1. HABERLER

  2. İSLAM

  3. Medya, din sayfası yerine yalan haber yapmasın yeter!
Medya, din sayfası yerine yalan haber yapmasın yeter!

Medya, din sayfası yerine yalan haber yapmasın yeter!

Görmez, hala medyanın bir din editörüne ihtiyacının yeterince hissedilmediğini dil getirerek, ekonomi, spor, futbol için uzmanlar bulundurulabildiğini anlattı

A+A-

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, din-medya ilişkisinin içler acısı durumda olduğunu ve bunun hemen her inanmış insanı rahatsız ettiğini belirterek, "Yılın belli bir ayında, haftanın bir gününde dini bir sayfa hazırlatan ya da bir program yayınlayan bir medya organının, dini ele alış biçimi ne kadar doğrudur? Bu sorgulanmalıdır. Halbuki dinin ondan beklediği cuma sayfası hazırlaması değil, yalan haber yapmamaktır, olanı olduğu gibi aktarabilmesidir, doğru haber vermektir. İnsanları yanıltmamaktır, şaşırtmamaktır, kişinin mahremine girmemek ve hiç kimseye iftira atmamaktır" dedi.

İstanbul Ticaret Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından düzenlenen "Medya ve Din" sempozyumunda konuşan Görmez, yazılı, işitsel ve görsel medyanın herkes için öneminin aşikar olduğunu söyledi.

Etrafta olup bitenler hakkında her zaman bilgi sahibi olmaya ihtiyaç bulunduğunu belirten Görmez, medyanın elden geldiğince objektif, olabildiğince dürüst şekilde elin, gözün, kulağın erişemediği noktalardan bilgiler aktardığını, istenen tek şeyin ise doğru, sahih ve güvenli bilgi olduğunu anlattı.

Güven duyularak karşılanacak bir bilginin, doğru kaynak ve araçlarla ulaşmasının zorunlu olduğunu vurgulayan Görmez, bilginin, "manşet" adı altında yanıltıcı bir retorik içinde şekillenmemesi, yahut "sürmanşet" adı altında manipülatif bir çabayla üretilmemesi ve her durumda değerlendirme, müzakere, eleştiri ve itiraza açık olması gerektiğini aktardı.

Görmez, "Bugün modern bilginin bile ancak yanlışlanabilirlik özelliğiyle değerli bulunduğu bir dünyada bize medya marifetiyle ulaştırılan bilginin sorgusuz, sualsiz olarak kabul ettirilmeye zorlanması doğru değildir. Kurumsal medya çalışmaları, birkaç yüz yıllık serüvenin sonucunda ancak belli etik değerlere tabi olmayı tercih ettiğinde, bizleri iyiye, güzele ve doğruya yöneltecek bir hayrın taşıyıcısı olmayı önemsediğinde tüm insanlık için bir imkan, bir fırsat ve bir araç olabilecektir" diye konuştu.

Diyanet İşleri Başkanı Görmez, bugün basit bir aramada bile medya kavramının pozitif ve makul kavramlar yerine, negatif kavramlarla ilişkili birer terkip olarak anılmasının düşündürücü olduğuna dikkati çekerek, "Yüce dinimiz İslam, 'Biri size bir haber getirdiğinde' diye başlayabilecek bir sorgulamayı devam ettirecek, temel ve öncü ilkeleriyle adeta bir medya etiği takdim etmektedir" dedi.

"Din medya ilişkisi içler acısıdır"

Doğru bilginin önemine işaret eden Görmez, bilgilendirme faaliyetinin, insanlar arasındaki ilişkilerin üzerine yaslandığı ahlaki ve nesnel ölçütlerden bağımsız işlemesini beklemenin kabul edilemeyeceğini söyledi.
Mehmet Görmez, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bugün herhangi bir gazetenin ya da televizyon kanalının karar verici organları arasında yer alanların, insanlık durumumuzu bozmak, bizi fıtratımızdan uzaklaştırmak ve toplumsal birlik, beraberlik ve kardeşlik çabamızı zedelemek gibi bir görevi olamaz. Bugün bir medya organından yetkin bir insan olarak beklentimiz sağlıklı, doğru bir bilgilenmeye olan ihtiyacımızın meşru yollardan sağlanmasıdır. Hiç kimse kullanılmak istemez, oyuna getirilmek istemez, insanlık değerleriyle karşı karşıya gelinmesini kolaylaştıran bir yönlendirmeyle istismar edilmek istemez. Bugün sözünü ettiğim sorunlar, tek tek her birimizi ilgilendirir düzeyde artmaya başlamıştır. Din medya ilişkisi içler acısıdır ve pek çok noktada medyanın bu konudaki yaklaşım biçimlerinin hemen her bir inanmış insanı rahatsız ettiğini belirtmek isterim. Medya ve din arasındaki ilişkilerin seyrettiği zemin bütün dinler için söz konusudur. Ülkemizde, 31 Mart vakasından bu yana medyada dinin varlığı irtica ile eşdeğer bir şekilde gelişmiştir. Dünün Türkiyesinde irtica ne ise bugünün dünyasında da islamofobi odur."

Böyle bir güce sahip olan medyada dinin genellikle bir ramazan sayfası ve cuma saati programı olarak görüldüğünü belirten Görmez, şunları kaydetti:

"Medya-din ilişkisinde asıl sorun budur. Dini takvim yaprağına, ramazan sayfasına ve cuma saatine indirgeyen bir medya Müslümanlığı tarzı bir ilişkiyle medya-din ilişkisi, sağlıklı bir zemine oturamaz. Yılın belli bir ayında, haftanın bir gününde dini bir sayfa hazırlatan ya da bir program yayınlayan bir medya organının, dini ele alış biçimi ne kadar doğrudur? Bu sorgulanmalıdır. Halbuki dinin ondan beklediği cuma sayfası hazırlaması değil, yalan haber yapmamaktır, olanı olduğu gibi aktarabilmesidir, doğru haber vermektir. İnsanları yanıltmamaktır, şaşırtmamaktır, kişinin mahremine girmemek ve hiç kimseye iftira atmamaktır. Bu tarz ahlaki kaygılar olmaksızın cuma sayfası hazırlamak veya dini konuları içeren köşe yazıları yayımlamak ya da belirli zamanlarda televizyonlarda dini bir program yapmak herhangi bir anlam ifade etmez."

"Çocuklarımızı medyadan korumak için önlem almak zorunda kalıyoruz"

İnternet ortamında, insanların kimliklerini gizleyerek ya da deşifre ederek, yerli yersiz her şeyini paylaştığını, bunu yaparken de hiçbir değer ve ölçü tanımadığını ifade eden Görmez, bunun toplumda çok büyük ahlaki yaralar açtığını söyledi.

Görmez, "Bu fütursuzluğuyla medya o kadar çok hayatımızın içinde ve kaçınılmaz hale gelmiştir ki maalesef çocuklarımızı medya ile buluşturmak için değil, ondan korumak için önlem almak zorunda kalıyoruz. Medya o kadar kuşku uyandırıcıdır ki, eğitimciler çocuklarımızı onun kapsayıcılığından korumamız gerektiğini salık vermektedirler" görüşlerine yer verdi.
Din medya ilişkisinin bu çağın paradigmasıyla yakından ilgili olduğunu, bu çağın tüketim, hız ve haz çağı olduğunu ifade eden Görmez, bu çağın tüm motivasyon kaynaklarıyla kendi içinde büyük bir gayri ahlakiliği teşvik ettiğini anlattı.
Olduğundan farklı göstererek reklam yapma, kadını kişiliğiyle değil, dişiliğiyle bir cinsel objeye dönüştürmenin, bu çağın en önemli problemi olduğunu vurgulayan Görmez, insani zaafların tetiklendiği ve bu zaaflar üzerine bir sektör oluşturularak, bir pazarın inşa edilmeye çalışıldığı bir çağın yaşandığını kaydetti.

Bu çağda insanların sadece pazarın bir parçası olarak anlamlı olduğunu, bütün enstrümanların bu pazara ulaşmak için bir araç olarak kullanıldığını belirten Görmez, tüketimi yaygınlaştıran ve bir yaşam modeli haline gelmesini sağlayan en önemli işlevin medyanın üzerinde yapıldığını bildirdi.

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, şu görüşleri dile getirdi:
"Bu noktada din ve dini değerler, gerek reyting gerek rekabet gerekse daha çok kazanma uğruna kimi zaman hakikat çarpıtılarak, kimi zaman da dini duygular istismar edilerek, acımasızca heba edilmektedir. Bugün, İslam'ın medyadaki temsili İslam'dan bağımsız, Müslümanlardan bağımsız bir şekilde gerçekleştirilmektedir. Genelleme yapmak sosyal ve bilimsel çalışmalarda hiçbir şekilde tasvip edilmeyen bir tercih olmasına rağmen günümüzde ne yazık ki bu genellemeleri yapacak çabalar oldukça istisnai bir durumdadır. Daha geniş bir zeminden bakıldığında başta İslam olmak üzere hemen bütün dinler hakkında medya marifetiyle üretilen temsillerin bir cehaletten mi, art niyetten mi, yoksa özensiz bir ilgiden mi kaynaklandığı konusunda bir karara varmak güçtür. Bunlardan hangisi geçerli olursa olsun sonuçta bu durumdan yara alan, sonuçta mağdur duruma düşen her zaman din olmaktadır."

"Asıl mesele medyamızın dini ciddiye almasıdır"

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Batı'da pek çok medya organizasyonun çalışmalarında birer din uzmanı istihdam etmeye başladığını, buna karşın Türkiye'de bu konuda kayda değer bir gelişmeden söz etmek için bir süre beklenileceğini belirterek, başkanlık olarak hemen her gün Din-i Mübin-i İslam hakkındaki ölçüsüz suçlama, incitici değerlendirme ve kasıtlı saldırılar karşısında cevap verme çabası içinde milleti bilgilendirme gereği duyduklarını ifade etti.

Meselenin din hakkında, dindarların hoşuna gidecek, duygularını okşayacak adımlar atmak olmadığını ifade eden Görmez, şunları söyledi:

"Asıl mesele medyamızın dini ciddiye almasıdır. Milletimizin sosyolojisini, antropolojisini, psikolojisini, teolojisini kuşatmış bir hakikat karşısında, hemen her birimizin arzu ettiği şey, ciddiye alınmak, anlaşılmak için emek vermek ve kutsal değerleri bir tartışma ve polemik konusu yapmamaktır. Modernleşme sürecinde özellikle kendi batılılaşma mecramız boyunca medyamızın nerede saf tutmayı tercih ettiği, bugün özellikle üzerinde durulmayı hak eden bir husus olduğunu not etmek yerinde olacaktır. Bu bağlamda din konusunda yer yer radikal sayılabilecek bir şekilde ona karşı mesafeli olmayı bir resmi davranış olarak kodlayanların bile zaman içinde bu yaklaşımını gözden geçirmeye ve daha makul bir çerçevede dinle irtibat kurmaya ihtiyaç duyduğu gözlendiğinde medyanın durduğu yeri görmek gerçekten şaşırtıcı olmuştur."

Görmez, basın özgürlüğünü herkesin huzur ve ferahı için gerekli, hatta zorunlu gördüklerini vurgulayarak, "Bu konuda üzerinde ısrarla durulan bir özgürlük vurgusundan sadece dinin ve dindarların mağdur olması da anlaşılır gibi değildir. Herkes için özgürlük kıymetli bir tercihtir, saygı değerdir. Ancak bu talebi, dinin temel değerlerine, ritüellerine, iddialarına karşı yöneltmek her durumda gözden geçirilmesi icap eden bir hususiyet arz etmektedir" değerlendirmesinde bulundu.

"Hatimle hutbeyi, bayramla namazı birbirine katanlar..."

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, hala medyanın bir din editörüne ihtiyacının yeterince hissedilmediğini dil getirerek, ekonomi, spor, futbol için uzmanlar bulundurulabildiğini anlattı.

Dini kavramları bilerek, bilmeyerek karıştıranları, hatimle hutbeyi, hutbeyle vaazı, bayramla cumayı birbirine katanları, sadece eğlencelik birer figür olarak ele alamayacaklarını kaydeden Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu coğrafyanın sorumluluk sahibi pek çok müntesibi 'din cahili' çıkışlardan muzdariptir. Bu toprakların asil ve müreffeh insanları olarak hangi dinden olursak olalım, kutsalımızın kabul edilebilir saygınlık çerçevesinde doğru bir şekilde takdim edilmesine ihtiyaç vardır. Bugün sinemada işlenen 'din adamı' tiplemesinin, hiçbir sahici karşılığı yokken bunda ısrarlı olmanın ne gibi bir gerekçesi ve anlamı vardır? Diyanet İşleri Başkanlığı'nın günün şartları içinde verdiği ve her şeyden önce dinin dinamik karakterini yansıtan fetvalarını bağlamından kopararak, tamamen manipülatif bir şekilde topluma aktarmanın ne gibi bir anlamı vardır? Diyanet İşleri Başkanlığı, medyanın sürekli tekrarladığı bu gibi yanlış tercih ve uygulamaları her fırsatta düzeltmekten yorulmayacaktır. Ancak itiraf etmeliyim ki böyle giderse toplum nezdindeki güven ve itibarına halel gelebileceğinden habersiz bir çıkarımla din alanını, sık sık maniple eden bir bakış açısı büyük bir güven erozyonuna yol açacaktır. Din bir rahmettir. İnsanlığın karanlıklardan aydınlıklara çıkması için gönderilmiş bir lütfu ilahidir."

aa

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum