1. YAZARLAR

  2. Misafir Kalem

  3. Muhammed Nur Doğan'a intihar bombacısı diyebilir miyiz?
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Yazarın Tüm Yazıları >

Muhammed Nur Doğan'a intihar bombacısı diyebilir miyiz?

A+A-

Ahmet Mithat'ın yazısı:

Elbette diyemeyiz. Çünkü Muhammed Nur Doğan'ın bu tarz terörist eylemler ile uzaktan ya da yakından hiçbir ilgisi yoktur. Ancak, Doğan'ın akıl yürütmesi gibi bir akıl yürütmesi yapacak olsaydık, dünyanın her yerinde güya Müslüman olduğunu iddia edenlerin arasındaki canlı bombalardan ötürü bir Müslüman olarak Muhammed Nur Doğan’ı da suçlamamız gerekirdi. Hatta bu yazının müellifini de, bu yazıyı okuyanları da aynı suçtan ötürü suçlamamız ve terörist/intihar bombacısı ilan etmemiz gerekirdi.

Kusura bakılmasın, böyle bir yöntem ile söze başlamak istemezdim ama yapılan hatanın dehşetini vurgulamak ve dikkatleri biraz şiddetli çekmek istediğim için mecbur kaldım. 

Evet, Doğan'ın Fıtrat TV’de yaptığı akıl yürütmeler ile nur talebelerinin tamamını töhmet altında bırakması, Müslümanlık iddiasında bulunan teröristler yüzünden masum Müslümanlara potansiyel terörist muamelesi yapılması gibi bir mantık hatası ve bir zulümdür. Bunları söylemekteki asıl maksadımı bir önceki yazımı okuyanlar bilirler. Ancak okumayanlar için kısaca izah etmeliyim.

Muhammet Nur Doğan, Fıtrat TV’de, “İslamiyet’i Kur'an'dan Okumak” isimli programda, bir takım nur talebelerinin namazlarda Kur'an okudukları ve ölülerinin arkasından da yine risale okudukları gibi iddialar ile bir takım suçlamalarda bulundu. Bu ifadeleriyle de, Nur Talebelerinin yoldan çıkmak üzere olan güruh olduğunu ima etti. Ne var ki, bu akıl yürütmesi problemliydi ve ifadeleri mantık hataları içeriyordu. Zira nurculuk içerisinde olduklarını iddia eden bir takım insanların namazda Risale okudukları gerekçesiyle ve ölülerin arkasından risale okumaları sebebiyle, sanki Risalelerde bu hareketlere zemin hazırlayacak ifadeler ve yaklaşımlar varmışçasına suçlamış ve Nur Talebelerinin yoldan çıkmak üzere olduklarını vurgulamış oluyordu. 

Şimdi, ilk olarak namazda Kur'an yerine Risale okunması iddiasından başlayalım. Öncelikle böyle bir güruhtan haberdar olmamı sağladığı için, Doğan'a minnettarım. Allah, insana, yürüdüğü yolu tasvip etmediği kimselerin eliyle/vesilesiyle de bir takım realiteden haberdar olmasını sağlıyor.  

Basitçe ifade edecek olursak, evet, böyle bir güruhun olduğunu yakın bir nur talebesi tanıdığımdan da teyit etmiş oldum.[1] Öncelikle şunu ifade etmem gerekir ki, bu tarz fiilleri yapanların bırakın Nurculuğu, Müslümanlığı dahi kalmaz. Müslümanlığının neden kalmadığı zaten ortada.[2] Dolayısıyla buraya dair söz söylemenin anlamı yok. Ancak Muhammet Nur Doğan itiraz etmeden belirteyim. Zira tavzih etmezsem itiraz edeceğinden adım gibi eminim. Nur talebeliğini ayrıca zikrettim çünkü Risale-i Nura talebe olabilmek için Risale-i Nur müellifinin şart koştuğu maddeler var. Bu maddelerden bir tanesi de, bidatlara taraftar olmamak. Türkçe ibadet etme de ahirzamanda dile getirilen en büyük bidatların başında geliyor. Ayrıca Bediüzzaman'ın kendi ifadelerini okuyanların açık bir şekilde bildiği üzere, Bediüzzaman bu mevzuya, yani Türkçe ibadet etmeye de şiddetle karşı çıkan bir tutum sergiliyor. Ayrıca, risalelerde yüz yerden getirilecek delillerle açık bir şekilde Kur’an’ın mucize ve kelam-ı ilahi olduğunu ve ulaşılamayacak bir makamda olduğunu temellendiriyor. Bu gibi sebeplerden ötürü, Kur'an-ı Kerim haricinde her hangi bir söz ile ibadet etmeye kalkışanların şiddetle karşısında duruyor. İşbu sebeplerden ötürü, namazında risale okuyanların varlığı ile sanki bütün nurcular böyleymiş gibi konuşmak ve bütün nur talebeleri üzerinde bir zulüm/iftira perdesi oluşturmak, aynı yazınının en başında ifade ettiğimiz gibi, Müslüman olduğunu iddia eden IŞİD gibi teröristlerden ötürü bütün Müslümanları suçlamak; İslam’ı terör dini ilan etmek ve Kur'an'da Müslümanların vahşete/zulme davet edildiğini iddia etmek ile benzer bir yaklaşımı ifade ediyor.

Bildiğim kadarıyla, Muhammed Nur Doğan bütün Müslümanların terörist olduğunu kabul etmiyor. Zira böyle bir ön kabule sahip olsaydı Müslümanlıktan vazgeçmesi gerekirdi. Vazgeçmiyorsa ve böyle bir iddianın yanlış/hatalı olduğunu kabul ediyorsa -ki fiili tavrı bunu gösteriyor- aynı hatayı Nur talebelerine karşı da yapmamalı. 

 

Diğer taraftan, geçen hafta yazdığımız yazıya binaen, kendi facebook sayfasında bazı videolar paylaşmış Doğan. Ve ardından eklemiş: Fıtrat TV'de Fehmi İlkay Çeçen ile yaptığımız söyleşide naklettiğim iki hatıra Nurcu arkadaşları çok kızdırmış. Bana saydırıp duruyorlar. Hakikat adına hakkımı helal etmiyorum. Bu arkadaşlar bana söğüp sayacaklarına onları daire-i İslam'dan uzaklaştıracak bir felaketten onları haberdar ettiğim için bana dua etmeleri gerekmektedir. Ama bu arkadaşlar çıplak gerçekle yüzleşmekten korktukları için bu belden aşağı tepkileri veriyorlar. Şimdi Nurcu arkadaşların gözlerini belki birazcık açacak bir video paylaşıyorum. Burada çok açık bir şekilde görülüyor ki Risaleler Kur'an gibi kutsal telakki edilmekte ve ölünün başında sevap niyetine okunmaktadır. Yaaa, gerçek işte böyle yalındır ve gizlenemez. Bakalım bundan sonra bana ne diyecek bu arkadaşlar.

Az önce Muhammet Nur Doğan'ın paylaştığını ifade ettiğim videolar, Bediüzzaman Said Nursi'nin önemli talebelerinden Mustafa Sungur ağabeyin vefatının akabinde, defnedildiği kabrin önünde nur talebeleri tarafından okunan risale derslerini ihtiva ediyor. Merak edenlerin izlemesi için videoların linkini aşağıda paylaşıyorum. 

 

https://www.youtube.com/watch?v=XcEv_yu99qE

 

https://www.youtube.com/watch?v=EQeBx8txSi4&app=desktop

 

Gerçi Muhammet Nur Doğan kendisinden çok emin bir şekilde, risalelerin ''Kur'an gibi kutsal telakki edilerek ölünün başında sevap niyetine okunduğunu''  ve hakikatin böylesine yalın olduğunu iddia etmiş ve bizden cevap beklemiş. Biz de elimizden geldiğince cevap verelim. 

Aslında hakikat ziyadesiyle yalın. Ne var ki, Sayın Doğan bu videodaki hakikati ne yazık ki layıkıyla görememiş ve doğru okuyamamış. Çünkü videoyu doğru okuyabilseydi, Nur Talebelerinin ne maksatla orada bulunduklarını ve hangi sebeple Risale-i Nur okuduklarını anlayabilecekti. Videoları izleyenler fark etmiş olmalılar. İnsanların kabrinin başında bekledikleri kişi üstadın talebelerinden Mustafa Sungur ağabey. Mustafa Sungur ağabey ki, 50'li yıllardan bu yana Kur'an davası için vücudunu, mesleğini, ailesini ortaya koyan; türlü çeşit zulümlere maruz bırakılan bir Kur'an talebesi. 65 yıllık bir süreçte tamamen Kur’an’ı ve mucizeliğini, Cenab-ı Hakkın kullarından nasıl razı olacağını izah ve beyan etmek için çalışmış durmuş Sungur ağabey. Onun ile aynı davaya baş koyan, uzunca bir süre kendisinden ders dinleyen ve üstatlarından aldıkları dersle Kur’an’a muhatap olmaya çalışan nur talebeleri ise bir vefa borcu olarak Bediüzzaman’ın bu talebesini kabri başında ziyarete gitmişler. Resulü Ekrem’in (asm) arzusu ve emri gereği, kabir ziyaretini, bir ibret vesilesine çevirmeye çalışmışlar. Böylelikle, Mustafa Sungur'un ve kendilerinin üstadı olan Bediüzzaman'ın 20. Mektubundan 9. Kelime ve 11. Kelime arasını orada okumuşlar. Şimdi, su-i zan etmek istemem ama anlaşılan o ki, Muhammed Nur Doğan videoda okunan metni dinlememiş yahut söylenilenleri anlamamış. Buradan Muhammet Nur Doğan'a da fayda sağlaması için bu okunan metinde ifade edilen hakikatlerden bir kaçını zikredelim. Zikredelim ki, ifadelerin kabirden ibret almak için ne kadar etkili metinler olduğu anlaşılsın. 

·  Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah, malımız harap olup sa'yimiz hebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik" demeyiniz, feryad edip me'yus olmayınız. Çünkü sizin herşeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. … Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz. (9. kelimeden)

·  Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubûdiyet boşu boşuna gitmez. Bir dâr-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fâni dünyana bedel, bâki bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Hâlık-ı Zülcelâlinvaadine iman ve itimad et. (10. kelimeden)

·  Ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihanolan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. Yani, bu dâr-ı fâniden gidipdâr-ı bâkide huzur-u Kibriyâya müşerref olacaklar. (11. kelimeden)

·  Ey insan! Bilir misin nereye gidiyorsun ve nereye sevk olunuyorsun? … Dünyanın bin sene mes'udâne hayatı, bir saat hayatına mukàbil gelmeyen Cennet hayatının; ve o Cennet hayatının dahi bin senesi, bir saat rüyet-i cemâline mukàbil gelmeyen bir Cemîl-i Zülcelâlin daire-i rahmetine ve mertebe-i huzuruna gidiyorsun. … Öyle ise, kabir kapısına ağlayarak değil, gülerek giriniz. (11. Kelimeden)

Şimdi, Resulullah’ın (asm) ibret almak ve ahirete hazırlık yapmak maksadıyla kabirleri ziyaret edilmesi talebini yerine getiren müminlerin kabrin başında bu dünyanın faniliğini ve esas hayatın ahiret hayatı olduğunu vurgulayan bu satırları okumaları tam olarak Efendimizin (asm) tavsiyesine uygun hareket etmek demek değil midir? Kabrin başında iken, Risale-i Nur okumak yerine retorik açıdan kuvvetli bir kimse çıkıp dünyanın fenası, ahiretin bekası odaklı bir konuşma yapsaydı, kabirden korkmamak gerektiğini; zira o kabrin mümin için ebedi hayatın ilk adımı olduğunu vurgulasaydı, Muhammed Nur Doğan bey buna da itiraz edecek miydi? Elbette hayır. Öyleyse vefat etmiş bir âlimin sözleri demek olan bu konudaki metinleri kabir başında okuyup ibret almakta ne beis olabilir.

Ne var ki, eğer M. Nur Doğan yanımda olsaydı, şöyle itiraz edebilirdi: İyi de kardeşim, nereden çıkarıyorsunuz bu yapılanların ibret almak maksatlı olduğunu? Göz göre göre yapılan bir hatayı tevil etmeye kalkışıyorsunuz. Bak adam almış eline kitabı, kabrin önüne eğilmiş, mevtanın ruhuna okurmuş gibi okuyor. Öyleyse ölüye okuyor olmalı, değil mi?

M. Nur Doğan’dan sudur etmesi muhtemel hayali bu soru karşısında şu muhayyel cevabı vermek gerekir. Kabrin başında okuyan kişinin niyetini kendisinin ikrarı olmadan bilemeyiz ne yazık ki. Ancak, bu risaleyi okuyan nur talebesinin tutumu bize açık bir şekilde, bunun ölüye okunmadığını söylüyor. O da şudur: Sizin de muhtemelen bileceğiniz şekilde, ölülerin arkasından Kur’an okuyan hocalar Kur’an okuma faaliyetini şöyle bitirirler: “Okumuş olduğumuz surelerden hâsıl olan sevabı… şuna şuna armağan ediyoruz, vasıl eyle.” Bu tavır ve tutumu, kabir başında risale okuyan zat-ı muhteremden göremiyorsunuz değil mi? Ne yapıyor peki? Risale talebelerinin risale dersi okuduktan sonra umumen yaptığı gibi, Bakara 32’de geçen “Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” derler.” mealindeki ayeti okuyor ve Fatiha ile bitiriyor. Unutmayın Sayın Doğan, bu bizim ders bitiriş şeklimizdir; hatim duası yapış şeklimiz değil. 

Evet, hakikat böyle. Edebiyat camiasında intihal yapan akademisyenler var diye, sizi de intihalden dolayı suçlayamayacağımız gibi; kendi bedenini bomba yapıp patlatan Müslümanlardan dolayı sizi de müttehem kılamayacağımız gibi siz de –nur talebesi olsa bile- hata yapan kişilerden ötürü bütün bir Risale-i Nur camiasını ve Risaleleri töhmet altında bırakmayın. Ayrıca sizin gibi yılların hocası olan bir insanın da buradan çıkarması gereken mühim bir ders var: Ortaya bir iddia atacak iken, mantık kuralları çerçevesinde konuşmak, safsataya düşmemek ve daha iyi gözlem ve yorum yapmanız gerekiyor. Yoksa hakikat ehli karşısında hakikatsiz ve tarafgir addolunuyorsunuz.

Eminim, bu söylediklerimden sonra; “ya nurcu kardeşler, ben bir hata yaptım kusura bakmayın” demeyeceksiniz. Ancak şunu bilin istedim. Risale-i Nurlar ve Nur Talebeleri ehl-i sünnet vel cemaat denilen büyük gövdenin bu asırda çokça hizmet etmiş hadimleridir. Şayet, birileri bu hadimlere ilişmeye kalkarsa, kalkışması karşılıksız bırakılmaz. Bilin ki bu cemaat ve bu ümmet sahipsiz değil! Vesselam.

 

[1] Böyle bir oluşumdan haberdar olmak ve bunları ihtar/irşad etmek nur talebelerinin vazifesidir.

[2] Bu arada Muhammed Nur Doğan'ın bir diğer eleştirisine de cevap vermiş olduk. Bir önceki yazımızda ifade ettiğimiz gibi, Doğan, nur talebelerini böyle bir zulüm karşısında hakikati ifade edememekle, tevil etmekle, hakka hak, batıla batıl diyememekle itham ediyordu.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.