1. YAZARLAR

  2. İsmail BERK

  3. Mazeretlerin kıskacında zaman/sızlık
İsmail BERK

İsmail BERK

Yazarın Tüm Yazıları >

Mazeretlerin kıskacında zaman/sızlık

A+A-

Zaman, bazen varlığına esaret eder yaptığınız işi. Süre, süreci ve işi teslim alır. Sıkılırsınız. O an kuraldışısınız. Aceleniz var. Öncelikler değişir. Yetişmesi gerekenle, sırası önde olan yer değiştirir. Önünüzdeki geri gider, arkadaki öne gelir. Elinizdeki, bir anlamda geri  kayar. Davetsiz iş/zorunluluk sizi sarar.

Böylesi stres yumağına girmeden, telaşa düşmeden ve planlamayı erken yapıp, “zamanında tıkır tıkır işlemek” istenen sonuç, her zaman mümkün olmayan bir durumdur. Zaten hayatın sürprizleri ve sorumluluklar ile diğergamlık bir bünyede taht kurmuşsa, rutinlerin ruhsuz mekanizasyonu ile yetinilemeyeceği gibi kucağınızda bulduğunuz vazifelerden de kaçamazsınız.

Kaçtığınızda, gözmezlikten geldiğinizde, “ne şiş yansın ne kebap” dediğinizde, ortalarda orta notla geçtiğinizde elbette buda bir ortalık halidir.

Ama “gayret ve ciddiyet” birbirine arkadaş olduğunda, rüyalarınızın sadık dostu ve ikilinin mesuliyet alanı oluşmaktadır.

Bir de “normal şartlar altında” kimyasal reaksiyona girdiğinizi düşünün.
Bu durumda, her zaman olmasa da iş anı, dinlendirici, bir o kadar dinlenmiş ana/zamana  ait olabilir.

Rahat, sakin, kendisiyle barışık/karışık, işine/fişine bağlı, tam tatmin olmayan, beklentileri beyin kıvrımlarında dolaştığı kadar eylemleriyle varlık göstermeyen, kendince yorgun/yoğun/müsait olmayan, endüstriyel çağın kesrette boğulmuş insanlarına ne dersiniz? Kendince plan/pilav eşiğinde bir hal ve keyfiyetle bütün ihtiyaç listesi nefsine çıkan “çağdaş ve bencil çözümler” ile ortak değerlerin inşa çözümleri mümkün olur mu?

Mümkün olsa bir dönemlik/ mevsimlik, kalıcı olabilir mi? Bu mümkün mü her zaman?
Bir de diğer taraftan bakalım. Sıkışık hallerde sıkar eğer süreklilik kazanırsa. Bir de düzensiz olunsa bile düzene götüren bir sistem ve gelişim altyapısı yoksa.
İşte böyle bir hal ve vaziyette, stoklanan yorgunluklar, pusu kurarcasına, yetiştirmeniz gereken bir odaklanmaya sabotaj düzenlerler.

Ve zemberekten boşalırcasına dağılırsınız, gevşersiniz. Olumsuz tecrübelerin uzun zamandır vazgeçirmek istediği işinizden soğursunuz. “Olmuyor…” der, nefsinizle dinlenirsiniz, ama esasta yorgunluk devam eder. Bir sorumluluk ve disiplin içinde olamamak bir yorgunluktur başlı başına.

İşte böyle değişken/tereddütlü/zihnen yorgun bir halde, bedene rüşvet verildiğinde dinlenmeyi seçer ve seçilen seçimini hareketsiz/bereketsiz dinlenme de ararsa yandık. Ya da bu belirsizlikler içinde, kendini sadeleştirip zihnen berraklaşmadan, hamle yapıp "yok yapacağım" deyip verimsizlik içinde direnirken, sırtınızı yasladığınız zemin, pusu duvarının dibidir aslında.

İşinizi, nefesinizi tutun böyle anlarda. Asla gevşemeden, aksiliklere boyun eğmeden, teslim ve tevekkülle sebat içinde sabırla devam için, yol üstünde ufak molalar verin,
Kısacık ara verin isterseniz. Bir nefes kadar. İşi soğutmadan.
Toparlanın.
Bırakın zihniniz aksın gitsin.

Yeni misafirlere davetiye çıkaran ve sizi konu dışına çeken kaymalardansa, ara verin.
Ara vermek, toparlanıp düşünmektir aslında.
Yeter ki, bıraktığınız yerden geri dönmeyi bilin.
Yeter ki, zamana ve çaresizliklere ve kaderin tecellisi ile akıp giden kayıplardan sonra tekrar "Nerede kalmıştık?" sorusu ile canlanın. Öncesine ait nihai noktanız/nihayetle, şu ana ait bidayetle/başlangıçla aynı düzlem ve doğrultuda birleştirin.

Zamanın ve zeminin değişmesi önemli değil, hakikatin rengini sürdürmeniz önemli. Hakikatin kış rengi beyaz, yaz rengi yeşil, sonbahar rengi sararan soluklar olsa da, mevsimin doğru renkleri ile yolunuzun doğruluğu arasında paralellikte olur ama esas olan yolunuzun yoludur. Gördüğünüz renkler, seçenekler ve tercihler yolun değişen manzaralarıdır sadece.

Evet yorgunsanız birazcık/azıcık  dinlenin.  Yoran sebepler, işin kendisi mi yoksa yan konular mı? Yorgunluk envanterinde işin aslı olmayan kabarık fatura, esastan uzaklaştıran bahanelerdir aslında.

Sorumluluklarımız, şahsileştiği kadar sonuç alıcı başarılarımız artar. Ve kendimizi avutmak için haklı gerekçelerimiz ve sonuçlarımız hazırdır: "Ben başardım?"
Acaba neyi başardık?
Kimin derdine derman olduk?
Hangi yetmezliğimize tedavi olduk?

Yoksa, sınırlı, kendine ait, maddi, sürekli nalıncı keseri, cimri, sertifikası ve kazancı beraberce çoğalan, keyfine göre insanlara zaman ayıran, ama asla insanların ihtiyacı kadar sorumluluk taşımayan bir "başarı"dan ve dünya sonuçlarından memnun olmak nasıl bir şey?

Bu sonuç, risale açısından tatmin edici bir durum mu?
İç kaynaklarımız, maddi-manevi cihazlarımız buna iç sorgu ile ne der?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum