1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Necip Fazıl’ın şiirinde mutlak
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Necip Fazıl’ın şiirinde mutlak

A+A-

Şairin imaj zincirini ve şiir evrenini kuşatan mutlak üzerinde duralım. Mutlak üzerinde en idealist fikirlere Alman filozofu Schelling sahiptir. Onun felsefesi tam bir mutlak felsefesidir.

Düşünce fiziksel ve ahlaksal evrenin hem özü hem de üreten ilkesidir ve filozofun diyalektiği her şeyi oluşturan Tanrısal diyalektiğin özgür olarak yeniden tekrarlanmasından başka bir şey değildir. Din, kanunlar töreler, kurumlar  hep mutlak  düşüncenin ebedi  ve içkin hareketinin  sadık  hayali olan  düşünce hareketiyle  açıklanır. Evreni kuran düşünce mutlak süreklidir. Herşey somut mutlak içindedir. Düşünce hareketi mutlak düşünceyi oluşturur. İnsan ruhunda Tanrı’nın oluşu genese demektir ve bunun son amacı insel ruha kendisinin mutlak olduğu bilincini vermekten ibarettir.

Schelling, mutlakı düşünen özneyle düşünülen nesnenin ortak kökü saymış ve onu karşıtların özdeşliği ne ben ne ben olmayan sanmıştı. Bu görüşte eşya mutlaktan geldiği için  mutlakın dışındadır. Fichte’ye göre de mutlak özne ve nesne karşıtlığından biridir, Yani ben olmayan tarafından  sınırlanmış olan bendir. Mutlak varlığın ve hareketin   dışında olmadığı gibi bunlardan önce de değildir; belki bunların kendisidir ve bunların içindedir. Mutlakın kural ve amacı kendi içindedir. Hegel e göre karşıtların özdeşliği evrensel ilerlemenin düşüncenin ve hayatın gizidir.

Mutlaktan evrene ışıyan uyum, orantı, güzellik ve düzen bir küçük evren olan bireyde erdem olarak karşımıza çıkıyor.

Mutlak ve kayıtlı veya göreceli felsefenin de kelamın da en çok uğraştığı kelimelerden biridir. Buna kelam dilinde mutlak mukayyed, vacib, mümkin, felsefe dilinde absolutes ve relatives denilir. Evrenin fiziksel işleyişi ile insanların ruhsal hayatı tezad kanunu üzerine inşa edilmiştir. Maddi manevi hayatın, kozmik ve beşeri hayatın ikisi de bu tezada göre şekillenir. Mutlak ile mukayyed muhakkak  zıtlığın en zor alanıdır. Ancak bu tezad olmasa bilinme ve gidiş gelişler olmaz. Bu iki zıtlığı klasik felsefe de modern felsefe de kabul etmiştir. ”Öğrenmenin ve nesnel gerçeğin  çelişkili bir birlik meydana getiren birbirine karşıt iki özelliği  ve belirlenimi..” (Manfred Buhr, Alfred Kosing, Bilimsel Felsefe Sözlüğü.s.288) “Mutlak denince kendi başına var olan, her çeşit koşulun dışında kalan, sınır tanımayan (aynı eser aynı sahife)anlaşılır.

Mutlak meselesi felsefe tarihinin önemli bir meselesidir. Schelling, Fichte, Hegel bunu farklı şekillerde ifade ederler. ”Schelling’in hareket noktası olan kavram başlıca söylenişiyle mutlak varlıktır. Fichte için Ben Hegel için Tin ne ise Schelling için mutlak varlık odur.“ (Ömer Naci Soykan, Schelling  Felsefesinde Bir Araştırma , s 36) Schelling’in çok üzerinde durduğu   bu kavram konusunda  Soykan’ın yorumlarını alalım.”Sonra da bu mutlak varlıktan  mutlak olmayan varlığa, başka bir deyimle , empirik gerçekliğin, görünüşlerin dünyasına, duyulur dünyaya nasıl geçildiği  ve bu dünyanın nasıl bir görünümü  olduğu ilkeleri bakımından  araştırılacaktır. Böylelikle  Schelling’in  varlık karşısında aldığı tavır, birlikli bir bütün olarak kavranabilecektir.

Schelling mutlak varlıktan neyi anlıyor? Mutlak varlık bütün varlığı, bütün varlığın varolabilirliğini  kendisinde içeren varlıktır. Mutlak varlıkla mutlak ben aynı şeydir. Mutlak ben mutlak varlığı kendinde  ve kendisiyle belirleyen  olarak onunla  bir  ve aynıdır. Ancak mutlak beninin mutlak varlığı bu belirlemesi, bir özne nesne ilgisini ve ayrımını göstermez. Arada hiçbir ayrımlaşma yoktur. Mutlak varlık ya da mutlak ben hakkında yalnız bir tek şey bilinir; bu da onun varlığıdır. O yalnızca benim, yalnız ben varım der. Benim  benin kendisi hakkında söyleyebileceği herşeydir. Mutlak benin varlığından başka onun hakkında hiçbir şey bilemeyiz. Eğer o kendisini herhangi bir yüklemle tanımlasaydı, örneği  o ben x’im deseydi , o zaman o biri  özne ben  diğeri  nesne  x  olan iki ayrı şey olurdu ve bu da  yine mutlakın   tanımına aykırı olurdu. “(Aynı eser  s 36)

Mutlak varlık ile nesneler dünyası  arasındaki ilgi felsefe tarihini meşgul etmiştir.”mutlak varlıktan nesneler dünyasının nasıl çıktığı , bu iki dünya arasındaki ilgi sorunu , esasında Platon’dan beri  tüm idealist filozofların önünde   sonunda açık bırakmak durumunda kaldıkları sorundur. Permenides  yanız var olan  vardır  (esti  gar  einai) demekle  ve bu  görünüşlerin  nesnelerin  dünyasını  bir sanı bir aldatma olarak  niteleyip   yadsıyarak  öyle bir sorunla karşılaşmamıştı. Oysa Platon  idea  öğretisinde  varlığı  biri kendi başına var olan  hiç değişmeyen   hakiki var olan  to on  ontos  diğeri  içinde bulunduğumuz  hep değişme halinde olan  genesis   dünyası  diye ikiye  ayırmış olmakla  sözünü ettiğimiz  bu iki dünya arasındaki   ilgi sorunu  ile karşı karşıya kalmıştı. Schelling ondan yüzyıllar sonra “onların  hiç değişmeden  hep aynı kalması  zorunludur. “(Aynı eser s 37) demiştir. Daha da ileri  dilin mutlakı ifade edemeyeceği konusunda karar kılınmıştır.  Schelling “Bizdeki o mutlak olan şey , insani bir dilin hiçbir yalın sözüyle  ele geçmez.”(aynı eser  s  39)

Göreceli olan  ise “ bağımlı olarak var olan   belli koşullarla  geçerli bulunan , sınırlı olan anlaşılır”( Manfred Buhr, Alfred Kosing, Bilimsel Felsefe Sözlüğü .s 288)Bunlar arasındaki münasebetler de irdelenmiştir” Mutlak ve göreceli  hem birbirlerini  karşılıklı reddeden , hem de birbirlerini  karşılıklı koşullayıp   belirleyen  karşıtlıklardır; çünkü mutlak   hiçbir zaman tek başına  varolmaz, ancak ve sadece göreceli   olanın nedeniyle  mutlaktır;  “(aynı eser  s 288) Necip Fazıl bu mutlak ve kayıtlı arasındaki ilişkileri sanatçı kimliği ile duyguları ve mantığı ile harmanlayarak bazı sonuçlara varır,   bir filozof olmasa da  filozofvari yorumlarda değerlendirmelerde bulunur. Necip Fazıl da  filozoflar gibi mutlakın nitelikleri  konusunda çok şey söylemez. Söyleyemez.  Ama, iki alem arasındaki geçişleri, münasebetleri, mutlakın kapılarını, oradan buraya gelişleri , mutlakın imkanları ile imkan dünyasının imkanlarını karşılaştırır, bir takım yorumlara sonuçlara varır. Onlara filozoflar gibi akıl planında soğuk değil   kalbin  sıcağında erimiş aklın  gözüyle yaklaşır, etkilenir ve etkiler.

Mutlakı arayan akıldır. Etrafı vesvese  vehim ve şüpheler ile çevrilirir. Ama Necip Fazıl aklın güçsüzlüğünü ve silahlarının yetersizliğini söyler.

Akıl, kırık kanadı hiçin;

Derdi gücü, nasıl ve niçin

Bağlı perçin üstüne perçin,

Çile 24

Akıl hem de “yırtık çuval sökük dağarcıktır.”

Çile 228

Akıl sadece nasıl ve niçin sorularını  sorar. Ama üstüste perçinler onun suallerine cevap almasını engeller. Özellikle mutlak konusunda  büyük akıllar yani filozoflar dahi birşeyler söyleyememiştir, bir  şairin söyleyecek  sözü de ona göredir. Akıl cücedir, bilmece salıncağında çocuktur. Akıl sadece kendini hayat karşısında idare hakkına  sahiptir, kainatın büyük esrarını çözmeye kalkınca cücedir. Evrenin inşa mantığı insanı mühendis olarak kabul etmemiştir.

Cüce akıl  bilmece  salıncağında  çocuk:

Bir ufacık fıçıcık içi dolu turşucuk...

Çile 266

Filozoflar da aklın sınırlarını belirlemişlerdir. Voltaire  felsefe lügatinde ironik bir  şekilde aklın , zekanın  sınırlarını belirler.” Onlar her yandadır, zavallı doktor. Kolunun  ve ayağının  arzuna  nasıl itaat ettiğini , karaciğerinin  nasıl etmediğini bilmek ister misin? Düşüncenin  cılız idrakinde  , şu çocuğun  da  bu  kadının  rahminde      nasıl   teşekkül ettiğini  araştırıyor musun? Cevap vermek için sana  mühlet bırakıyorum. Madde   nedir? eşitlerin  bunun  hakkında on bin cilt kitap yazdılar; bu cevherin  bazı vasıflarını   buldular; çocuklar da  bunu senin kadar biliyorlar. Ama  gerçekte   bu cevher nedir? Senin bu hususta  bir  fikrin olmadığından  , daha iyisini  beceremiyerek , latince nefes manasına  gelen  bir kelimeden alıp  ruh esprit   dediğin şey nedir?

Toprağa  attığım  şu buğday tohumuna  bak da  onun  başakla  yüklü  bir sap meydana  getirmek için   nasıl yüklendiğini bana  söyle. Aynı toprağın nasıl olup  da  şu ağacın  tepesinde  elma, yanındakinde  kestane  yetiştirdiğini bana öğret. Sana  böyle  sahifelerce   sualler sorabilir  ki hepsine de  dört kelime ile cevap vermek  zorunda kalırsın: Bir  şey bildiğim yok.

Bununla beraber diplomalarını aldın, sen de  kürklendin, külahlandın da, ve sana  üstad diyorlar. Sonra  bu kendini beğenmiş  ahmak, küçük bir şehirde  küçük bir işe sahip olur, anlamadığı  şeyler hakkında  hüküm vermek  onları kötülemek  hakkını  satın aldığını zanneder? Montaigne’in düsturu: Ben ne bilirim di   ; senin ki de şudur: Ben ne bilmem ki?”(Voltaire , l, Felsefe Lügati s.117)

Necip Fazıl’ın  mutlakı aramada araçları vehim , vesvese  ve kurcalamadır. Kendini tarif eder “ Ben şairim, gaibi kurcalayan çilingir;”(Çile 65)Necip  Fazıl  realistler gibi sarahatın, açıklığın peşinde değildir. Bütün filozoflar ve büyük düşünce adamları gibi  büyük bir meraka sahiptir. Çok yüksek  frekansta  merak ve pathos   sahibidir Necip  Fazıl aynı zamanda hayret   ve vecd sahibidir. O kendini  meçhuller caddesinin  kimsesiz seyyahına  benzetir.

Ben kimsesiz seyyahım, meçhuller caddesinin

Çile  55

Karışık, düğüm, bağ, çözülmezlik anlamına gelen Ukde   isimli şiirinde  mizacını ortaya koyar.

Akıl sorular ile sorgular ama yeterli değildir.

Nasıl alsın deryayı;

Kafa bir küçük kase...

Akla yoktur çıkar yol;

Ne hesap ne hendese

Çile 196

Vesvese ise onun annesidir. Onu doğan vesvesedir. Büyüten vesvesedir. Filozofların metodik şüphe dediği insanı geliştiren bir  teşvik kamçısıdır.

Rahatlık senin deden;

Benim annem  vesvese .

Bu ukdenin dilinden  ,

Kalmadı anlar kimse

Çile 197

Vehim ile vesvese aynı nitelikte hislerdir.Şair vehmi   beyin törpüsü olarak niteler.Ancak beyni çalıştıran saçma yerine göre de mantıklı şıklar sergileyen ama insanı rahat koymayıp çalışmaya didişmeye sevkeden vehim dir. Aşırı olmamak şartıyla  ,faraziyeler üreten insanın yaz boz tahtasıdır vehim.

Vehim kadehinde  zehirli tütsü...

Kıvrım kıvrım,

Beyin törpüsü...

Çile 205

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.