1. YAZARLAR

  2. Ahmet NAS

  3. Müslüman liberal olabilir mi? (3)
Ahmet NAS

Ahmet NAS

Yazarın Tüm Yazıları >

Müslüman liberal olabilir mi? (3)

A+A-

Liberalizmi değerlendirmeye devam ediyorum. Bir önceki yazımda, liberalizmin fikir babalarının sözlerinden, liberal felsefeyi anlamaya çalışmıştım. Özetlersek, geçtiğimiz yüzyılın küresel kapitalizmi, büyük ölçüde liberalizme dayanmaktaydı.
Her ideoloji gibi, liberalizm de değişken olduğundan dolayı, bu günkü liberal düşünce ile on dokuzuncu yüzyıl liberalizmi arasında farklar oluşmuştur. Liberalizmin ilk yüzyılı, sanayi devriminin etkisini açık bir şekilde taşımaktadır. Yirminci yüzyılda ise liberalizm, yüzyıl boyunca cereyan eden savaşları üreten küresel bir kapitalizm icat etmişti. Bu yüzden, liberalizm, yavrusu olan kapitalizm ile yüzleşmesi gerekiyor.

Kapitalizmin gelir dengesizliğini doğurmasından dolayı, bazı liberaller, sosyal demokrasinin bazı kavramlarını kullanmaktadır. Buna rağmen liberalizm, kapitalist piyasa mekanizmasına bir çok enstrüman sağlamaktadır. Bu yüzden, kapitalizmin bütün olumsuz yönlerini liberalizmin hanesine yazmak durumundayız.

Yirmi birinci yüzyılda, liberalizmin sosyal demokrasi ile karşılıklı etkileşiminden söz etmek mümkündür. Sosyal demokrasi, devletin sosyal politikalara öncelik verip, ekonomik olarak daha düşük gelir grubunu teşkil eden vatandaşlara devlet desteğini savunmaktadır. Oysaki liberalizm, devletin bu tür sosyal politikalar takip etmesine karşı çıkmaktadır. Her ne kadar bazı liberaller, sosyal demokrasinin bu olumlu yönünü kabullenseler bile, genel olarak liberalizm, devlet desteğine karşı çıkmaktadır. Bu olumsuzluğu da liberalizmin hanesine yazmak gerekir.

Özgürlüğü, sınırsız serbestlik biçiminde algılayan liberalizm, eşcinsel evlilik, kadın ve erkek eşitliği ve bunun paralelinde feminizm gibi konularda da sınırsız özgürlükçüdür. Bu özgürlükçü tavır, toplum çoğunluğunun özgürlüğünü, eşcinselin özgürlüğüne feda etmektedir. Liberalizm ideolojik bir doktrin iken, cinsiyetçiliğin saldırganlığını özgürlük olarak kabullenmektedir.

Siyasi liberalizm, kendisini bazen iktisadi liberalizmden ayrıştırmaktadır. Sadece birey özgürlüğü ve devlet karşıtlığı ekseninde kendisini tanımlamaktadır. Dünyadaki kapitalist ekonomik buhran, iktisadi liberalizmin popülaritesini azaltırken, siyasi liberalizmin popülaritesini arttırmıştır.
Bugün Türkiye toplumunda liberal düşünce denince, daha çok siyasi liberalizmden beslenen bir düşünce kulübü akla gelmektedir. Liberal düşünce, bir ideolojiden çok, bir düşünce ekolü gibi görünmektedir.

Geçtiğimiz yüzyılda sosyal demokrat kesimle bazen aynı ortak paydayı paylaşan liberalizm, bu gün kendisinin dışındaki fikir ve gruplardan olumlu tepkiler almaktadır. Katı devletçi Kemalist elitin dışındaki birçok kesimin liberal düşüncenin etki alanına girdiği gözlenmektedir.
Bu etki, iktidar çevrelerinin önemli bir kısmında ve bazı dindar gruplarda da kendisini göstermektedir. Bunun anlamı, liberal ekolün en azından bir kısım düşünceleri, dindar camia tarafından kabul görmektedir.

Bu satırların yazarı da devlete karşı bireyin özgürlüğü, devletin küçülmesi ve zulüm aracına dönüşmemesi, ekonomide serbest piyasa anlayışı, devletin bütün kesimlere karşı eşit mesafede davranması, ideolojisiz devlet, bütün fikirlerin serbest dolaşımı konularında liberal düşüncenin bazı enstrümanlarının kullanılmasına katılmaktadır.

Liberal düşüncenin, dindar kesime bakışı, diğer bütün kesimlere bakışı gibidir. Bu açıdan, herkese eşit mesafededir ve özgürlükçüdür. Liberal düşünceye göre her türlü görüş, iktidara gelme potansiyeli bakımından eşittir. “Liberal Müslüman olabilir mi?” sorusu önemsizdir. Zira, liberal olan, diğer düşünce yapılarına nötr bakmaktadır ve ilgisizdir. Liberal biri, elbette Müslüman da olabilir. Ancak, katı bir liberalizm ideolojisine sahip birisi için, İslamiyet, diğer din ve düşünce yapıları gibi bir yapıdır.

Ancak, Müslüman birisinin liberal oluşu, önemlidir. Zira genel olarak Müslümanlar, devletçi bir düşünce yapısına sahiptirler. Devletçi olmak, bireye karşı devleti öncelemek, devleti kutsal kabul etmek, devlet yöneticilerinin yaptıklarını ‘halife’ ve ‘emir-ülmü’minin emri’ gibi görmektedirler. Ulu-l emrin yaptıklarına da dini bir motif verilince, devletin bütün yaptıkları, dini bir meşruiyet kılıfı içinde sunulmaktadır.
Böyle olunca, dindarların önemli bir çoğunluğu, devletin yaptığı zulümlere, zulüm dememekte; haksızlıklara haksızlık dememektedirler, diyememektedirler. Diyemeyince de demokrasi, adalet, hak ve hukuk kavramları, böyle bir dindar için ikinci üçüncü derecede korunması gereken değerler olarak kalacaktır.

“Müslüman, liberal olur mu?” sorusu, bu tür Müslümanlar için önemlidir ve gereklidir. Daha açık söylemek gerekirse, sözünü ettiğimiz bu kesimlerin liberalleşmesi, liberal düşünce adına değil, İslamiyet adına önemlidir. Bu açıdan bakıldığında, Müslümanın liberalleşmesi, dininden feragat etmesi, başka bir ideolojiyi dinine dahil etmesi değil, bilakis, kendi dini normlarına dönüşü ifade ediyor.

İslamın kendi normlarında, bu günkü anlamda devleti kutsayan, bu günkü anlamda devleti hedefleyen bir ‘İslam devleti’ anlayışı mevcut değildir. Ne ayetlerde ne de hadislerde, bu günkü modern devletin izlerini bulmak mümkün değildir. İslam düşünce mirasının hiçbir yerinde, bu günkü jakoben ulus-devletin, tepeden inmeci, insan hak ve hukukunu hiçe sayan uygulamalarının örneklerini bulmak mümkün değildir. Müstebit hükümdarlar gelip geçmiş olabilir. Ancak bunlar, İslamın istibdadı meşru gördüğüne delil olamaz. Bediüzzaman hazretleri de ikinci meşrutiyet sırasında, ‘İslamiyetin, istibdada müsait olduğunu zannedenler’ olduğundan bahisle, onları şiddetle eleştirmektedir.

İslam düşünce tarihi, devlet kavramına yaklaşımda ilim ehlinin hep mesafeli durduğunun örnekleriyle doludur. Yaşayan İslamın bu günlere taşıyıcısı olan dört mezhep imamının devlete karşı mesafeli duruşu, dört halife devrinde, Hz. Ali (ra) dönemi hariç, devleti yönetme konusunda sahabeler arasında bir mücadelenin olmaması, İslamın sadece devlet eliyle yaşanacak ve yaşatılacak bir din olmadığını ortaya koymaktadır. 

İslam ana damarını teşkil eden ehl-i sünnetin ulemasının büyük çoğunluğu, devlet kademelerinde görev almaktan çekinmişlerdir. Devlet eliyle, bir mezhebin resmi mezhep haline gelmesi ise münferit bir vak’adır ve bu da ehl-i sünnet çizgisinde değil, mu’tezile mezhebinin iktidara gelmesinden sonradır.

Gerçekten de Abbasiler zamanında, Halife Me’mun halife olduktan kısa bir süre sonra 30-40 yıl boyunca mu’tezile mezhebi, devletin resmi mezhebi haline gelmiş ve diğer mezhep saliklerine hayat hakkı tanınmamıştır. Bir çok ehl-i sünnet alimi, devlet eliyle Kur’anın mahluk olduğunu kabul etmeye zorlanmış, kabul etmeyenlerin bir kısmı öldürülmüş veya işkence çektirilmiştir. Hambeli mezhebinin ana kurucusu kabul edilen Ahmed bin Hambel bile, yıllarca işkence görmüş ve yerinden yurdundan sürülmüştür. İtikadi bir tartışma alanında kalması gereken Kur’anın mahluk olduğu fikri, sadece tartışma alanında kalmamış, siyasi alana da taşınmıştır. 
Öyle anlaşılıyor ki, resmi mezhep anlayışı, mu’tezile tarafından İslam düşünce tarihine miras bırakılmıştır. Ve yine iktidar eksenli bir İslami düşünce yapısı da yine mu’tezile tarafından bize miras bırakılmıştır. Zira, Mu’tezile iktidardan düştükten sonra, ehl-i sünnet çizgisindeki bazı halifeler de mu’tezile alimlerine baskı yapmışlardır.

Bu tarihten sonra, ‘İslam devlet’lerinde, zaman zaman mezheplerin resmi ideoloji haline gelmesinden söz edebiliriz. Devletin resmi bir mezhebinin olmasına karşı çıkmak gerekir. Buna karşı çıkmanın adı, liberalizm olabilir, laiklik olabilir, ya da başka bir isim bulunabilir. Ancak adı ne olursa olsun, devletin resmi bir mezhebi olmamalıdır.

Osmanlı’nın son döneminde, teşebbüs-ü şahsi ve adem-i merkeziyeti savunan Prens Sabahattin ve takipçileri de, ‘ahrar’ fırkasını kurmuşlardı. O dönemdeki ahrar, bu günün liberalleri idi. Bediüzzaman da ahrarı, genel olarak desteklemekte ve özgürlükçü fikirlerini savunmaktadır.

Bu güne geldiğimizde, istibdada karşı, özgürlükçü, hak ve adalet savunucuları ile birlikte el ele vermek, hak ve hakikatin bir gereğidir. Bu, liberaller için de geçerlidir. Hıristiyan ruhanileri ile de ortak müştereklerde buluşan bir mü’min, liberallerle de ortak müştereklerde buluşabilir. Müştereklerde buluşmak, onların yanlış fikirlerini de savunmayı gerektirmemektedir.

Öyle ise, bir Müslümanın liberal olması, bir liberalin Müslüman olmasından evladır.

NOT: Mevlid Kandilinizi tebrik ediyor, dualarınızı bekliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum