1. YAZARLAR

  2. Dursun SİVRİ

  3. Medeniyet inşasında “mânevi nanoteknoloji” metodu
Dursun SİVRİ

Dursun SİVRİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Medeniyet inşasında “mânevi nanoteknoloji” metodu

A+A-

Bediüzzaman Kur’an’ın rahmet oluşu Kur’an referanslı “İslâm Medeniyeti” esaslarını en kısa ve özlü şekilde  “Hakikat Çekirdekleri” adını verdiği veciz sözleri içinde izah etmiş.

“Nev-i beşere rahmet olan Kur’an, ancak umumu laakal ekseriyetin saadetini tazammun eden bir medeniyeti kabul eder…

 

Risale-i Nur’un başka yerlerinde daha tafsilatlı izahları var. Lem’alar eserinin 17. Lem’anın Beşinci notasında, Sözler’in On ikinci ve Yirmibeşinci sözün içinde yer almaktadır.

Medeniyet kavramı söz konusu edildiğinde sosyolojik perspektiften değerlendirme kolayımıza gelir. Sosyal hayat içinde fertlerin ve toplumun ortak mutluluğunu gerçekleştirilmiş bir sonuçtan söz edilir. Herkesin veya ekseriyetin mutlu olduğu bireysel ve toplumsal mutlu hayat tablosu…

 

Kur’an medeniyetinde mutlak adalet esastır. Bu konuda hukuki ve teknik tahlil bizi aşar. Risale-i Nur’dan aldığımız dersten, terazinin bir kefesinde cemiyet diğer kefesinde fert eşdeğer ağılığa sahip olduğunu biliyoruz. Matematiğin, fiziğin bileşke kuvvetler konusuna giren kuramları ile izah etmek mümkün değildir.

 

Kâinatın sırrını çözmeye çalışan bilim dünyası atomdaki sırra yoğunlaşmış durumdalar. İsviçre’de Cern laboratuvarında yapılan deneyden sonuçları elde edilen bulguları bilmiyoruz. Eğer “mânây-ı harfi” ile bakan bir yaklaşımla çalışılırsa şok keşifler olacağını umuyoruz.

 

Kâinatın tılsımı insanın kendini ve kendi dışındakileri tanıma, anlamlandırma özelliği olan “Ene” nin sırrının keşfine bağlıdır. Çünkü bu kâinat insan için yaratılmış, “Kim yaratmış?... Niçin Yaratmış?... Yaratanın marziyatı nedir?....Yaratıcı yaratılanlardan ne istiyor?”gibi suallerin tafsilatlı(ayrıntılı) cevapları Risale-i Nurların bütün dersleri ve eserlerindedir.

 

Medeniyetin şifreleri Sözler’in Otuzuncu Sözün birinci bölümü “Ene” ikinci bölümü “Zerre” bahsinde açıklanmaktadır.

“Ene” fizik, kimya gibi pozitif bilimin algı ve ölçme tekniklerinin hiçbirisi ile ölçülebilen, ağırlığı, boyutu, rengi, kokusu vs…olan bir şey değildir. Öyle bir şey ki, varlığı yoklukla anlam kazanan bir sırdır“ene” denilen şey… Emanet…

 

“Ene” diye bir şey vardır. Anlaşılması insanın algı mekanizması olan nefsine takılmıştır.

İnsana, kendisi ve yaratıcısını tanıma, algılama, idrak etme, anlam yükleme gibi ölçme, hissetme birimi denilebilir. İşte “ene” nin böyle bir şey olduğunu insan anladığı zaman tılsım çözülmeye başlıyor.

 

Medeniyet ile “ene” ne âlâka?

 

Eğer bir medeniyet inşasından söz edilecekse “ene” ve “zerre” gibi mikro ölçekte inşa ile işe başlanmalıdır. Yani ene ve zerre dünyasına girmek gerekiyor.

Medeniyet üzerinde fikir yürüten, yorum yapan, tasavvur ettikleri medeniyetin güzelliklerini izah eden ilim dünyası genellikle sonuç tanımı yapmaktadırlar.

Arzu edilen, hayalleri süsleyen, geçmişte örnek tabloları da (Şekil A’da görüldüğü gibi, işte asr-ı saadet) göstermek gibi bir şey.  Mimari planların, resimleri ve maketlerini göstermeye benziyor. İleri seviyede etkin tanım üç boyutlu animasyonlu videolar olabilir. Ancak teoriktir, hayalidir, arzulardır….

Bir inşaatın sağlamlık testi unsurlarının fiziki ve kimyasal özelliklerinin testi ile ölçülüyor. Basınca ve-çekmeye dayanıklılık, kimyasal terkip tespiti yapılıyor.

Kur’an Medeniyeti’nde insan unsurunun kimyasını “ene” denilen sırrın mahiyetini anlama ve bu kimyaya iman nurunun katalizörünü katma işidir. İnsanın İslâm Medeniyetini netice verecek şekilde inşasının kimyasında “Enen”nin nübüvvet dalını tutmasında saklı bir sırdır.

 

Eğer “ene” yi seküler, maddeci, rasyonalist, materyalist felsefe yönlendirdiği zaman vahşet, kan, göz yaşı büyük felâketleri netice vermiştir. Tarihteki tüm zalimler enenin maddeci felsefe dalını tutanların mahsülü ve sonucudur. Bugün de el’an öyledir.

Sonuçların tanımında ihtilaf yok. Asıl mesele süreçlerdedir. Nereye gidileceği kadar nasıl gidileceği de o kadar önemlidir…

 

Yorumlarda süreç yaklaşımı yeteri kadar konu edilmez. Gönlümüzden geçenler illizyon şeklinde hızlandırılmış video gösterimi gibi meydana gelmesini isteriz. Hikmete aykırı bir beklentidir. Kestirme ve genelleme çare önerileri de bir çırpıda ağızlardan dökülür, kalemlerin ucundan akar. Realitede ise süreç o kadar hızlı gelişmez. Ümitsizliğe düşenler olur. “Bu memleket adam olmaz” gibi bir hükümle ümitsizlik girdabına düşenler olur. İktidarı ele geçirmekle olabileceği zannedilir…

 

Ne söylenir?... Neler yazılır?....Çare ve çözüm önerisi olarak;

“Çare İslâm’da…. Formül Kur’an’da….gibi”. Kestirme cevaplar verilir/alınır…

Amenna saddakna!.  Aynen kabul…Bu söze kimsenin itirazı olamaz…

Ancak sürece gelince iş değişiyor. İstenilen sonuç gerekli sürece bağlıdır.

Himalaya Dağları’nın üst zirvesi Everest Tepesi’ne bayrak dikmenin heyecanının ifade edilmesi, yazılması ile o tepeye çıkılma süreci aynı şey değildir.

Everest’e tırmanmayı dağcılara sormak lazım. Hangi süreçleri izliyorlar.

Keza mânevi zirvelere çıkanların çileli hayat sürecini merak etmeyip çıktığı zirveye talip oluruz.

 

İnsanlığı saadetine vesile olacak medeniyet inşasının özgün tasarımı, prototip üretimi, mimari planın örnek uygulamasını netice veren süreç haritasını Bediüzzaman çizmiştir, yapmıştır, küresel ölçekte hayata geçirmiştir.

 

Everest misali mânevi zirveye çok kısa sürede çıkaracak bir teleferik icad etmiştir. Kırk yılı on beş haftaya, on beş yılı on beş güne düşüren bir erişim metodolojisidir…

Günümüzün Sahabe modeli. “Isparta Kahramanları” prototip modeldir.

 

Hayatının son zamanlarda Isparta’da yanında olan talebeleri “Tarihçe-i Hayat’taki Eşref Edip imzalı “Tahliller”de bahsi geçen milyonlarca nur talebeleri Kur’an Medeniyeti’nin hem inşası hem inşaatçılarıdır. Prototip insan inşasını özgün, orijinal, inovatif sahabe misal modeli seri üretime geçmiş küresel boyuta ulaşmıştır. Elhamdülillah…

Bütün engellemelere rağmen altı yüz bin nüshayı elle yazarak çoğaltıp hem en etkili bir yöntemle ilim tahsilini gerçekleştirmiştir. Hocasız, Öğrenen/öğreten/eğitilen yaygın eşi benzeri olmayan bir eğitim sistemi…Küresel çapta, akıl, zihin, kalp, ruhun derinliklerine, kılcal damarlara, genlere nüfuz eden bir etkileme/etkilenme… Sosyolojik pencereden bakınca yeri, yurdu, mekanı, sayısının tespiti imkânsız bir dip dalgası şeklinde derinden ve sessiz bir yayılım…

 

Bediüzzaman tarif ettiği medeniyeti teoride ve söylemde bırakmamış, eylemle göstermiş, sözde değil özde yaşamış/yaşatmış/yaşatmaya devam etmektedir.

İnşa süreci; ene ve zerre çapında başlamış devam ediyor. Her dönem her zaman inşa faaliyeti en küçük dairedeki en büyük vazife olan mikro dünyada, hatta nanodünyada ince işçilik şeklinde titizlikle ihtimamla devam ediyor…

Risale-i Nurun tahkiki iman derslerindeki tahşidatı, yoğun ısrarı, döne döne tevhid bahislerine çok yer verilmesinin gerekçesi dikkat çekicidir. Bin yıldır erozyona uğramış, yaralanmış, vicdan-ı umuminin tamirine yöneliktir. Minareyi çıkmak için aynı işi döne döne tekrar etmekti. Yükselme sürecinin gereğidir. Mânevi minareye çıkmak için de tekrar ve tekrar okumak, bilhassa tevhid bahislerini tekrar tekrar okunması gerekir. İman-ı billah, Marifetullah, İbadetullah, Muhabetullah döngüsünü minare merdivenlerinden çıkar gibi çıkmak…

 

Risale-i Nur hizmeti Nano Teknoloji ile inşa hareketidir

 

İğne ile kuyu kazmak daha kaba işçilik sayılır nano teknoloji işçiliği yanında. Üstad Bediüzzman çok ince işçilikle inşa etmenin metodunu koymuş ortaya. -temsilde hata sayılmaz-; Nano teknoloji denilen çok ince işçilik vardır Risale-i Nur’un telifinde, öğretisinde, hayata yansımasında. Risale-i Nur tedrisi ile hayata geçirilerek inşa edilen/edilecek İslâm medeniyetinin inşası enenin mahiyeti ile zerrenin hareketindeki hikmeti anlamakla başlar…İktidarı ele geçirmekle değil…

Medeniyet inşası mikro değil mikronun binde biri(milimetrenin milyonda biri) küçük ölçü birimi olan nano ölçeğinde ene ve zerre dünyasında işleyen bir inşa işidir. İnsanın yeniden inşası. “Ene” sini yani “Nefsini bilen rabbini bilir” paradigmasına sahip insanların inşa ettiği İslâm medeniyetidir söz konusu…

En küçük dairedeki en büyük vazife, kalp dairesinden başlayan inşa sonuçlardan ziyade süreçlere odaklanmayı gerektirir…

Sürece odaklanmaktır asıl görevimiz. Sonuçtan sorumlu değiliz. Sonuç Allah’ın işidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum