1. HABERLER

  2. BEDİÜZZAMAN

  3. Nevruz'un coşkulu uyanışına davet eder Bediüzzaman
Nevruz'un coşkulu uyanışına davet eder Bediüzzaman

Nevruz'un coşkulu uyanışına davet eder Bediüzzaman

Taraf yazarı Mücahit Bilici "Newroz ve Özgürlük" yazısında Bediüzzaman'dan bahsetti.

A+A-
Risale Haber - Haber Merkezi
 
Taraf yazarı Mücahit Bilici "Newroz ve Özgürlük" yazısında Bediüzzaman'dan bahsetti. 
 
Bediüzzaman'ın: “Gel, bugün Nevruz-u Sultanîdir. Bir tebeddülât [dönüşüm] olacak, acîb işler çıkacak. Şu baharın şu güzel gününde, şu güzel çiçekli olan şu yeşil sahrâya gidip bir seyran ederiz” sözüyle yazısına giren Bilici, Bediüzzaman gibi ümidin yaşarttığı bir bahara davet etti.
 
İşte Mücahit Bilici'nin o yazısı:
 
Newroz ve özgürlük
 
“Gel, bugün Nevruz-u Sultanîdir. Bir tebeddülât [dönüşüm] olacak, acîb işler çıkacak. Şu baharın şu güzel gününde, şu güzel çiçekli olan şu yeşil sahrâya gidip bir seyran ederiz” diyerek bizi Nevruz’un coşkulu uyanışına davet eder Bediuzzaman. Zira, Ahmet Arif gibi “içeride” olanlar için ümidin yeşerttiği bahar gelmiştir: O bahar ki ölümün kardeşi olan kış uykusu ile mahpus kalmış hayat için özgürlüğün ta kendisidir. Çünkü “taş duvar, demir kapı, kör pencere”nin insanı yokluk ve çürüme zindanına mahkûm edişine karşı şairin kalbi yeniden dirilişe inanır: Evet, “dağlarına bahar gelmiş memleketimin”.
 
Bahar gözlerimizin önünde cereyan eden bir haşirdir. Haşir, yeniden diriliş, bir yeniden doğmaktır. Kışın bizi terkettiği ölüm uykusundan, yeniden hayata uyanmak günüdür. Hayatla işi olan her varlık ister Nevruz’u. Ve gerçekte ölmek, bir son değil, yeni bir başlangıç olduğu için ölüme karşı hayatın, geçiciliğe karşı bekanın tarafında olan her kalp bir Nevruz özlemi ile atar. İşte bakması hayat veren bir Güneş’e tutunan özgürlük âşıkları, ebedi bir mahkûmiyet olan ölümü öldürürler. Ölmek daha iyi bir hayata başlamaktır. Hatta “ölüm bizim için nevruz günüdür” (Bediüzzaman). Taş duvarlar, demir kapılar ve kör pencereler yıkılmıştır. “Zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.” Tohum nasıl ve hangi kaynağa dayanarak hapishanesi olan kabuğunu çatlatıyorsa, insanın da hürriyeti ümidinde, tutunduğu şeydedir. “İnsanları canlandıran emeldir [ümit], öldüren ise yeistir [ümitsizlik],” çünkü “yeis, mâni-i herkemâldir” [ümitsizlik her türlü gelişmeye engeldir]. Kendinden büyük bir davası olanlar ölmez. Homer’den beri bunu biliyoruz. Zira, ümit, iradenin kadere tutunması, ölümü göze alabilerek diri kalmasıdır. Nevruz’unu bulan çiçekler hiç solmaz, iliklerine kadar Nevruz’u bekleyen çürümüş kemikler hiç yok kalmaz, ebediyet için mola vermiş ruhlar ise zamana karşı hiç yenilmezler. Sadece yenilenirler. Çünkü bahar güneşini yansıtan rengârenk aynalardır onlar. Sadece nöbetleşirler. Nev-ruz, yeni gün, yeni güneştir. Newroz bir roja nu’dur. Ölümün geçici elektrik kesintisine karşı hayatın beka arzusudur Nevruz’la dile gelen. Nuruyla sevindirir, ışığıyla uyandırır. Nevruz, mahlûkatın bayramıdır.
 
İşte gelin bahar gelmiş memleketinin, dağlarını ve sahralarını medrese ederek meşrutiyeti ders veren bir özgürlük ve hakikat aşığının o parıldayan (zehra) medresesine uğrayalım ve bir dersine kulak kabartalım.
 
İşte o üstad, “hürriyet-i mutlakanın meydanı olan Kürdistan dağlarında” kendisini dinleyen Kürtlere (ve Türklere ve herkese) medeni bir hürriyeti ders veriyor. Okuyalım:
 
“Her bir zamanın bir hükmü ve hükümrânı [egemeni] vardır. Sizin ıstılâhınızca [terminolojinizle], o zamanın makinesini çeviren bir ağa lâzımdır. İşte, zaman-ı istibdâdın [despotizmin] hâkim-i mânevîsi [hakim ruhu] kuvvetidi; kimin kılıncı keskin, kalbi kâsî [katı] olsa idi, yükselirdi. Fakat, zaman-ı meşrûtiyetin [demokrasi cağının] zenbereği, rûhu, kuvveti, hâkimi, ağası hak’tır [haklar], akıl’dır, mârifet’tir [eğitim ve bilinçlilik], kânun’dur [kanun hakimiyeti], efkâr-i âmme’dir [kamuoyu]; kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir. İlimyaşını aldıkça tezâyüd [artmak], kuvvet ihtiyarlandıkça tenâkus ettiklerinden [azalmak], kuvvete istinad eden kurûn-u vustâ hukûmetleri [kaba kuvvete dayanan ortaçağ devletleri] inkırâza [çökmeye] mahkûm olup, asr-ı hâzır hukûmetleri [modern yönetimler] ilme istinad ettiklerinden, Hızırvârî [ölümsüz] bir ömre mazhardırlar.
 
İşte ey Kürtler!Sizin bey ve ağa[politik otoriteleriniz], hattâ şeyhleriniz [dinî otoriteleriniz] dahi, eğer kuvvete istinad ile kılınçları keskin ise, bizzarûre düşeceklerdir [bu zamanda ayakta kalamayacaklardır]; hem de müstehaktırlar. Eğer akla istinad ile, cebr yerine muhabbeti istimâl [zorlama yerine sevgiyi esas alıyor] ve hissiyâtı, efkâra tâbî ise [duygularını aklın önüne geçirmiyorsa], o düşmeyecek, belki yükselecektir.”
 
Taraf
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.