1. YAZARLAR

  2. Abdulkadir MENEK

  3. Münazarat Sempozyumu
Abdulkadir MENEK

Abdulkadir MENEK

Yazarın Tüm Yazıları >

Münazarat Sempozyumu

A+A-

Türkiye, ilmi bir zeminde en büyük meselesini tartışmaya hazırlanıyor. Mardin Artuklu Üniversitesi, Risale Akademi ve Akademik Araştırmalar Vakfı tarafından düzenlenecek ‘’Münazarat Ekseninde Kürt Meselesi ve Milliyet Fikri’’ sempozyumu ile hiç şüphesiz çok önemli bir tabu daha yıkılmış olacak.

Kürt Meselesi, Türkiye’nin enerjisini heba eden ve son yüzyıla damgasını vuran en büyük mesele olarak, maalesef bugün de karşımızda durmaya devam ediyor. 1909 yılında İttihat ve Terakki zihniyetinin devlete hâkim olmaya başlaması ile öne çıkan Türkçülük zihniyetine karşı bir tepki hareketi olarak ortaya çıkan Kürtçülük düşüncesi, devletin yanlış politikaları ve İslam’dan tamamen uzaklaşma esasına dayanan ladini eğitim sistemi sonucu, iyice içinden çıkılmaz hale geldi.

Türkiye, devletin resmi ideolojisi haline getirilen ırkçılık düşüncesi nedeniyle, yirminci yüzyıla damgasını vuracak büyük devlet olma şansını kaybetti. Vatandaşlarına güvenmeyen, onları potansiyel tehlike olarak gören, ikinci ve üçüncü sınıf vatandaş uygulamaları ile insanlarını küstüren bir yönetim anlayışının, dünya meselelerine eğilecek enerjisi, zamanı ve vizyonu kalmadı.

Belki yeni bir anlayışın egemen olması sonucu, yirmi birinci yüzyılda, dünyaya damgasını vurarak, bütün dünya milletleri arasında barışın ve kardeşliğin tesis edilmesinde öncü ve lider bir rol üstlenebilecek bir Türkiye hedefine ulaşabiliriz. Türkiye jeopolitik konumu, büyük tarihi ve stratejik önemi sebebiyle böyle büyük bir rol oynayarak, sözü dinlenen bir dünya devleti olabilir. Fakat önce, ayağına pranga olan tabulardan kurtulması gerekir.

Bu prangaların başında hiç şüphesiz ‘’Kürt Meselesi’’ gelmektedir. Geçen yüz yıl içinde Türkiye;  Kürt Meselesini içinden daha da çıkılmaz hale getirmek için harcadığı enerjiyi, heba edilen yüzmilyarlarca doları, kaybolan güven ve huzur ortamını yeniden tesis etmek için gösterdiği çabayı, kendi ürettiği Kürt Meselesine değil de, dünya devleti olmak için harcasaydı, bugün dünyanın ilk beş devleti arasında olurdu.

Bu yüzyılda, dünyada çok şey değişti. Çağı ve zamanı doğru okuyan, vatandaşına güven esasına dayanan bir yönetim anlayışı ile herkese eşit muamelede bulunan, insan hak ve hürriyetlerini kâmil manada uygulamaya çalışan ülkeler, siyasi ve ekonomik olarak bu çağa damgasını vurdu.

Bu yüzyılda Türkiye’de çok kanlı ve trajik hadiseler yaşandı. Birisinin hatası ile nice köyler yakıldı ve nice canlara kıyıldı. Suçun şahsiliği prensibi bütünüyle göz ardı edildi. Kabul etsek de etmesek de, bir millet tamamen yok farz edildi ve asimilasyonun bütün vahşi ve faşist uygulamalarına maruz bırakıldı.

Gün geldi, çarşıda ve pazarda bile, diline yasak konuldu. Kürtçe konuşanlar cezalara ve gadre maruz bırakıldı. Ana dilinden başka bir dil öğrenme şansı bulamayanlar, askerlikte ve devlet dairelerinde hakaretlere muhatap edildi.

Dersim vadisinde ve Zilan deresinde, hala bir kâbus gibi bölgeye çöken katliamın acı ve canhıraş çığlılarını duymak mümkündür. Korku ve dehşet, bölge insanının genlerine işlemiş gibi, nesilden nesile devam etti.

Zaman zaman bu haksız ve zalimane uygulamaları dile getirenlere bile insafsız ve yersiz hücumlar edildi.‘’Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır’’ hadisi bile farklı yorumlara konu edildi.

Bu konunun konuşulması bile istenmedi. Bu dehşetli ve yanlış politikalara kayıtsız ve şartsız teslimiyet istendi. Bazı insanlar sırf ‘’ben Kürd’üm’’ dediği için hapislere atıldı ve işkencelere maruz bırakıldı.

‘’Kürt realitesini’’ tanıma sözleri bile, Ankara’nın derin ve karanlık dehlizlerindeki korku tünellerinde kayboldu ve bir daha dile getirilmeye cesaret bile edilmedi.
Fakat bütün bu direnç ve dehşetli yapılanmalara rağmen Türkiye değişmeye başladı. İnsanların olduğu gibi kabul edildiği yepyeni bir dönem başladı. Vergisini veren ve askere giden insanların kendi ana dilleri ile dinleyebilecekleri radyolar ve televizyon kanalları açıldı.

Kürt Meselesi ile ilgili olarak çok sayıda kitap yazıldı ve çok sayıda toplantı düzenlendi. Buralarda farklı düşüncelere sahip olan çok sayıda insan, görüş ve düşüncelerini ifade etme imkânı buldu.

Tartışma, eskisi ile kıyaslanamayacak şekilde sağlıklı ve demokratik bir zemine kaymaya başladı. Belki bugün bile bazı eksikliklerden bahsedilebilir. Bu süreç elbette çok zor ve provokasyonlara açık bir süreçtir.

Zaman zaman ‘’Uludere katliamı’’ benzeri faciaların yaşanmasına uygun ve kaygan bir zeminin, tehlikelerden tamamen arındırılması için biraz daha zamana ihtiyaç var gibi görünüyor.

Şüphesiz ki, bütün bu gelişmeler içinde Mardin Artuklu Üniversitesinde yapılacak olan sempozyum, apayrı bir önem ve anlama sahiptir. Konu, tartışılması gereken en uygun ve en fıtri zeminde tartışılacak.

Öncelikle, bu konuda en önemli adımı atan ve çok şerefli ve anlamlı bir faaliyete ev sahipliği yapacak olan Artuklu Üniversitesi ile onun çok değerli Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay’ı gönülden tebrik ediyorum.

Bir aydın ve bilim adamı sorumluluğu ile hareket ederek, üzerine çevrilebilecek bazı haksız hücum ve tenkitlere aldırmadan, böyle önemli bir sempozyumu düzenlemek alicenaplığını göstermeleri, Türkiye için çok büyük bir hizmet olarak anılacaktır.

Son dönemlerde Risale-i Nur eksenli bilimsel toplantı, konferans ve çalıştaylara imza atan Risale Akademi ile Akademik Araştırmalar Vakfı (AKAV)’nı da tebrik ediyor, büyük ve tarihi bir misyonu üstlenmelerinden dolayı da alkışlıyorum.

Bu sempozyuma, Türkiye’nin dört bir yanından, çok sayıda Üniversiteden bilim adamları, araştırmacılar, yazarlar, kanaat önderleri ve gazeteciler katılacak. Türkiye’nin birlik ve kardeşliğinin çok güzel bir numunesi ve sağlam bir mozayiğinin sergileneceği bu sempozyumdan, çok hayırlı sonuçlar çıkacağına bütün kalbimle inanıyorum.

Bu sempozyumdan çıkacak sonucun, Kürt Meselesi konusunda gerçekten çok ciddi, kararlı ve samimi adımlar atan hükümet için de yepyeni bir enerji ve çıkış yolu olabileceği ve yeni ufuklar açabileceği konusundaki görüş ve temennilerimi ifade etmek istiyorum.

Türkiye Kürt Meselesini;  birlik, beraberlik, barış ve kardeşlik zemininde çözmek istiyorsa, mutlaka Said Nursi’ye kulak vermeli ve O’nun görüşlerinden yararlanmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum