1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. Nasıl bir evlat?
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Nasıl bir evlat?

A+A-

Anne ve babasını öldüren evlat mı?
Yoksa Anne ve babasını hacca gönderen evlat mı?

İnsanlık âleminin önemli bir bölümünü temsil eden ve bir cihette insanlığın geleceği olan gençler, hissiyatları galeyanda, akıbetlerini ve geleceği düşünmeden körü körüne hareket etmekle meşhur olan gençler.
Hep genç kalacağını düşünen, hisleri akıllarının önünde gençler. Dünyayı daimi ve kendisini de ölümsüz bilen gençler. Dünyaya, şan ve şöhrete, dünyanın fani geçici lezzetlerine müptela ve düşkün gençler.
Varlık ve gençlik nimetinin, hayatın, pek kadrü kıymetini anlayamayan gençler.
Taşı sıkıp suyu çıkaracağını, vücudunun adeta taşdan demirden olduğunu hayal eden gençler. Hele birde Halıkın’dan gafil ise ve Rabbini bilmiyorsa, Cehennem gibi daimi bir hapis azabını hatırına getirmiyorsa, namuslu insanların ırzı, namusu, malı ve huzuru ve rahatı tehlikede demektir.

Evet, serseri, kayıtsız bir genç, bazen bir dakikalık bir lezzeti için bir hanenin saadetini mahvediyor.
Bir dakikalık intikam öfkesiyle kendi gençliğini ve çok masumlarım hayatını zehir edip yıllarca hapis köşelerinde sürünebiliyor.
Sorumluluk ve hesap verme inancı taşımayan ve tüm hedefi nefis ve batnının süfli arzu ve isteklerini temin etmek emelinde olan bir genç adeta bir canavara inkılâp ediyor.

Bir zaman bölücü ve inançsız olan bir gençle aramızda şöyle bir konuşma cereyan etmişti. Bu saydıklarımın canlı şahidini gözlerimle görmüştüm.
Konuşmamız esnasında mahallemizde cereyan eden bir olayı anlatıyordum o gence. İnançsız gençlerin sebebi vücutları olan anne ve babalarına bile saygı göstermediklerini, ebeveynlerinin inançlarıyla alay ettiklerini ve bir defasında namaz kılan yaşlı ninesine secdede tekme vurarak bu eğilme kalkmalarına son vermelerini aksi halde geberteceğini haykırdığını belirtmiştim ki o gencin bundan etkilenerek böyle bir davranışın yanlış olduğunu belirtmesini beklerken,  tüylerimi diken diken eden şu cevabıyla karşılaşmıştım.
“Eğer annem ve babam benim davama engel oluyorlarsa ben de onları öldürürüm. Bu bizim için gayet normal bir davranıştır.”
Hayretle sormuştum “peki sizin davanız, bütün insanları davet ettiğiniz ideolojiniz, sebebi vücudunuz olan anne ve babanıza saygı gösterin, onlara hürmet edin diye bir telkin vermiyor mu, böyle bir tavsiyede bulunmuyor mu?”
“Hayır, böyle bir şey yok bilakis eğer anne ve babanız, yakınlarınız sizin davanıza karşı geliyorlarsa engel oluyorlarsa onları öldürün diyor.”

Donakalmıştım ve adeta haykırarak o gence bağırırcasına, “Bu nasıl bir davadır, nasıl bir ideolojidir ki sebebi vücudun olan anne ve babanı öldür diyor, lanet olsun böyle bir davaya. Kendi anne ve babasının hayatına kastettiren bir davadan insanlığa hiçbir hayır gelmez” diye susturmuştum o genci.

Bir yıl evvel Manisa’da yürek yakan bir hadise oldu, benzerleri de bu aziz vatanda yer yer maalesef oluyor. Yüz senelik manevi tahribat neticesinde nesilleri bu hale getirenlerin yüzü kızarıyor mu aceba? Annesini babasını satırla kesen, bıçakla doğrayan yeni nesiller.
Allah’a şirk getirmekten sonra, ikinci en büyük günah olarak anneye babaya isyanı sayan bir dinin mensupları, evlatları nasıl bu hale geldi. Büyük sosyologlar, pisikoloklar ne diyor bu hale. Çağdaşlık, muasır medeniyet dedikleri terbiyenin, eğitimin neticesi bu mu?
Evet cahil biri değil, Bursa’da Üniversite okuyan üçüncü sınıfa gelmiş Manisalı küçüklüğünden beri çağdaş eğitimle yetişmiş bir genç, birden bir hafta sonu Bursa’dan Manisa’ya geliyor ve tartıştığı anne ve babasını, önce babasını el ve ayağını bağlayıp satırla doğruyor, sonrada olaya şahit olan annesini satırla doğruyor. Allah’ım ne dehşetli bir manzara. Cenab-ı Hak cümlemizi, evlatlarımızı böyle bir akibetten muhafaza eylesin.
Evet, zahiren dışı süs içi kof tantanalı sözüm olan medeni, çağdaş eğitimin gençleri bunlar.

Tarihçi Cemal Kutay, “Çağımızda Bir Asrı Saadet Müslümanı Bediüzzaman Said Nursi” adlı eserin sahibi öyle diyor. Cumhuriyet dönemi Bediüzzaman’ı dinlemedi üç nesil kaybetti. Bari bir dördüncü nesli kaybetmeyelim.

Bediüzzaman’ın eserlerini okuyan gençler nasıl oluyor, işte binler misallerinden bir kaçı.
Risale-i Nur’u okuyan gençlik, Nur talebeleri bırak alkollü içkiyi sigara bile içmiyorlar. Bütün insanlara şefkatle yaklaşıyorlar, hayvanlara, çevreye bile.
28 Şubat döneminde, yayla dershanemizi basan jandarma komutanına verdiğim ifademde şöyle demiştim,”Bak komutan bu yayla dershanemizi bastınız, iğneden ipliğe her tarafı aradınız okul ders kitaplarından ve Risalelerden başka bir şey bulamadınız.”
“Şu ege sahillerinde binlerce villa ve yazlıklar var acaba oralara böyle bir ani baskın yapsanız, kim bilir ne rezaletlerle, kadın ticaretleri, uyuşturucu, içki, kumar pislikleriyle karşı karşıya kalırsınız. Bakınız, bizim buradaki 20-30 gençten bir tanesi sigara bile içmiyor. Bu gençler bırakınız fuhuş işlerini, uyuşturucuyu içki içmeyi, sigara bile içmiyorlar. Bu gençler memleketin medarı iftiharı, sizlerin bunları takdir ile korumanız gerekmez mi?”
Baktım komutan bile feverana geldi ve adeta gürledi “kanı bozuğun biri sizi şikâyet etmiş biz sizlerden bir zarar gelmeyeceğini biliyoruz şikâyet üzerine mecburen bu tahkikatı yapıyoruz.” Adeta özür diler gibiydi.

Manisa’nın doğusunda ekseriyetle şarklıların ikamet ettiği mahallesi Nurlupınar mahallesinden söz etmeden geçemeyeceğim. Bu Mahalle çok değil 5-10 sene evvel çok hadiselerin, hırsızlık olayı faillerinin, anarşi olaylarının çok olduğu akşamları yabancıların giremediği bir mahalle imiş. Nevruz günleri lastiklerin yakıldığı mahallede bir nevi terör estirilen bir mahalle iken 10-15 senelik Nur hizmetleri ve diğer İslami cemaatların da hizmetleri neticesinde, geçenlerde hepimizi sevindiren bir haber aldık.
Manisa Emniyet yetkililerinin yaptığı bir toplantıda dile getirilmiş ve denmiş ki; Manisa’da menfi olayların, hırsızlıkların ve bölücü olayların adeta sıfıra indiği bir mahalle olmuş Nurlupınar Mahallesi.
Çok değil birkaç yıl evvel, Nurlupınar’ın gençleri, Manisa’ya yayan yürürken ilk girdikleri mahalle olan Alaybey Mahallesinde gençler, Nurlupınarın gençleri geliyor diye ortalıktan kaybolurken bu gün okullarında medarı iftihar vesilesi oluyorlar.
Hocaları, öğretmenleri, Nur dershanesine gelen gençlere hitaben, yahu siz birkaç yıl evvel ders çalışmaz, söz dinlemez asi gençler iken şimdi bize hürmet ediyor, ders çalışıyor çok güzel insanlar oldunuz bu nasıl oldu? Onlarda “biz Nur dershanesine gidiyoruz orası bizi değiştirdi” diyorlar. “O Nur dershanesini görmeye geleceğiz” diyen hocalar var. Nereden nereye.

Son bir hatıra ile makalemi bitireyim. İzmir’de berber bir genç, Annesini babasını birkaç kez dövmüş asi bir genç. Adını vermeyelim. Bu genç ailesinin şikâyet ettiği, söz dinlemez, gecesi gündüzü belli olmayan her türlü fenalığı yapmaya hazır bir genç.
Bir vesile ile Risale-i Nur’ları tanıyor ve Nur derslerine gitmeye başlıyor. Derslere gittikçe kendisine çeki düzen veriyor, hayatı düzene giriyor, namaza başlıyor, etrafına ve akrabalarına şefkatle ve güzellikle yaklaşmaya başlıyor. Etrafı çok şaşırıyor bu genç nasıl bu kadar değişti ve iyi bir insan oldu.
Annesini babasını defaatle dövmüş bu genç anne ve babasını kendi çalıştığıyla, kazandığıyla şimdi Hacca götürmek için uğraşıyor.
Sözü vicdanlar söylesin.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.