M. Maruf ÖZÜLKÜ

M. Maruf ÖZÜLKÜ

Milleti severken boğmayın!

Risale-i Nur’da anlatılanın “tasvir” değil “tasdik” olduğu ve muhatabın tüm hasselerine, tüm zerrelerine hitap ettiğini okuyan-idrak eden herkes kabul ediyor.
Kuranın asrımızdaki tefsiri olan bu eserlerde meseleler öylesine çok boyutlu anlatılıyor ki, şüpheye ihtimal bıraklımıyor artık.
Mesele, tüm “nokta”larıyla, “cihet”leriyle, “veche”leriyle, “işaret”leriyle, “makam” larıyla, “meyve”leriyle ele alınıyor.
Milliyet meselesinin anlatıldığı Yirmialtıncı Mektub’un Üçüncü Mebhasına baktığımızda da bu zengin tesbit ve tahlilleri müşahade ediyoruz.
Farklı farklı yaratılışın “ birbirini tanıma” ve “yardımlaşma” hikmetlerini anlatan Üstad, birlik noktalarını vurgular.
İslam aleminin farklı kolları olan orduya benzetir.
İslam tarihinde  Emeviler ile birlikte yaşanan olumsuzluklara işaret eder.
Avrupa zalimlerinin menfi millyet fikriyle ehli İslam’ı parçaladığını dile getirir.
Doğu-Batı mukayeselerinde bulunur.
Milliyetçiliğin güçlüleri-gençleri hedef aldığını ama aslolan toplumun bütün katmanlarına hitap edecek; kadınlara, çocuklara, ihtiyarlara teselli verecek ve iki dünya mutluluğunu ihata edecek İslamiyetin ibkası olduğunu ifade eder.
Müsbet İslam milliyetinin hiçbir şeye ihtiyaç bırakmadığını anlatır.
Hülasa çok şey anlatır bu “mebhas”ta.
 
***
 
Benim en çok dikkatimi çeken yönü ise milliyetçilik fikrinde ileri gidenlerin ruh haletini anlatan ifadeleridir.
Ülkemizin gerek doğusunda, gerekse de batısında milliyetçilik fikrinde ileri giden kimselerin psikolojilerini açık biçimde tahlil etmektedir. Ne diyor?
“Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsanî var…
“Gafletkârane bir lezzet var;
“Şeametli bir kuvvet var.
“Başkasını yutmakla beslenir,
“Diğerlerine adâvetle devam eder,
“Müteyakkız davranır.
“Şu ise, muhasamet ve keşmekeşe sebeptir..”
 
***
 
İsterseniz madde madde tahlil edelim:
 
“Hem fikr-i milliyette bir zevk-i nefsanî var…
İnsan hayatın merkezine Yaratıcısı’nın rızasını değil de, kötülüğü isteyen nefsini koyarsa, “ben” demeye başlar. Maddi gücüne güvenmeye başlar. Güçsüzü ezmeye üstünlük taslamaya başlar. Bunun toplumsal karşılığı çoğu kez ırkçılıkla vahşete varan acı uygulamalardır.
 
“Gafletkârane bir lezzet var;
Evet, insana etten-kemikten yaratılmış, aciz-zayıf-fakir bir seyyah olduğunu unutturur. Nefisle firavunlaşır. Dünyaya hükmetme, üstünlük taslamaya başlar. Ten rengine, kuvvetine güvenir. Menfi milliyet işte böyle felaketlere kapı açan bir zakkum çekirdeğidir.
 
“Şeametli bir kuvvet var.
Yani fenalık veren bir kuvvet verir. Kendi ırkının hakimiyeti için başka milletlere zarar vermek için kullanmak ister bu gücü.
 
“Başkasını yutmakla beslenir.
Irkçılığa yolalmaya müsait menfi milliyetçilik fikri başkasını yutmakla beslenir. Onların dünyasında hep tehdit vardır. “Biz” ve “ötekiler” vardır daima. Ayakta kalmak için her daim kavgaya hazır olmaya çalışır.
 
“Diğerlerine adâvetle devam eder,
Gerilim ve çatışma bu temelde meydana gelir. Sürekli düşman vardır bu düşünce merkezinde. Ülkemizde “Atsız” diye bilinen ama milliyetçilikte hızlı at koşturan adamın oğluna yazdığı vasiyet içerikli mektubu bir zamanlar yayınlanmıştı. Ülkenin dört bir yanındaki komşuları derece derece düşman diye tavsif ediyordu. Yetmiyor dünyanın diğer milletlerine karşı tedbirli olmak gerektiğini söylüyordu.
 
“Müteyakkız davranır.
Sürekli olarak “iç düşman”  ve “dış düşman”a karşı uyanık zinde ve atik olmak gerektiğini vurgularlar. Asabidirler. Şakaları yoktur. “Gaflet”, “dalalet” ve “hıyanet” en sık kullanılan sözcüklerdir.
 
“Şu ise, muhasamet ve keşmekeşe sebeptir..”
Ülkemizde “ Vatan kurtaran” İttihatçıların  ve seksen öncesi “ülkeyi kurtarma” adına iç karışıklığı arttıran gençleri unutmak mümkün mü?
Şüphesiz iyi niyetliydi çoğu. Öyle yapmak gerektiğine inanıyorlardı. Ama her hareketleri sıkıntıyı daha çok arttırıyordu.
İttihatçılar, “milliyet” dedikçe, ülkenin dört bir yanında isyan ve bağımsızlık hareketleri yaşanıyordu.
Yeni dönemde, farklılıkları inkar etme politikaları, terörü azdırıyor, gerginliği karşılıklı büyüterek bugünlere taşıyordu.
 
***

Bugünleri görmüşcesine yol gösteren Bediüzzaman, İslam alemini şöyle ikaz ediyordu:
“Heyet-i içtimaiye-i İslâmiye büyük bir ordudur; kabâil ve tavâife inkısam edilmiş. Fakat bin bir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var: Hâlıkları bir, Rezzâkları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir-bir, bir, bir, binler kadar bir, bir...
“İşte bu kadar bir birler uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar. Demek, kabâil ve tavâife inkısam, şu âyetin ilân ettiği gibi, teârüf içindir, teâvün içindir; tenâkür için değil, tehâsum için değildir.”
Milleti sevme adına çıkıp milleti sıkıntıya sokanları bebek seven çocukların ona verdiği zarara benzetirim bazen.
Belki çocuksu düşüncelerle olur bu ama…
Bazen bebenin hayatına bile mal olur bu sarılmalar, tutamayıp düşürmeler.
Sevme, sahip çıkma düşüncemizi, doğru mecrada kullanmak ve severken boğmamak için, bu eserlere her zamandan daha çok muhtacız.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum