1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Memecan: Hiç 'hay Allah' demedim
Memecan: Hiç 'hay Allah' demedim

Memecan: Hiç 'hay Allah' demedim

Hemen her gün çizerek 'fenomen' olan Salih Memecan, siyasi karikatürleriyle bazen alkış alıyor bazen de yerden yere vuruluyor. O ise her iki tepkiye de kapalı. Çünkü tek kriteri var

A+A-

İsmihan Şimşek'in röportajı

Türkiye'nin usta karikatüristi Salih Memecan... Onun bir çizgisi var. Hayatı çizgiler üzerinden görüyor, çizgiler üzerinden gösteriyor. Onca farklı çizgisinin arasında dosdoğru bir çizginin peşinden gidiyor. Bir sürü karalamanın içinde cetvelle çizilmiş bir tek doğruyu koruyor belki. Üstünü çizmeye çalışanlar hep oldu, o da kimilerini ÇİZDİ… Ama bir gerçek var, hep konuşuldu. Memecan ile karikatüristliğini, 'çizgisi'ni, geçmişini, 'yandaşlığını', medyayı, tarafsızlığı, karikatüristlere açılan davaları ve başında olduğu Medya Derneği'ni konuştuk...

Salih Memecan, karikatüristtir, Medya Derneği başkanıdır… Bunun dışında Salih Memecan kimdir?

Garip bir yaşantım var. Biraz Amerika’da biraz İsviçre’de… Modern denilebilecek bir yaşantı. Bavulumu alıp 2-3 gün bir yerlere gidiyorum, eşim de aynı durumda. Yerleşik hayat değil göçmen hayatı yaşıyoruz. Yeni dönemin modern hayatı da bu oluyor. İnternet teknolojisi, dizüstü bilgisayar ve vın buna fırsat veriyor. Artık insanlar bu şekilde çalışmaya başlıyor. Ofise git- gel bitti.

İnternet teknolojisi, vinn, laptop dediğim şeyler, mobil çalışma cihazları kadınların da iş hayatındaki yerini değiştiriyor. Eskiden kadın belli bir yaşa kadar çalışıyordu ve o yaşa kadar erkeklerden daha çok kazanıyordu, daha öndeydi. Devreye çocuk girip evde durmak zorunda kalınca kariyeri duruyordu. Yeniden işe girince kadın bu avantajları kaybediyor. Tekrar işe döndüğünde erkekler müdür olmuş oluyordu. Farzet ben bir kadınım ve karikatür yapıyorum. Hiçbir dezavantajım olmayacaktı. Evde oturup çizecektim ve çocuk orada oturacaktı. Diyebilirler ki çocuğa babası baksın, hiç öyle bir şey olmuyor. Çocuk kadının…

İstanbul’da özel bağ kurduğunuz bir yer var mı?

Hayır, yok. Genelde hayatım Cihangir, Galatasaray, Taksim İstiklal Caddesi’nde. Evim Cihangir’de, iş yerim de Galatasaray’da. İstiklal Caddesi’nde yürüyorum. Çok değişik insanları tanıma fırsatı buluyorum. İş yerimin kapısında devamlı protestolar oluyor, çok heyecan verici bir yer burası.

Karikatür çizimleriniz için çok yorumlar alıyorsunuz. Siz geri dönüp çizimlerinize baktığınızda ne diyorsunuz?

Çok doğru çizdiğime inanıyorum, pişman olup “hay Allah nasıl yapmışım” diye hayıflandığım yok. Eskiden Türkiye’yi tam doğru okuyamamış olabilirim, ama doğru bir çizgide gittiğime inanıyorum. Kendimi geliştiriyorum. Ama duruma göre tavır alıp hareket etmiyorum, kendi ilkelerim, çizgilerim var. Çalıştığım yerde bir sürü yayın yönetmeni değişti. Bir sürü hükümet geldi, gitti ama benim çizimlerim hiç değişmedi.

HER DEVRİN ADAMLIĞINA İHTİYACIM YOK

Farklı yorum yapanlar var? “Her devrin adamı mı?” diye yorumlayanlar…

Yok canım, her devrin adamı olmaya ihtiyacım yok ki. Buradan bir şeyler kazanayım durumu yok. İşimi nasıl iyi yapacaksam onu yapıyorum.

En çok tepki aldığınız karikatür hangisiydi?

Geçenlerde Kılıçdaroğlu karikatürü çizdim, o sanırım. Niye tepki aldığımı çok anlamadım. Ona tepki verenler saçmalıyorlar.

Bir o mu oldu, onun öncesinde tepki aldığınız olmadı mı?

İlla olmuştur hatırlamıyorum, ama oluyor. Bazıları çok kızıyor, bazıları memnun kalıyor. Önemli değil o kadar. Mühim olan benim düşüncem. “Hay Allah yanlış mı yaptım, çok mu abarttım” dediğim karikatürler yok.

Bir gün gelip de karikatürler ile Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’yi öven, Tayyip Erdoğan’ı hedefe koyan karikatürlerinizi görecek miyiz?

Tabii, aslında geçmişe bakınca da vardır. Tayyip Erdoğan’ı da eleştiren, Kılıçdaroğlu ile ilgili ümit verici –bir ara çok ümitlenmiştik, CHP’de değişim olacak diye- çok karikatürüm var.

ÜZERİNE PARA VERİP KARİKATÜR YAPARDIM

Çizginizin içinize sinmesi yeterli yani...

Allah’a şükür yaptığım işleri eğlenerek yapıyorum. Karikatürü ben –patronlarım duymasın ama- çok zengin olsam üzerine para verip yapardım. Bu benim için bir zevk. Medya Derneği başkanlığı da böyle. Burada yaptığım işlerle iftihar ediyorum, memnun oluyorum.

Medya Derneği’nin başkanlığı ile size yüklenen misyon ne oldu?

Medya Derneği başkanlığım şöyle oldu, ben 40 yıldır profesyonel olarak gazetelerde bu işi yapıyorum. Bu arada doktoramı falan da yaptım. Ve bu zamanda normal olarak “ne olacak bu medyanın hali? Ne olacak bu gazetecinin hali?” diye insan arkadaşları ile konuşup ediyor ve böyle bir fırsat çıktığı zaman da dert ettiğim konulara yardımcı olabilirim diye girdim. Çok da memnunum, iyi işler yapıyorum. Külfet olarak görmüyorum.

Bu güne kadar neler yaptınız Medya Derneği ile?

İki esas amacımız var. Bir tanesi gazeteci eğitimi, yani meslek içi eğitim. Bunun için bir sürü seminerler, medya okulları, medya programları yapıyoruz. İkincisi ise basın özgürlüğüne sahip çıkıp Türkiye’yi gelişmiş ülke standartlarına getirmek. Bu da tartışılır bir konu… Çünkü benim dünya standardı dediğime başka yerde başka bir şekilde bakılıyor. Nedir bu standart? Amerikalılar da yani öyle şeyler yapıyor ki benim standardıma uymuyor, onlarınki de doğru standart mıdır bilinmiyor. Avrupa Birliği’nin standardı var. Bir gazeteci yanlış yaptığı zaman bu gazetecilikten dolayı bir yanlış mı yoksa başka bir konu sebebiyle mi yanlış yaptı bunu bilmemiz lazım. Birçok tutuklu gazeteci var. Bunların ne kadarı gazetecilik faaliyetinden? Bu ayrımlar hep sübjektif ayrımlar. Terör propagandası yaptı diye tutuklu gazeteciler var. Acaba bunlar dünyanın başka yerinde terör suçundan mı hapiste olurdu ya da hapiste olur muydu?

Hak ve özgürlük mücadelelerinizi nasıl yapıyorsunuz?

Rapor hazırlıyoruz çok toplantılar yaptık, hukukçularla, entelektüellerle konuştuk akademisyenlerle ortak çalışmalar yaptık. Raporumuz hazırlandı bitmek üzere İngilizce tercümesi oluyor. Yurt dışına gidip orada basın özgürlüğü ile ilgili toplantılara katılıp orada fikrimizi söylüyoruz. Ben Türkiye’nin genel olarak gelişmekte olduğunu olumlu bir değişim içinde olduğuna inanıyorum. Basının da olumlu bir değişim içinde olduğuna inanıyorum. Ama daha gidecek çok yolumuz olduğunu da biliyorum.

28 ŞUBATTA MEDYA HALKI YANILTTI VE FAKİRLEŞTİRDİ

Medyanın gücü yandaş medyaya kaydı olarak yorumlanıyor. O anlamda mı olumlu değişim?

O oradan bakınca hep öyle görünüyor. O çok yanlış bir görüntü, o yanlışı da hala fark edememiş olmaları da çok yazık. Eskiden, 20-30 yıl öncesindeki medyaya baktığımızda medya halkı veya Türkiye’yi temsil etmiyor belli bir kesimin medyası idi ve o yön veriyordu sana ve yanlış yön verdiğini de gördük. Şimdi daha çeşitli medya var. Bakarsan gazetelere, dergilere, mizah dergilerine bir sürü eleştirel bakış var ve onları korumamız lazım. Kızan kızsın ama muhakkak marjinal yayın organları da dahil olmak üzere Türkiye’de herkes yer bulmalı. Ama bir gurup konuşsun, diğer gurup sussun, bir gurup planlar, programlar yaparak itibarsızlaşsın bu çok ayıp ve yanlış bir şey.

Medyanın çeşitlenmesi ile şeffaflaştığına inanıyor musunuz?

Mecburen oluyor şeffaflık. Olmak zorunda. Sen burada bir şeyler okuyorsun, diğer tarafta farklı şeyleri okuyunca kafan karışıyor ve doğruyu bulma çabası içine giriyorsun. Öbür türlü ne verilirse onu doğru kabul ediyorsun. 28 Şubat’ta böyle oldu ve bir halk yanıltıldı. Ve bu yanıltılma sonucunda halk soyuldu, o halk fakirleştirildi. Burada medyanın suçu yok mu? Burada medya çok suçlu ve hiç özeleştirisini yapmadı. Hala aynı kesimler, bu işe ortak olan kesimler “yok yandaşdı, yok yalakaydı” diye suçluyorlar. Ve maalesef bunlar yurt dışında da yılların getirdiği ilişkiler ile uluslararasında itibarlı gazeteciler diye sunulabiliyorlar. Bunun sonu da geliyor, herkes ne olduğunu bilecek.

Medya Derneği olarak mesleğe eleman yetiştirmek adına ne tür eğitimler yaptınız?

Amerikalı bir sivil toplum örgütü ile ortak “Medya Etiği” semineri yaptık. Önce internet üzerinden eğitim verdik, ondan sonra 3-4 günlük bir seminerde medya etiğini tartıştık. Amerika’dan 1-2 profesör geldi, buradan Alper Görmüş katıldı. Bu semineri kitapçık haline getirerek üyelerimize dağıttık. Daha sonra Şehir Üniversitesi ile 7 haftalık Medya Okulu diye bir program yaptık. Bu programda tecrübeli gazeteciler genç gazetecilere mesleği anlattı. Şimdi Bahçeşehir Üniversitesi ile bir projemiz var. Şu sıralarda ise Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi ile ortak 4 hafta sürecek Medya Seminerleri yapıyoruz.

Bunu bir akademiye dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?

Hayır. Onu yapan yerler var zaten. Bizimki daha ziyade tecrübe alışverişi. Esnek projeler düşünüyoruz yani.

İNTERNETTEN BAKINCA “TÜRKİYE NEREYE GİDİYOR” DEDİM

Şeffaflaşmada yeni medya teknolojilerinin etkisi ne?

Bunların olumsuz yönleri vardır her şeyde olduğu gibi. Bazılarımız diyor ki “gazeteciler bitmeyecek kalacak” bence gazeteler ekonomik fizibilitesini yitirmek üzere. Ama gazeteciler, medya şirketleri, yazılı basın olacak ama ağırlık başka bir şeye kayabilir. Yazılı basın şekil değiştirebilir. Ben internetten tıkır tıkır tüm haberleri okuyabiliyorum ama yorumu yine gazetelerden okuyorum ve gazetelerin en önemli özeliği sana seçme haber sunuyor. Senin de ihtiyacın o çünkü vaktin kısıtlı. Mühim olan biri o haberleri seçecek ve sana belli dozda sunacak. O yüzden bir sürü farklı gazete var. Hepsi farklı alıyor haberi, biri başka ele alıyor, bir diğeri hiç görmüyor. Bir gazeteyi, bir televizyonu seçtiğinde onun seçimine güvenip takip ediyorsun. Dolayısı ile editörlük, bu seçme işi çok önemli olacak. Benim için bu gazete ne seçmiş? En başta benim için yazarlar ne seçiyor?

İnternet haberciliğinde de mi bu böyle?

Gazete haberleri sana seçiyor, ama sen bir haberi okurken diğer bir haberi de yanında görüyorsun. İnternette ise böyle değil. Bunun ciddi sıkıntıları var. Ben Amerika’dayken hep ciddi haberleri okuyup onlar üzerine çiziyordum. İnternetten okuduğum kadarıyla moralim bozuluyor, kahroluyordum. Türkiye nereye gidiyor diye düşünüyordum. Fakat Türkiye’ye gelince başka bir dünya olduğunu gördüm. Çünkü Türkiye’de gazeteyi eline aldığın zaman manken kızları da görüyorsun, magazin, spor haberlerini de görüyorsun, ciddi haberi de görüyorsun. Aynı sayfa da hem olumlu hem olumsuz haberi sana sunuyor. Ama internette neyle ilgiliysen onu görüyorsun. Dolayısıyla editör senin için bir şeyleri seçmeyip de sen hep aynı şeylere baktığın zaman yanlış yönlendirebilirsin kendini, marjinalleşebilirsin. Çünkü hep kendi seçtiğin şeyleri okursun. Editörlüğünü kendin yapmaya başlayınca radikalleşme tehliken oluyor.

İnternet haberciliğindeki kopyala-yapıştır haberciliğini nasıl aşabiliriz sizce?

O da bir dönem, geçmek üzere. Birçok gazete artık web siteleri için üyelik istemeye başladı. New York Times başka bir formül buldu falan. Kaynak göstermeden haber alıntılama yapanlar meslekte dışlanıyor, ayıplanıyor ve bir şekilde ortaya çıkıyorlar. Bu dönem geçecek, süreç o tarz habercilik yapanları bir şekilde eritecek.

Sizin jenerasyon ile yeni gazeteci olanların meslekte geçirdiği aşamalar birbirinden farklılaştı mı? Hangi dönem meslekte ilerleme açısından zordu?

Öyle büyük değişimler oldu ki. Benim 30 yıl önce karikatür yapma tarzımla şimdiki tarzım, tekniğim ve kullandığım teknoloji çok farklı. O zaman suluboyalarım vardı. Şimdi photo shopum var. Cep telefonumdan bile karikatür çizdiğim oldu. Yeni nesil de böyle sürekli kendini yenilemek zorunda. Bizim mesleğimiz için kaçınılmaz bu. Fakat önceyi bilmeden üzerine bir şey koyamaz. İş bulma meselesine gelince, iş bulmak bütün dünyada zorlaşıyor. Teknolojik gelişmelerden dolayı iş sayısı azalıyor. Eskiden 10 kişinin yaptığını şimdi 1 kişi yapıyor. Dolayısıyla herkesin full time çalışmasını sağlayacak bir dünya zor artık.

İŞ YAPAN ADAM OLMAYI ÖĞRENİYORUZ

Bu yeni düzen başka mesleklerin ortaya çıkmasını sağlamadı mı aynı zamanda? Sosyal medya danışmanlığı diye bir şey var mesela…

Tabii ki… Bu her dönem olur. Yeni meslekler doğar, kimileri ölür. Mesela bilgisayar operatörü diye bir meslek vardı. Şimdi herkes bilgisayarının başına oturup kendi işini kendi yapıyor. Eskiden birisi bir mesleği öğrenir, bir ömür boyu onunla geçinirdi. Şimdi ondan ziyade doğru adam olmayı, iş yapabilen adam olmayı öğreniyorsun. Önüne çıkan fırsatları değerlendirerek iş yapıyorsun. Bir mesleği ömür boyu kendi bildiğin gibi yapmak diye bir şey yok artık.

Steve Jobs’un ölümünün ardından yapılan yorumlarda onu fazlasıyla kutsayan cümleler gördük. Nerdeyse “o bir çağ kapatıp, çağ açtı” demeye getirdiler. Bir teknoloji tapınması başladı. Kendi yaptığımız altın buzağıya mı tapar olduk biz?

Ama gerçekten bir çağ açtı. Çok önemli bir şeydi yaptığı. Dizaynı öne çıkardı, tasarımın gücünü, bunun da ne kadar ticari olabileceğini gösterdi. Gerçekten devrimci bir adamdı. Apple, iphone, ipod, ipad dediğimiz şeyler müzik sektöründen tut, medya sektörüne, bilişim sektörüne kadar hepsini değiştirdi. Tasarım insanların hayatında çok fark yaratıyor. Önceden mühendislik yaratıyordu, şimdi tasarım.

Son yıllarda kutsalları hafife alan, hakaret eden karikatürler çok tartışıldı. En son Penguen Dergisi’nin dine saldıran karikatürü tepki çekti. Böyle karikatürlerin çizilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çizilmeli. Sınırlanmamalı. Sonuçta editörlük diye bir meslek var. Bir karikatürist her şeyi çizebilir. Ama bir
Salih Memecan, İsmihan Şimşek'e
IPad'ında nasıl karikatür çizdiğini
gösterdi (Fotoğraflar: Şakire Güneş)


de senin çıkardığın yayının yayın politikası vardır. Eğer derginin kapağına öyle bir karikatür koyup bütün tepkileri göze alabiliyorsan, koy.

Editör müdahale etse bu sefer sansürcü olmaz mı?

Hayır, prensiplerini baştan belirlediyse olmaz. Editör seçmek zorunda ne yayınlayıp yayınlamayacağını. Okuyucularının genç olduğu dergilerde böyle şeyler olabilir. Gençlik zaten muhaliflik, marjinallik demek bir yerde. Kaldı ki marjinal, radikal yayınların da olması lazım.

Dava açılması hakkında ne diyorsunuz?

Yanlış buluyorum. Karikatüre dava açtığın zaman onu çok ciddiye alıyorsun demektir. Karikatür dalga geçmek için yapılan bir şey. Sen çok ciddiye alırsan başka bir şey oluyor karikatür. Kılıçdaroğlu’nu dansöz çizdim diye dansöz mü oldu yani?

Sizin “bunu çizdim ama yine yandaşlık olarak algılanacak bu karikatür” kaygısı ile vazgeçtiğiniz karikatür oldu mu?

Hiç öyle bir şey düşünmedim. Onu düşünürsem kendi çizgimi yaşatamıyorum demektir. Ben 20 yıldır Sabah Gazetesi’nde çiziyorum. Sabah’ın çizgisi değişti ama ben kendi bildiğim doğruları söylemekten vazgeçmedim. Patronlarımın hiçbiri de bana karışmadı. Ben siyasi karikatür yapmaya başladığımda Başbakan 17-18 yaşlarında gençti. O bambaşka bir yerdeydi, benim çizgimde değildi ki. Benim bir çizgim var, R. Tayyip Erdoğan o çizgiye destek veren şeyler yaptıkça da ben onu destekliyorum. Ben yıllardır anayasanın değişmesini istiyorum. Başbakan da bu yönde bir çalışma yürütmeye başladığı için sırf muhaliflik yapmak için desteklemeyeyim mi yani? Bunları keşke CHP yapsa da onları da desteklesem.

Medyada tarafsızlık diye bir şeye inanıyor musunuz?

Hayır, inanmıyorum. Bir insanın tarafsız olması imkansız. Tarafsız gazetecilik büyük bir yalan. Benim bir dünyam, değerlerim, fikirlerim var. Siyasi yorumumu o doğrultuda yaparım. Beğenen beğenir, beğenmeyen beğenmez.

Haber 7

Önceki ve Sonraki Haberler