1. YAZARLAR

  2. Şahin DOĞAN

  3. Mustafa İslamoğlu’nun 'Risale-i Nurlar Vahiydir' İftirası
Şahin DOĞAN

Şahin DOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Mustafa İslamoğlu’nun 'Risale-i Nurlar Vahiydir' İftirası

A+A-

Mustafa İslamoğlu’nun Risale-i Nurlara, merhum Bediüzzaman’a, Nur Talebelerine yapmış olduğu ithamların, iftiraların, hakaretlerin, alayların, küçümsemelerin, tahkirlerin hatta tekfirlerin ardı arkası kesilmiyor. İftirada sınır tanımıyor adeta. Önce Çay tv’de katıldığı bir programda ağza alınmayacak şeyler söyledi sonra da bunlar yetmezmiş gibi yeni çıkan “Kur’an’ı Anlama Yöntemi” adlı kitabında zehir zemberek laflar etti. Bu kitapta Risale-i Nurlar, Bediüzzaman ve Nur Talebeleri hakkında öyle şeyler söylüyor ki onları bir açıkça tekfir etmediği kalıyor. Çay tv’de söyledikleri kitaptaki yazdıklarına kıyasla devede kulak. Bediüzaman’ın (haşa) sahte peygamberlik imaları, gösterişli tevazu ayakları, nurcuların risaleleri Kur’andan üstün tutmaları… Daha neler, neler!  Ama bunlar içerisinde affedilmesi imkansız iki büyük iddiası iftirası var ki duyunca dudaklarınızı ısıracaksınız. Bunlardan birincisi şöyle: (Aynen aktarıyorum)

“…Risaleleri okuduktan sonra bir konu beni ciddi biçimde rahatsız etti. Risalelerin Kur’an’ın vahiy oluşuyla ilgili hiçbir sorunu yok. Fakat risalelerin Kur’an’ın “son vahiy“  oluşuyla ilgili ciddi bir sorunu var. Risalelerde söylenenlerin tümüne inanan birinin Kur’an’ın “son vahiy” oluşuna inanması neredeyse imkansız görünüyor…” (Bkz: M.İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, s. 342, 99. Dipnot, Denge yay, 2014) göre.

Evet yanlış okumuyorsunuz İslamoğlu aynen böyle diyor. Hem de daha fazlasını. Sakın cümleyi ortadan alıntıladığımı zannetmeyin zira cümlenin siyak ve sibakındaki sözler daha da tüyler ürpertici. İslamoğlu’na göre bunun nedeni başta Bediüzzaman olmak üzere bütün Nur talebelerinin risaleleri de aynen Kur’an gibi vahiy olarak kabul etmesidir. Yani daha açıkçası başta merhum Bediüzzaman, Risale-i Nurlar ve onları okuyan, istifade eden, ona inanan, gönül veren, hayatını vakfeden milyonlarca nur talebesi, risaleleri de vahiy kabul ettiği için, Kur’an’ın “son vahiy” oluşuna inanmıyormuş, inanması imkansız görünüyormuş, onunla ilgili ciddi sorunları varmış! “Kuran’ın son vahiy oluşuna inanması imkansız görünen” bir kimse, kim olursa olsun bütün mezheplerce ittifakla kafirdir, dinden çıkmıştır. İslamoğlu’nun milyonlarca nur talebesi için reva gördüğü konum bu. 

islamoglu_kitap.jpg

Ama bitmedi bu birinci iftirasına kanıt olarak getirdiği, bütün bunlardan daha vahim, daha korkunç ikinci bir iftirası var ki bunu duyunca vücudunuzun bütün atomlarına varıncaya kadar “yeter yahu, Allah’tan kork, bu kadarı da olmaz” diyeceğinizden kesinlikte eminim. Bu öyle bir iftira ki Bediüzzaman’ın yazmadığı, demediği ve böyle bir şey yazmasının ve demesinin muhal olduğunu bildiğimiz bir şeyi ona isnad etmektir, yazdığını söylemektir. İslamoğlu ilgili dipnotta (99.dipnot) bütün o bilindik ve tanıdık iftiralarını yine tek tek sıraladıktan sonra, birinci iftirasını kanıtlamak için, en son Bediüzaman’ın şöyle dediğini yazar: (Aynen aktarıyorum)

“…En sonunda iş risaleleri Kur’an ile eşdeğer vahiy ilan etmeye gelip dayanıyor. Said Nursi şöyle der: Kur’an ve Risale-i Nur, arşı azamdan, ismi azamdan ve her ismin azamlık mertebesinden nüzul ile ezel ve ebed ve şu anı ve bütün gaybi alemi ve bütün beşeri ve kevni hadiseleri kuşatan ve tasarrufu altına alan kelimetillahtır ve semavidir. (25.Söz)” (Bkz: M.İslamoğlu, Kur’an’ı Anlama Yöntemi, s. 342, 99. Dipnot, Denge yay, 2014)

Evet islamoğlu’na göre Bediüzzaman 25. Sözde bunları söyleyerek yani risaleleri Kur’anla birlikte zikrederek onların da açıkça aynen Kur’an gibi vahiy olduğunu söylemiş güya. İşin aslı acaba öyle mi? Şimdi 25. Söze gidelim ve ilgili bölümü Bediüzzaman’ın kendisinden okuyalım.

Kur'an, Arş-ı Âzamdan, İsm-i Âzamdan, her ismin mertebe-i âzamından geldiği için, bütün âlemlerin Rabbi itibariyle Allah'ın kelâmıdır. Hem bütün mevcudatın İlâhı ünvanıyla Allah'ın fermanıdır… Hem ism-i azamın muhitinden nüzul ile arş-ı azamın bütün muhatına bakan ve teftiş eden hikmet-feşan bir kitab-ı mukaddes'tir. Ve şu sırdandır ki, "Kelâmullah" ünvanı kemal-i liyakatla Kur'ana verilmiş ve daima da veriliyor.” (25.Söz, ikinci cüz, Envar Neşriyat, s.367)

Evet yine yanlış okumuyorsunuz bilakis doğru okuyorsunuz. Bediüzzaman bütün o yüce ifadeleri Kur’an için sarfederken İslamoğlu Kur’an’ın yanına “Risale-i Nur” ibaresini de yerleştiriyor. Allah aşkına söyleyin Bediüzzaman’ın ifadelerinde “Risale-i Nur” var mı? Bütün yayınevlerine bakıyoruz hepsinde ifade yalın bir şekilde “Kur’an” olarak geçiyor yani Üstad orada Kur’an’ın tarifini yapıyor. “Kuran ve Risale-i Nur” demekle, sadece “Kuran” demek arasında o kadar büyük bir fark ve kapatılması imkansız bir uçurum var ki bunu İslamoğlu gibi birinin görmemesi eğer sehiv sonucu değilse -ki sayfa numarası vermekten imtina etmesi ve yukarıdaki söylediklerinden öyle olmadığı anlaşılıyor- yeri göğü inletecek büyük bir iftira, büyük bir bühtandır. Üstelik bunlar yetmiyormuş gibi, ilerleyen satırlarda, bütün nurcuları gerçek tevhide ve Kur’an’a davet ediyor. İtiraf edelim ki Risale-i Nurlara düşmanlıklarıyla maruf A.Bayındır ve A.Tekhafızoğlu bile bu kadar ileri gitmedi. Şu an o kitabı okuyan, okuyacak olan ve risalelerin anlam dünyasına aşina olmayan geniş okuyucu kitlesi sanki Bediüzzaman bunları söylüyormuş izlenimine kapılacak, öyle inanacak ve öyle tanıyacak. Bunun da ne kadar büyük ve ağır bir vebal olduğunu söylemeye gerek yok.

Allah aşkına siz söyleyin bu mudur ilim ahlakı, hakkaniyet, eleştirmek! Hepsi bir tarafa eli kalem tutan insanlarda her şeyden önce bir “ilim namusu”, bir “ilim haysiyeti”, bir “ilim hukuku” olur. Neyi, nereden, nasıl alıntıladığına bir zahmet bakar, kontrol eder. Hadi bunlar zor geldi diyelim en azından çevresinde risaleleri bilen bazı insanlara (mesela Senai Demirci) sorar, tahkik eder. Ama hiçbiri yok. Olmaz çünkü amaç üzümü yemek değil bağcıyı dövmek. Anlaşılan ilim namusu, ilim haysiyeti, ilim hukuku gibi şeyler İslamoğlu’nun yamacından teğet bile geçmiyor. Biliyorum bunlar onun için bir anlam ifade etmiyor ama biz yine de son sözü Bediüzzaman hazretlerine bırakalım:

Risale-i Nur asla vahiy değildir ve olamaz, belki Kur’an’ın feyziyle kalbe gelen sünühattır, ilhamdır. (1.Şua, Envar Neşriyat, sh:714)

Risale-i Nur doğrudan doğruya Kur’an’ın feyzinden mülhemdir… Kuran ayetlerinin yıldızlarından iniyor, nüzul ediyor. (1.Şua, Envar Neşriyat, sh:711)

Beni hodbinlik (gösteriş yapmak) ile itham edenlere hakkımı asla helal etmem. (1.Şua, Envar Neşriyat, sh:686) 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
63 Yorum