MUHAMMEDEN RESULULLAH kismini soylemesede olur diyor bumu sizin islami anlayisiniz ) böyle bir yorum akudum aşağıda el insaf derim AHMET hoca gibi sende mi duydundamı konuşuyorsun yoksa okudunda mı ÜSTADIN 26 MEKTUBUNUN 5 MESELESİ Mektubunuzda "Mücerred -2- kâfi midir? Yani, -3- demezse ehl-i necat olabilir mi?" diye, diğer bir maksadı soruyorsunuz. Bunun cevabı uzundur. Yalnız şimdi bu kadar deriz ki: Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini ispat eder, birbirini tazammun eder, biri birisiz olmaz. Madem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtemü'l-Enbiyadır, bütün enbiyanın vârisidir. Elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrâsından hariç hakikat ve necat yolu olamaz İFTİRA EDEN ELBETE CEZA GÖRECEKTİR
23 Aralık 2009 Çarşamba 11:43
hırsızmış
metin
Ben seni hiç tanımadığım halde sadece 1-2 defa görmekliğimle ve birisinin getirdiği habere binaen hırsızmış diye duysam yapmam gereken şey aşağıdakilerden hangisidir? a. Has dairede konuyu görüşmek b. Herkesin gözü önünde kulağıma gelen lafı \"hırsızmış\" şeklinde cümle aleme ilan etmek Hırsız olmadığın mahkeme kararıyla dahi isbatlansa, elinde tapu gibi beraatin de olsa artık söylenen söz bir okun yaydan çıktığı gibi çıkıp gitmiştir safi zihinlerin idlaline
22 Aralık 2009 Salı 22:49
Alttaki yoruma reddiyedir
metin
Teke tek programında yapılan davranışları tasvib eden kardeşim; birisinden duyduğun şeyi anlamadan dinlemeden ulu-orta söylersen bu batılın tasviri ile safi zihinleri idlal etmek olur. 70 milyonun karşısında hiç okumadan "yanlışmış" demek ne derece insafa sığar. Ben senin hakkında hırsızmış diye duysam sonra geçip de orada söylesem sonradan hırsız olmadığın meydana çıksa bile artık laf ağızdan çıkmıştır. Safi zihinler idlal olmuştur. Benim anlamadığım şu: Gevurlar müslümanlarla uğraşıyor. Müslümanlar da müslümanlarla uğraşıyor.
22 Aralık 2009 Salı 22:21
DİĞER HABERLER
RisaleHaber Özel Arama
SON DAKİKA
ÇOK OKUNANLAR
GENÇ KALEMLER
RÖPORTAJ
ANKET
Referandumda kararınız nasıl olacak?
BASINDAN SEÇMELER
KARİKATÜR
Salih Memecan (Sabah)
HAVA DURUMU
Ankara
15 / 36
 
Antalya
26 / 33
 
Bursa
19 / 32
 
İstanbul
25 / 29
 
İzmir
24 / 35
Sitemizdeki yazı, resim ve haberlerin her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Görsel Tasarım: Capitol Medya - Yazılım: CM Bilişim