1. HABERLER

  2. RİSALE-İ NUR

  3. Mü’min, insaflı olduğu için Allah’tan olduğunu tasdik eder
Mü’min, insaflı olduğu için Allah’tan olduğunu tasdik eder

Mü’min, insaflı olduğu için Allah’tan olduğunu tasdik eder

Günün Risale-i Nur dersi

A+A-

Bismillahirrahmanirrahim

Bakara Sûresi 26-27. âyetin tefsiri tefsiri

فَاَمَّا الَّذِينَ اٰمَنُوا فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَ اَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُونَ مَاذَاۤ اَرَادَ اللهُ بِهٰذَا مَثَلاً 1

Bu cümlenin evvelki cümleden teferru’ ve teşa’ub ettiğini ifade eden ف bu cümleyi her iki şıkkıyla intaç eden zımnî ve gizli bir delile işarettir. Tasviri şöyle olsa gerektir: Cenâb-ı Hak, temsili terk etmez. Zira belâgatin iktiza ettiği bir temsildir; belâgatin iktiza ettiği şey terk edilmez. Öyleyse Cenâb-ı Hak bu temsili terk etmez. Binaenaleyh, insafı olan, o temsilin beliğ, hak ve Allah’tan olduğunu bilir. İnatla bakan adam ise hikmetini bilmez, tereddüde düşer, sorar, sual eder, en nihayet istihkar ile inkâra girer.

Hülâsa: Mü’min, insaflı olduğu için Allah’tan olduğunu tasdik eder. Kâfir olan adam inatçı olduğundan, “Bunda ne faide var?” der.

أَمَّا: Bu أَمَّا şart edatıdır. Dahil olduğu her iki cümleyi birincisi melzum, ikincisi lâzım veya evvelkisi şart, ötekisi meşrut olmak üzere, ikincisini birinci ile bağlar.

Evet bu أَمَّا iki cümle arasında lüzumu tesis etmek için vaz edilmiştir. Binaenaleyh, burada 2 فَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ cümlesinin 3 اَلَّذِينَ اٰمَنُوا cümlesine lâzım ve zarurî olduğuna delâlet eder. Yani imanı olanın şe’ni, onun hak olduğunu bilmektir.

Kendisinden daha kısa olan 4 اَلْمُؤْمِنُونَ kelimesine bedel اَلَّذِينَ اٰمَنُوا denilmesi, onun hak olduğunu bilmek iman sebebiyle olduğuna ve keza onun hak olduğunu bilmek iman olduğuna işarettir.

Belâgat nokta-i nazarından makama daha münasip olan 5 اَنَّهُ الْبَلِيغُ cümlesine tercihan 6 اَنَّهُ الْحَقُّ denilmesi onların itirazlarından kastettikleri son neticeye işarettir. Çünkü onlarla maksatları, Allah’tan olduğunu nefyetmektir.

اَنَّهُ الْحَقُّ Hakkaniyetin o temsile hasredilmesinden anlaşılır ki, takbih edilmeyip istihsan edilen yalnız 7 بَعُوضَةً temsilidir. بَعُوضَةً’nin gayrısı ve بَعُوضَةً’den daha iyisi, ayıplardan hâli olsa bile, belâgatçe بَعُوضَةً’nin yerini tutamaz. Çünkü yalnız ayıplardan selâmet, kemâle delil olamaz.

8 مِنْ رَبِّهِمْ O temsilin, Rablerinden nâzil olduğunu ifade eden bu kayıt, onlar itirazlarına hedef ittihaz ettikleri, o temsilin nüzulü olduğuna işarettir.

9 وَاَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا Bu اَمَّا evvelki اَمَّا gibi mâkabllerindeki icmâli tafsil etmekle, tahkik ve tekidi ifade ediyor.

10 اَلَّذِينَ كَفَرُوا’nun 11 اَلْكَافِرُونَ kelimesine tercihan zikredilmesi, onların bu inkârı, kalblerinde rüsuh peydâ eden küfürden neş’et ettiğine ve onun için onları yine küfre götürdüğüne işarettir.

Evvelki cümledeki 12 يَعْلَمُونَ’nin mutabakatı için burada 13 فَلاَ يَعْلَمُونَ denmesi münasip iken, onun yerine zikredilen 14 فَيَقُولُونَ îcaz ve ihtisar için mukadder olan hallerden kinayedir.

Takdir-i kelâm: “Küfrü olan adam, hakikati bilmez, tereddüde düşer, inkâra girer, istifham şeklinde istihkar eder, hakir görür.”

Ve keza, kendileri dalâlette oldukları gibi, ağızlarıyla halkı da dalâlete sürüklediklerine işarettir. 5 يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِى بِهِ كَثِيرًا Bu cümleden evvelki cümlede 16 اَلَّذِينَ اٰمَنُوا mukaddem olduğuna nazaran, burada ona münasip olan 17 يَهْدِى بِهِ'nin takdimi lâzımken, يُضِلُّ بِهِ takdim edilmiştir. Çünkü bu kelâmdan maksat, inkâr edenlerin itirazlarını reddetmektir. Buna binaen, يُضِلُّ بِهِ kesb-i ehemmiyet ettiğinden, takdim hakkını kazanmıştır.

1 : “İmanı olanlar, onun, Rablerinden hak olduğunu bilirler. Amma kâfirler, ‘Allah bu gibi hakîr (küçük ve değersiz) misallerden neyi irade etmiştir?’ derler.” Bakara Sûresi, 2:26.
2 : “Onlar bunun hak olduğunu bilirler.” Bakara Sûresi, 2:26. 
3 : İman edenler. 
4 : Mü’minler. 
5 : Şüphesiz ki o çok belagatlidir. 
6 : Şüphesiz ki o haktır. 
7 : Sivrisinek. 
8 : Rablerinden.
9 : Kafirler ise. 
10 : Küfredenler; Allah'ı inkar edenler. 
11 : Kâfirler; inkarcılar. 
12 : Bilirler. 
13 : Bilmezler. 
14 : Derler ki. 
15 : “Allah, onunla çoklarını dalâlete atar ve çoklarını da hidayete götürür.” Bakara Sûresi, 2:26. 
16 : İman edenler. 
17 : Onunla hidayete götürür.

Bediüzzaman Said Nursi
İşaratü'l-İ'caz