1. YAZARLAR

  2. Nurettin HUYUT

  3. Meşrutiyet ve demokrasi
Nurettin HUYUT

Nurettin HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Meşrutiyet ve demokrasi

A+A-

Son yazım nedeniyle meşrutiyet eşittir demokrasi midir? sorusuna muhatap oldum.

 

Bu kadar ağır ve geniş bir meseleyi tam izah etmem mümkün olmasa da elimde Münazarat Risalesi gibi bir eser olunca izaha cüret, meseleyi açıklamaya bir cesaret elde ettim. Sizlerle de paylaşmak istiyorum.

 

Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki, bana göre demokrasi meşrutiyetin abisidir.

 

Her ne kadar sözlüklerde bu her iki sistemin tarifleri varsa da ben o sözlüklerden hareket ederek değil de Münazarat eserindeki izahlardan hareketle meseleye bakacağım.

 

Münazarat’ta bu mesele için şöyle bir şerh var:

hâl-i hazırdan fehmettiğiniz meşrûtiyeti tefsir etmeyeceğim. Belki hükümetin hedef-i maksadı olan meşrûtiyet-i meşrûâyı beyân edeceğim.” {1}

 

Bu özel nottan sonra şöyle bir soru ve cevap var:

“Suâl: "Tarif ettiğin meşrûtiyetin ne miktarı bize gelmiş ve niçin bütün gelmiyor?"
Cevap: Ancak on kısımdan bir kısmı size gelebilmiş.”
{2}

 

Yukarıdaki açıklama ve soru ve cevaptan sonra anlaşılmalıdır ki, Münazarat’ta izah edilen ve hedeflenen Meşrutiyet-i Meşrua o gün yaşayan sistem değildir. Sadece ismen benzemektedir. Ve sadece ona giden yolda bir ilk adım adımdır. Sonrası ancak yüz senede gelebilecektir. Yüz sene sonra tamamen cemâlini göreceksiniz” {3} diyor.

 

Şu anda yüz seneyi geride bırakmış bulunuyoruz. Acaba sizce gelmiş midir? Cemalini gören var mı? Veya Meşrutiyete dönüş imkânı var mı? Yani sistemimize isim olarak ne diyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti yerine neyi koyacağız ki, Üstadımız “ben dindar bir cumhuriyetçiyim” {4} demişken…

 

Şu veciz ifade meselemize ayrı bir cepheden ışık tutuyor:

“Yeni hükûmet-i meşrutamız mu’cize gibi doğduğu için, inşaallah, bir seneye kadar ‘Beşikte iken konuştu’ {5} sırrına mazhar olacağız.” {6}

 

Yani o gün için sistem henüz doğmuş bir çocuk gibidir. Nasıl doğduğuna Üstad da inanamamaktadır. Hayretler içindedir. Müthiş sevinç duymaktadır. Ama doğmuştur. Doğan çocuğa sahip çıkmak gerekir. Besleyip büyütmek lazım ki, netice alınabilsin. Oysa bunun henüz çocuk olduğunu ve sahiplenilmezse bir takım canilerin gelip daha beşikte iken onu öldüreceklerini bilen ve hisseden tek bir kişi var o da Bediüzzaman Hazretleridir. Tüm çabaları onu korumaya ve kurtarmaya yetmemiştir.

 

Şimdi bu gibi şerhler ve izahlar varken hala sanki Üstad o günkü yaşayan sistemi yeterli buluyormuş gibi davranmak ve meseleyi o günkü sistemi örnek göstererek anlatmak doğru mudur?

 

Hem Bediüzzaman hazretleri Cumhuriyet döneminde de yaşamıştır. Hatta demokrasiye geçiş dönemi olan 1950-60’lı yıllarını da yaşamış. Mevcut sistemi tüm benliği ile hissetmiş bir şahsiyettir.

 

Ve bu dönemle ilgili hal ve tavırları şerh ve izahları var. İlgili kurumlara yazdığı mektupları var. Onları da dikkate almamız gerekir. Ta ki, mesele vuzuha kavuşsun.

 

Bu noktada bir hususu da dikkatlerinize sunmak istiyorum. Uygulamaya baktığınızda karşınıza çeşit çeşit demokrasiler çıkmaktadır. Birçok dikta rejimlerinin ismi demokrasi ile anılmaktadır.

 

Batı devletlerinde uygulanan demokrasiler de birbirinin aynı değildir. Nüans farkları vardır. Az gelişmiş, orta gelişmiş ve ileri seviyede gelişmiş çeşitlerini görmek mümkündür.

 

"Şeriat-ı Ahmediyenin (a.s.m.) tazammun ettiği ve emrettiği medeniyet ise ki; medeniyet-i hazıranın inkişaından inkişaf edecektir.” {7] diyor Bediüzzaman…

 

İnkişaf kelime olarak gelişme anlamına gelmektedir. Şayet inkişa da aynı anlamı taşıyorsa (ki, lügatlerde farklı bir izah bulamadım) bu demektir ki, mevcut rejim yıkılarak değil, belki geliştirilerek, dönüştürülerek istenen sisteme kavuşmak mümkün olacaktır.

 

Zaten şu anda da onu yaşamıyor muyuz?

 

Yeni anayasanın hazırlanmasında her kesimin görüşleri alınmaktadır. Bu demektir ki yeni anayasa toplumun isteğine göre şekillenecektir. Bu durumda Kur’an’ın emrettiği esasların bir şekilde anayasaya girmesi ile mesele hallolmuş olacaktır diye düşünüyorum.

 

Bu düşüncemi teyid eden Üstadın Adnan Menderese yazdığı bir mektubu var. O mektupta geniş bir açıklamadan sonra şunlar teklif ediliyor.

 “İşte o makbul, lâzım ve çok menfaatli, caiz ve vacip rüşvet ise, teavün-ü İslâmın esası ve hediye-i Kur’ân’ın semavî bir düsturu ve rabıtası ve kudsî kanun-u esasîsi olan

"Müslümanlar ancak kardeştir." {8}
"Allah’ın dinine ve Kur’ân’a hep birlikte sımsıkı sarılın." {9}  
"Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." {10}
"İhtilâfa düşmeyin; sonra cesaretiniz kırılır, kuvvetiniz de elden gider." {11}

kudsî, esasî kanunlarını düstur-u hareket etmektir.” {12} diyor.

 

Üstadımız bu konuda başka bir yol göstermemiş, müspet hareket esasına dayalı demokratik düzen içinde arzu ettiğimiz maddeleri anayasaya sokmak gibi bir tarzı Kur’an’dan çıkarmış ve uygulamıştır.

 

Bu tarz “inkişaından inkişaf edecektir” hakikatine de uyuyor. Adım adım gitmek sürekli geliştirerek ilerlemek.

 

Ben demokrasileri canlı bir insana benzetiyorum. Önce çocuk gibi, bir şekilde doğmaktadır. Arap baharı bunun güzel bir örneği olabilir. Sonra zamanla gelişmekte, büyüyerek serpilmektedir. Sadece burada farklı bir durum var. Bu gelişme ihtiyarlayarak ölümle sonuçlanmıyor. “Ömrü ebedi ile müjdelenmiş” bir ömür var. 

 

Demokrasiye geçiş zordur, sancılıdır, bilgi ister, kültür ister, çaba ve gayret ister. Ama geçildikten sonra da ondan geri dönüş olmaz. “Ya yeni hal ya izmihlal” hakikati işler.

 

Her neyse bu meselede daha söylenecek çok söz var. Bir makale sınırları içinde ancak bu kadar söyleyebildim.

 

KAYNAKLAR:

{1} B. Said Nursi-Münazarat sh. 23

{2} a. g. e. sh. 29

{3} a. g. e. sh. 29

{4} Tarihçe-i Hayat sh. 36

{5} Meryem Sûresi: 29.)

{6} B. Said Nursi Beyanat ve Tenvirler sh. 25

{7] B. Said Nursi Tarihçe-i Hayatı sh. 119

{8} Hucurât Sûresi, 49:10.

{9} Âl-i İmran Sûresi, 3:103

{10} En’âm Sûresi, 6:164; İsrâ Sûresi, 17:15; Fâtır Sûresi, 35:18; Zümer Sûresi, 39:7.

{11} Enfâl Sûresi, 8:46.

{12} B. Said Nursi Emirdağ L. Sh. 320

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
3 Yorum