1. YAZARLAR

  2. Vehbi KARAKAŞ

  3. Musibetlere Müslümanca bakış
Vehbi KARAKAŞ

Vehbi KARAKAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Musibetlere Müslümanca bakış

A+A-

MUSİBETLERE MÜSLÜMANCA BAKIŞ

                                                                                                                            Dr. Vehbi KARAKAŞ

Yüce Allah haber veriyor:

“Biz sizi bir şeyle: Ya korku ile, ya açlıkla, ya mallarınızı ve canlarınızı eksiltmek ve telef etmekle imtihan etmekteyiz. Sabredenleri müjdele!”[1]  “Biz, sizi hayır ve şerle imtihan etmekteyiz.”[2]“Hanginizin daha güzel iş yapacağınızı tesbit için Allah, ölümü ve hayatı yaratmıştır.”[3]

Bu ayetlerden de anlaşılmaktadır ki bu dünyaya gelen her insan imtihan salonuna alınmıştır. Ya hayırla, ya şerle imtihan olunmaktadır. Ya iyi olup, iyi yaşayıp imtihanı kazanacak, ya da kötü olup, kötü yaşayıp imtihanı kaybedecektir.

Birinci ayet-i kerimedeki “korku”yu, Hz. Ali (r.a), Allah korkusu, “açlığı”, ramazan orucu, “mallardan eksilmeyi”, zekât ve sadakalar, “canlardan eksilmeyi”, hastalık, “meyvelerden eksilmeyi” de çocuklar( arkadaş, akraba ve ahbab[4] )ın ölümü olarak tefsir etmiştir.[5]

Bunu şu şekilde demek de mümkün: Allah’dan korkar, zekât ve sadaka vermeye razı olur, hastalıklara tahammül eder, bir de çocuklarınızın, arkadaş, akraba ve ahbabınızın ölümüne sabrederseniz imtihanı kazanmış olacaksınız. “Biz Allah’a aitiz ve Ona döneceğiz” derseniz, hidayete ermişlerden olduğunuzu isbat etmiş olacaksınız; Allah’ın bağış ve rahmet müjdesine layık görüleceksiniz.[6]

ASIL MUSİBET, ZARARLI MUSİBET

Asıl musîbet ve zararlı musîbet, dine gelen musîbettir Dine gelen musibetten her zaman feryad edip Allah’ın dergâhına sığınmak gerekir. Çünkü dine gelen musibete insan sabretse, aldırmasa, rahatsız da olmasa, “din eğitimi yasaklanmış, Kur’an yasaklanmış, Arapça, yasaklanmış, tesettür yasaklanmış, din eğitimi kurumları kapatılmış, ezanlar susturulmuş, camilere kilit vurulmuş, “bana ne, boş ver, dünyayı ben mi düzelteceğim!” derse bu tutum, bu anlayış insanın Allah korusun dinsiz kalmasına, ahrete imansız gitmesine sebep olur, insan ebedî saadetten ve ebedî cennetten mahrum kalır. Ebu cehillerin, Ebuleheplerin, Firavun ve Nemrutlerın düştüğü yere, cehenneme düşer.

Deprem, yangın, sel gibi dinî olmayan musibetler, musibet değildir. Bunlar, Rahman’ın birer ihtarıdır. 

Başkasının tarlasına giren koyunlar, çobandan gelen taşları bir uyarı görürler:”Çobanımız, bizi zarardan korumak için bu taşları atıyor,” derler geri dönerler. İşte kul da böyle olmalı ve böyle bilmelidir. Kaderden bir musibet taşı başına değdiği zaman, “elhamdülillah, rabbim beni düşündüğü ve beni zararlardan korumak istediği için bu taşı attı.” demeli, yanlışlardan geri dönmeli, günahlarına tevbe etmeli ve Allah’dan af istemelidir.

Musibetlerin bir kısmı, günahları silmek için gelir. Bir kısmı da, gafleti dağıtır, insanın acizliğini bildirir, hava atmaktan kurtarır ve huzura kavuşturur. Böyle bir musibeti kul, musîbet değil, bilakis Allah’ın bir iltifâtı, bir temizlik operasyonu bilmelidir

“Ermiş bir ağacı silkelemekle nasıl onun meyveleri dökülür, sıtma hastalığına yakalanmış bir hastanın titremesiyle de, o hastanın günahları dökülür [7] hadisini hatırlamalıdır.

Hazret-i Eyyüb Aleyhisselâm, vücudunu tamamen kuşatan hastalığa aldırmamış, hep hamd ve şükretmiştir. Ne zaman ki mikroplar kalb ve diline hücum etmiş, işte o zaman Allahım, bu mikropları sana havale ediyorum, diyerek, hastalığı Allah’a şikâyet etmiştir. Eyyub Aleyhisselamın bu duasının hedefi, nefsin rahat ve istirahati değil, Allah’ı zikrettiği iki organını mikropların tasallutundan kurtarmaktı.

Biz de, öncelikle, dualarımızda günahlardan gelen mânevî, ruhî yaralarımıza Rabbimizden şifâ istemeliyiz Sonra da ibadetlerimize engel oldukları için Maddî hastalıklardan kurtulmayı dilemeliyiz. Fakat itiraz ve şikâyet edercesine değil, bilakis boyun bükerek, tevazu içinde, yardım isteyerek şifa dileklerimizi arz etmeliyiz. Madem Onun Rabbimiz olduğuna razı olmuşuz, onun verdiklerine de rıza göstermemiz lazım. Kadere itiraz anlamına gelen “ah,” ve “of” gibi kelimelerden uzak durmalıyız. Çünkü bu ifadeler, bir çeşit, kaderi eleştirme ve Allah’ın merhametini suçlamadır. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar Allah’ın rahmet ve merhametini suçlayan, Allah’ın rahmet ve merhametinden mahrum kalır Kırılmış elle intikam almaya kalkmak, kırığı iyice artırır. Musîbete düşen adam da, îtiraz edercesine şikâyete yeltenirse musibetini ikiye çıkarır.[8]

HZ. PEYGAMBER’DEN (S.AV) GELEN ÖLÇÜLER

Hz. Peygamber’den (s.a.v) bu hususta çok önemli ölçüler gelmiş:

1-Buyurmuşlar ki: “Kim bir musibete çatar da istirca yaparsa (yani inna lillah ve inna ileyhi raciûn=biz Allah’a aitiz ve Ona döneceğiz, derse) Allah o insanın musibetini iyileştirir ve onun akibetini güzelleştirir, ona razı olacağı uygun bir bedel, daha iyi bir sonuç ihsan eder.[9]

2-Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin bir ara lambası söndü. Efendimiz, inna lillah ve inna ileyhi raciûn, dedi. Kendisine:

-Bu da bir musibet midir ki sen, musibete düşmüşlerin söylemesi gereken sözü söyledin, diye sormuşlar. Efendimiz:

-Evet, mü’mine eziyet veren her şey musibettir.”[10] (Sabrettiği ve kaderin hükmüne teslim olduğu takdirde Allah, böyle sabır kahramanını mükâfatsız bırakmayacaktır.)

3-Ümmü Seleme validemiz diyor ki: Ebu Seleme, Hz. Peygamberden bana bir söz getirdi. Hz. Peygamber (s.a.v) buyurmuşlar ki: “Hangi Müslümana bir musibet isabet eder de o inna lillah ve inna ileyhi raciûn, der, Allah’ın takdirine razı olur, sonra da: Allahım, bu musibetten dolayı beni mükâfatlandır, bu musibetten hayırlı bir sonuç bana nasip eyle, diye dua ederse, Allah onu mükâfatlandırır, önceki halinden daha güzel bir durum ona nasip eder.” Ümmü Seleme validemiz diyor ki, Ebu Seleme (yani kocası) vefat edince ben bu hadisi hatırladım ve bu inna lillah sözünü söyledim. Allah Teâlâ beni Hz. Muhammed’le (s.a.v) evlendirdi.[11] 

Bazen musibetlerden rahmet çıktığını, kahrın içinde lütufların, lütufların içinde de kahrın saklı olduğunu unutmamamız gerekiyor.

“Mevlam çekirdekte orman saklamış, / Tahıl tanesinde harman saklamış,

Sabır eyle, dua eyle, şükreyle, / Yılanın zehrinde derman saklamış.”

Hz. Adem (a.s) in kalbi cennete takılı kaldı. Allah onu cennetle mihnet ve meşakkate soktu. Nihayet cennet elinden çıktı, Adem (a.s) Allah’ı zikretmekle baş başa kaldı. Yakup (a.s), Yusuf (a.s)a aşırı bir muhabbet besleyince Allah, aralarına ayrılık koydu. Yakup (a.s) Hak’la beraber kaldı. Hz. Muhammed (s.a.v) Mekke ehlinin yardımına tama’ edince, Mekkeliler insanların en zorlusu olarak onun karşısına dikildiler. O kadar ki Hazret-i Rasul: “Hiçbir peygamber benim uğradığım eziyetlere uğramamıştır.” sözünü söyledi.[12] O da destek olarak sadece Rabbini gördü, Rabbini buldu. Derdini ona açtı, dermanı da O’ndan aldı.

Bu olaylardan çıkaracağımız sonuç şudur: Allah, Kendisi’yle sevgili kullarının arasına hiçbir şeyin ve hiç bir kimsenin girmesini istemiyor. Sevgililerinin de, Kendisi’nden başkasının yardımına güvenmemelerini istiyor. Tâ ki o sevgililer, hep kendisiyle beraber olsunlar. Allah’la beraber olan insan, bütün arzularına ve sevdiklerine kavuşur. Allah’la beraber olmayan da bütün sevdiklerinden mahrum kalır. Allah Teâlâ bizi Kendisi ile, Habibi ile ve sevgilileriyle beraber eylesin.

ALLAH’I BULAN NEYİ KAYBEDER?

Allah’ı bulan neyi kaybeder? Hiçbir şeyi.

Onu kaybeden neyi bulur? Hiçbir şeyi

Allah’ı bulan, Onunla olan, zindanda dahi olsa saraylardadır.

Onu bulamayan, Onunla olmayan, saraylarda da olsa zindandadır.

Hoştur bana senden gelen

Ya hil’at ü  yahut kefen,

 Ya taze gül, yahut diken

Kahrında hoş lutfun da hoş.

Gelse celalinden cefa

Yahut cemalinden vefa,

İkisi de cana safa

Kahrın da hoş, lutfun da hoş.

Gerek ağlat, gerek güldür,

Gerek yaşat gerek öldür,

Aşık Yunus sana kuldur,

Kahrında hoş, lutfun da hoş .

Böylelerine Yüce Allah şöyle müjde veriyor: “Ey olmuş ve doymuş nefis! Sen Rabbinden, Rabbin de senden razı olarak Rabbine dön. Kullarımın arasına katıl ve Cennetime gir![13]

İNSANIN ŞİKÂYETE HAKKI YOK

İnsanın başına gelen musibetlerden dolayı üç açıdan şikâyete hakkı yoktur:

1-Mülkün sahibi Allah’dır. Mülk sahibi, mülkünde dilediği gibi icraat yapabilir.

2-Hayat, musibetlerle durulur, kemal bulur.

3-Şu dünya, imtihan ve hizmet meydanıdır. Lezzet, ücret ve mükâfat yeri değildir.

DAHA BETERİNDEN KURTULMAK

Yoldan geçen adamın başına üst kattan kül döktüler. Adam:

-Elhamdulillah, dedi.

Küllerin içinde kaldığı halde Elhamdülillah diyen adamı gören bir başkası:

-Buna rağmen, dedi, hâlâ mı şükrediyorsun? Kül başına dökülen adam:

-Evet, dedi, her şeye rağmen sonsuz şükürler olsun Yüce Allah’a; ya başımdan kül değil de ateş dökselerdi?!

Muhammed b. Vasi’in ayağında gördüğü yaradan dolayı biri ona:

-Sana acıyorum, dedi. O da:

-Ben de bu yaranın gözümde çıkmadığına şükrediyorum, cevabını verdi.

Sordular Rabiatü’l-Edeviyye’ye:

-Kul ne zaman Rabbinden memnun olmuş sayılır? Cevabı şöyle olmuştur:

-Kul ancak, nimette de, felakette de aynı halini muhafaza ettiği zaman.

“ONA HAMD SARAYI YAPIN”

Allah Teâlâ, ölüm meleğine:

-Kulumun çocuğunun ruhunu ,  gözünün nurunu aldın mı? Gönlünün meyvesini kopardın mı? Melek:

-Evet, dedi.  Cenab-I Hak:

-Kulum ne dedi, buyurdu. Melek şöyle cevap verdi:

-Sana hamd etti, inna lillah ve inna ileyhi raciûn, dedi. Cenab-I Hak ilgililere emr etti:

-Bu kuluma cennette bir köşk hazırlayın ve adına “Hamd Sarayı” deyin.[14]

Her şeye rağmen  Yüce Rabbimiz bizi musibetle değil, nasihatla uyandırsın. Hastalık ve deprem korkusuyla değil, gönül sevdasıyla Allah diyenlerden, namaz kılanlardan eylesin. Hepimize dünyada da, ahirette de iyilik ve güzellikler nasip etsin.

 



[1] Bakara, 2 / 155

[2] Enbiya, 21 / 35

[3] Mülk, 67 / 2

[4] İbn-i Kesir (Muhtasar) I, 143

[5] Fahru’r-Razî, et-Tefsirü’l-kebir, ıv, 151

[6] Bkz. Bakara, 2 / 156-157

[7] Buharî,  Merdâ: 3, 13, 16; Müslim, Birr: 45)

[8] Bkz. Nursî, Said, Lem’alar, 18 (2. Lem’a)

[9] Fahr-I Razî, aynı yer, IV, 155

[10] Fah-ri Razî, aynı yer, 155

[11] Fahri Razi, aynı yer.

[12] Fahr-I Razi, aynı yer, 156

[13] Fecir, 89 / 27-30

[14] İbn-I Kesir, (muhtasar) I, 144

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum