1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. Manisa Mesir Şenlikleri ve Fuarı
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

Manisa Mesir Şenlikleri ve Fuarı

A+A-

Eskiden Nur talebelerinin birbirleriyle görüşmeleri, biri birlerinin hal ve vaziyetlerinden ders almaları, bir araya gelerek toplanmaları zararsız olarak Medrese-i Yusufiye’de olurdu. Hatta üstadın beyanıyla “Bazı kardeşlerimi yakından görmek için hapsin zahmetini severek kabul ederdim“ diyerek bu noktadan hapse girmeyi nimet olarak değerlendirdiğini görüyoruz.
Daha da önemlisi “Bu zamanda Nurlarla hizmet-i imaniye, her tarafta ilânatla ve muhtaç olanların nazar-ı dikkatlerini celp etmekle olur” diyerek Nur talebelerinin hapislere girmesinin hikmetli olduğunu, hapis ve mahkemelerin bir nevi ilanat hükmüne geçerek, Nurlara nazar-ı dikkatlerin çevrilmesine vesile olduğunu belirttiğini görmekteyiz.
Yine, muannid ve muhtaçların bu ilanatlar neticesinde Nurları bularak imanını kurtardığını ve aleyhte olanlarında inatlarının bu umumi ilanatlarla kırılacağını bildirdiğini lahikalarından anlamaktayız.

Bunun bir numunesini Manisa Mesir festivalleri nedeniyle Manisa Belediyesi Fuarında, açtığımız bir stantta müşahede etme imkânı bulduk ve bunu kardeşlerimizle paylaşmayı uygun buldum. Şöyle ki;

Bu sene 471.si yapılan mesir macunu şenlikleri münasebetiyle, belediyece tesis edilen fuar merkezinde, vakıf ve derneklere, kendilerini halka tanıtma fırsatı vermek üzere ücretsiz olarak yer verildiğini tespit etmemiz üzerine, Belediyeye müracaat etmiş ve Saruhanbey İlim Kültür Ve Eğitim Vakfı olarak bir stant açma imkânı bulduk.
Belediyece vakıf ve derneklere verilecek stantlar için çekilen kurada diğer vakıf temsilcilerini görmeyince bürolarına gittim ve ne için yer tutmadıklarını söylediğimde, Belediyenin bedelsiz olarak vakıflara stant verdiğinden haberlerinin olmadığını gördüm.

Moral İlim Kültür ve Yeni Asya Vakfı mensuplarını bizzat arabamla alıp belediyeye götürerek yer tutmalarını temin ettim. Daha sonra Zehra ve Katre temsilcilerini de haberdar ettim onlar da memnuniyetle gidip stant tutmuş oldular.
Harice bakan hizmetlerde aradaki ihtilaflı basit meseleleri unutmuş ve manevi bir ittifak yapmıştık adeta. Hepimiz neticeden çok memnunduk ve bundan böyle bu tür umuma ait hizmetler de müşterek ve koordineli olarak hareket etmenin önemi üzerinde fikir birliğine varmıştık.

İlgi ve alakanın yoğun olduğu bir fuarda bize ait bir stantta kendimizi hariçteki insanlara tanıtma fırsatı bulacaktık. Vakfımızı ve faaliyetlerimizi tanıtmanın yanında, Risale-i Nurları, Bediüzzaman’ı teşhir edecek ve bu asrın insanlarına Üstadı ve eserlerini tanıtma yollarını arayacaktık.
Hedefimiz, az kitap okuyan insanımıza kitap okutmak, özellikle Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nurları duymayan ve bilmeyenlere tanıtmak ve o kişilerin evlerine Risale-i Nur’lardan bir küçük eserin olsun girmesini sağlamak.
Maliyet fiyatına, yani yüzde 50 indirimli gönderilen RNK neşriyata ait risaleler üzerine kâr koymadan, geldiği fiyattan cazip gelecek ucuz fiyatlardan satışlarını temin etmek ve kitap alma imkânı olmayana da risaleleri hediye etmek.
Hediye edeceğimiz kitapların bedellerini de bizi seven arkadaşlarımız karşılamayı taahhüt etmişlerdi. Geriye kalıyordu, çok güzel ve özellikli ve kusursuz bir stant hazırlayıp teşhirimizi güzel yapmak.

Bir reklam ajansına giderek standın arka cephesini kaplayacak şekilde  “Bir köy muhtarsız olmaz, bir harf kâtipsiz olmaz, biliyorsun, nasıl olur ki şu muntazam kâinat sahipsiz olur, hâkimsiz olur” vecizesini taşıyan 2.50m. eninde 1.20 m. yüksekliğinde harika bir manzaralı tablo hazırladık.
Vakfımızın gaye ve maksadını ve faaliyetlerini özetleyen renkli, önlü ve arkalı, üçe katlanacak şekilde, dershane salonumuzu, toplu sohbetleri, vakfımızın faaliyetlerini gösteren ve muhtelif resimlerle dolu ve Üstadın Fatih Camii avlusundaki dua eden muhteşem resmini taşıyan güzel bir broşür hazırladık.
Üç metre eninde bir metre yüksekliğinde Vakfımızın logosunu ve ismini taşıyan bir afiş yazdırdık. RNK’ca hazırlanan ve kitapların içerisine bırakıldığı, üzerinde üstadın Fatih Camiinde dua ederken çekilen resminin yarısının bulunduğu kutularla, bakanın dikkatini çekecek şekilde kitap reyonumuzun üstünü, sağını, solunu doldurduk.
Afişimizle, vecizeli manzara levhamızla, üstadın resimleriyle ve raf ve masaların üzerinde şekerlemelere benzeyen rengârenk küçüklü büyüklü risaleler ve muhtelif ebattaki cevşenlerle Hayrat Vakfına ait muhtelif ebattaki Kur’an’larla standımızın görüntüsü kardeşlerin ifadesiyle harika olmuştu.

Bilgisayarın çaldığı ve büyükçe ekranda görünen canlı ve hareketli salâvat ve kelime-i tevhitli, tekbirli, Risale-i Nurlardan vecizeler yazılı belgesel özellikli ve Risale-i Nurları tek tek tanıtan cd’lerin hoparlörle yayınlanması bir hayli heyecan ve şevk vericiydi.
Görüntümüz harikaydı ama acaba netice ne olacaktı. Merakla bekliyorduk. Vazifemizi kusursuz yapmaya çalışmıştık. Artık sabır ve sebat edecek ve neticeyi Allah’tan bekleyecektik.

HER EVE BİR RİSALE

İsmail Lale isimli bir Avukat kardeşimizin her eve bir risale adlı bir site açtıklarını duymuştum. Bu çok güzel bir hedef ve gayeydi. Bu güzel düşünceyi biz de açacağımız standa kısmen yapabilir ve gerçekleştirebilirdik.
Yedi gün sürecek, Manisa Mesir fuarında, Risale-i Nurları, yüzde 50 indirimli, çok cazip fiyatıyla karsız olarak satarak bu güne kadar bu eserleri alamayanlara almalarını sağlamak ve kısmen hediye ederekten evlere kitap girmesini sağlayacaktık.

Özellikle Risale-i Nur olmayan evlere, risalelerin girmesini temin etmek gayesi güttüğümüzden, mümkün mertebe hediye vereceğimiz şahsı, seçici olacak ve mutlaka kıymetini bilecek ve okuyacağı kanaati bizde hâsıl edeceklere risaleleri hediye edecektik.
Peki, Bunu nasıl sağlayacaktık. İlk günkü intiba ve tecrübemizle hediye kitap vereceğimiz şahısların özelliklerini bulmuştuk. Şöyleki.
Fuara gelen insanların standımıza, kitaplarımıza tavırları bize şöyle bir fikir verdi ki; Standa ve kitaplara hiç alaka göstermeyen insan gurupları vardı. Bizde onları bu alakasızlıkları ve ilgisizlikleri nedeniyle görmemezlikten geldik. Şahıslar kitaba ve Risale-i Nur’a ve üstada alakasız görünüyorsa onlara mümkün mertebe kitap vermemeye çalıştık. Zira öylesine verilecek kitabın ya çöpe ya rafa kaldırılacağından emindik.
Bu şahısların maalesef cıncıklı, boncuklu, yiyecekli, içecekli stantlara adeta saldırdıklarını, ancak kitaba dönüp bakacak halde olmadıklarını gözlüyorduk. Bir kısmının da peşin fikirli, bizi yanlış bilen ve ilgi göstermeyen insanlar olduğu muhakkaktı.

İkinci gurup insanlar vardı ki göz ucuyla standımızı süzüyor ve öylece geçip gidiyorlardı. Sathi bir nazarlar bakıp geçen bu tip insanlarla ilgilenip kendilerine Vakfımızı tanıtan broşür ve vecizeler yazılı kitap ayraçları ve Risale-i Nur’lardan derleme ekonomi ile ilgili bir kitapçık ellerine tutuşturuyorduk.
Üçüncü gurup insanlar, bunlar bizleri ve Risale-i Nurları tanıyan, bilen cemaatimizin mensupları, derslere gelen Nur talebeleri ve bize ve hizmetimize dost olan insanlardı.
Bunları standımız içerisine alıyor onlara çay ve pasta ikramı yapıyor sohbetler ediyorduk. Onlar da bizleri tebrik ile hizmete teşvikkarane konuşmalar yapıyorlardı. Bu kardeşlerin bazıları evinde külliyat ve risaleler olmasına rağmen başkalara hediye etmek üzere veya evlerinde noksan olan risaleleri ikmal etmek üzere ucuz kitap alma imkânı buluyorlardı.
Derslere ara sıra gelen ve bizleri tanıyan ve seven dost mesabesindeki bazı misafirler de evlerinde olmayan risaleleri temin ediyorlardı.

Dördüncü gurup insanlar ki, bunlar bizi ve hizmetimizi bilmeyen, Üstadın resmine ve Risale-i Nurlara alaka gösteren ve gelip standımızda risaleleri eline alıp kurcalayan ve içerisinde ne var gibi araştırıcı insanlardı. İşte bizim asıl hedef insanımız bu araştırıcı ve meraklı şahıslardı. Bu şahıslar Risale-i Nurları ve Üstadı merak eden ve bilmek isteyen insanlardı.
Bu dördüncü gurup insanlarla hemen ilgileniyor, evvela Üstadı ve Risale-i Nurları tanıyıp tanımadığını soruyorduk.
Tanımıyorsa kısaca Üstadı ve Risale-i Nurların özelliklerini anlatmaya başlıyorduk. “Bediüzzaman’ın büyük bir İslam âlimi olduğunu ve bu asrın anlayışına uygun olarak Kur’anı izah ettiğini, Risale-i Nurlar’ın, İslamın her meselesini, bilhassa imani meseleleri, Allah’ın varlığını, Kur’anın Allah kelamı olduğunu, ahiretin varlığını, Peygamberin Hak olduğunu ve daha nice meseleleri akli mantıki delillerle izah ve ispat ettiğini, İslamiyet hakkındaki şüpheleri dağıttığını,bu zamanda mutlaka her kesin özellikle her Müslüman’ın ilmi ve tahkiki bir imanı elde etmek üzere bu eserleri okumasının lüzumlu olduğunu“ anlatıyorduk.
Açıklamalarımız neticesinde müşteri bir kitap alıyorsa birde biz kitap ona hediye ediyorduk. Kitap almadan ayrılıyorsa, okumayı sevip sevmediğini soruyor, okumayı seven birisi olduğunu ifade ediyorsa ona broşür ve birde uygun gördüğümüz küçük bir risale hediye ediyorduk oda memnuniyetle kabul ederek ayrılıyordu.

Haftanın ilk günleri hava çok soğuktu. Fuara bu münasebetle ilgi az idi ve akşamları kimse olmayınca standımızı kapatıyorduk. Havanın soğukluğu ve fuara bu nedenle ailelerin ilgisizliği bizi biraz üzmüştü. Ama haftanın üçüncü günü, yani 24 Marttan itibaren havaların aniden hızla ısınması birden fuara ilgi ve alakayı artırdı. Fuarın gece 12’lere kadar yoğun bir ilgi ile insanlarla dolup taşmaya başlaması bizi fevkalade sevindirmişti. İnsanların, ailelerin çoluk çocuk ve çocukların çoğalması demek daha çok insana ulaşacağımız demekti.

STAND KOMŞULARIMIZ

Manisa Belediyesince vakıf ve derneklere altmışa yakın stand bedelsiz olarak tahsis etmişti. Bu noktadan Belediyeyi takdir etmemek mümkün değildi. Standlar 3x3 ebadında idiler ve yerlerimiz kurayla belirlenmişti.
nursi_cumhuriyet.jpgHer gönüllü kuruluş temsilcisi çektiği kurayla yerini kendisi seçmişti. Çekilen kuralar neticesinde vakfımızın standının soluna Cumhuriyetçi Kadınlar Derneği, solumuza, sağ tarafımıza da bir alevi derneği düşmüştü.
Değişik derneklerle komşuluğumuz bizim için bir fırsattı ve onlara kendimizi tanıtma fırsatı bulacaktık. Solumuzdaki standı açık tutan emekli oldukları anlaşılan kısmen sosyete ve açık kıyafetli bayanlardı.

Standları kurarken gençlerimizin masa ve sandalye üzerlerine çıkıp afiş asmada, benzeri işlerde onlara yardımcı olmamız hemen aramızda sıcak bir atmosfer oluşturmuştu. Bizim insani ve yardımsever tavrımız onları etkilemişti. Hele ilk gündeki içlerimize işleyen soğuk günlerde kendilerine sıcak çay ve pasta ikramımız onları bir hayli etkilemiş ve bize alakalarını artırmıştı.
Fuarın üçüncü günü Cumhuriyetçi Kadınlar Derneğinden emekli bir subayın eşi olduğunu öğrendiğim bir bayanla aramızda şöyle bir diyalog geçti.
“Siz Cumhuriyetçi Kadınlarsınız, bizler de hakiki Cumhuriyetçiyiz.” Kadın şaşkın bir bakışla yüzüme bakıyordu. Üstadın fotoğrafını göstererek konuşmama devamla, daha cumhuriyet kurulmadan yıllar evvel padişahlık zamanında Bediüzzaman’ın Cumhuriyet fikrini taşıdığını, karınca ve arıları cumhuriyetçi oldukları için sevdiğini ve çorbasının tanelerini onlara bu sebeple ikram ettiğini Tarihçe-i Hayatında yazıyor.
Bediüzzaman’ın Ortadoğu ve Asya milletlerinin maddi manevi terakkilerini ancak hürriyetle ve İslami terbiye ile edeplenmiş meşrutiyette yani bugünkü anlamda Cumhuriyette olduğunu, Padişaha, kumandanlara devrin ileri gelenlerine anlatıyor. Gazetelerde bu konuda makaleler yazıyordu.
Hatta meşrutiyetin, yani gerçek hürriyetin ve meşruti idarelerin yanlış anlaşılmaması ve saadetimin bunlarla olacağını anlatmak üzere şark aşiretlerini dolaşarak onları ikaz ve irşad ediyordu.”

Bu konuşmalar kadının hayretini daha da artırmıştı. “Ya öyle mi?” diye hayretle sormuştu. Daha sonra kendisine Hanımlar Rehberini hediye ettim. Bu stanttaki kadınların birçoğuna risaleleri hediye etme imkânı bulmuştuk.

ÜSTADIN ŞAHANE BAKIŞLARI

Günler geçerken ilginç olaylarla ve hadiselerle karşılaşıyorduk. Bir kaçını arz edeyim. İki genç standımıza bakarak yaklaştılar. Onlardan birinin Üstadın dua eden ve sağa doğru bakan resmine dikkatle baktığını gördüm. Kendisine üstadın resmini göstererek sordum, “bu zatı tanıyor musun?” Genç, “Hayır tanımıyorum” dedi. Ben de cevaben “Bu Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bu asrın en büyük İslam âlimlerinden birisidir” dedim. Başladım kendisine bilgi vermeye ve Risaleleri tanıtmaya.

Baktım genç konuşmalarımı sanki duymuyor ve üstadın resmine baka duruyordu. Dedim “niye öyle resme baka kaldın.” “Ya ağabey bu zatın bakışları çok garip” dedi. Ben “evet o zatın bakışı gariptir, kendiside gariptir. O Garibüzzamandır, O Bediüzamandır, O sahib üzzamandır” dedim.
Evet, Üstadın şahane bakışları demek bu genci fevkalade etkilemişti. Kimi etkilemiyordu ki o bakışlar. O şahane gözler, o hafif çatık kaşlar ve mana dolu ciddiyet fışkıran gözler. Adeta karşıdakini değil de derununa bakan ötelerin ötesini okuyan gözler. Çoğu zaman bakıp ta sanki üstat bana bakıyor ve sen ne biçim bir talebemsin der gibi bir bakış ve mana anlıyorum o bakışlardan ve bazen utanıyorum kendimden, bakamıyorum üstadın resmine, bazen de samimi söylüyorum gözlerim doluyor o şehla gözlere bakışta. Ah Üstadım ah diyorum nasıl da kıymetini tam bilemedik ve bu asrın gafil kafaları kıymetini bilemedi.
Üstadın bakışlarına hayran kalan gence, kısaca Üstadı anlatma fırsatını bulmuş ve aldığı bir iki esere bir iki de biz hediye ilave ettik vakfımızın adresini ve broşürünü de verdik. Memnuniyetle ayrılıp gitti.

Bir gurup bayan da standımıza gelip sırayla tüm küçük risaleleri karıştırmaya açıp açıp okumaya başladılar. Onlarla da hemen ilgilenmeye ve risalelerin mahiyetinden tek tek bahsetmeye başlamıştık. Meğer bu hanımların da dikkatini küçük risalelerin rengârenk görünüşleri ve güzellikleri etkilemişti. Hayran hayran alıp alıp bakıyorlardı. Onlara da Risalelerin mahiyetlerinden hülasalarla anlatmış ve kendilerine hanımlar rehberi ve birkaç kitap daha birlikte hediye etmiştim.
Kalabalık arttıkça standımıza alaka artmıştı. Ben de gelenlerle ciddiyetle ilgileniyor bir tanesini es geçmemeye çalışıyordum. Hafta sonuna doğru oturup kalkmaktan mecalim kalmamıştı. Vücudumun yorgunluğundan kemiklerim sızlıyor akşamları ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar alıyordum. Yorgunluktan bazı geceler yatamıyordum.

Ben ve küçük oğlum Bayram Ali dur durak bilmeden gelenlerle ilgileniyorduk. Oğlum devamlı olarak bilgisayarda biten ilahileri, küçük Arap hafızların yürek yakan Kur’an okuyuşlarını, Yusuf İslam’ın tekbirli, salâvatlı ilahilerini tekrarlatıp duruyordu. Standımızı lahuti bir atmosfer kaplıyor ve bu güzel sesler etrafa yayılıyordu. Bazı açık kıyafetli bayanlar çalan ilahilerin telefonlarına aktarılmasını istiyorlardı. Bizim küçük Ali onların isteklerine cevap veriyordu.
Bir ara yine kitapların önüne iki bayan yaklaştı. Sosyete görünüşlü bu kadınlara da dilimin döndüğünce Üstadı, Risaleleri ve vakfımızı ve faaliyetlerini anlatıyordum. Birden baktım bayanlar ilginç bir teklifte bulunmasınlar mı, “Bizi Vakfınıza üye yapar mısınız? Vakfınızı çok beğendik” demesinler mi? Şaşırıp kalmıştım. Vakfa üye alma söz konusu olamazdı. Mütevelli heyetimiz vardı ve sabitti. Onları kırmamak için vakfımızın hanım cemaatinin hizmetlerinden bahsettim, hanım dershanelerinin adresini ve telefonlarını verdim ve kendilerine kitap hediye ederek yolcu ettim.

Orta öğrenim kız çocuklarının erkek öğrencilerden daha çok kitaplarla ilgilenmeleri dikkatimi onlara çevirdi. Onları boş çevirmemeye broşürümüzle birlikte vecizeler yazılı süslü kitap ayraçları ve küçük sözler ve meyve risaleleri, hanımlar rehberi gibi eserlerden birini hediye etmeye çalışıyordum.
Umuma açık ve çok kalabalıklı fuarda açtığımız stantta Nurları teşhir ve evinde risale olmayanın evine hiç olmazsa bir risalecik sokmak gayemize cemaatimizin yaklaşımından da hizmet anlayışındaki değişik karakter tiplerini de kısmen tespit imkânı buldum.

Fuar bir hafta sonra bitmişti. Çok yorulmuştuk ama tatlı ve manevi haz ve lezzet veren bir yorgunluktu bu. Açtığımız stantta 600 civarında risalelerden derleme bir kitap ile birlikte 450’ye yakın küçük risale ve 16 takım külliyat satmaya muvaffak olmuştuk.

Bu şu demekti hariçteki yaklaşık bin insana ulaşmış bir şekilde üstadı ve Nurları tanıtmış ve kendilerine Risale-i Nurları ulaştırmıştık. Gerisi kalıyor kalplerin kabza-i tasarrufunda olduğu Allah’a. Mülk O’nun, mahlûkat ve kullar O’nun. O Halık’ı Rahim dilerse kalp ve gönüllerde yaktığımız küçük kıvılcımları yangına çevirebilir. Dağları taşları tutuşturabilir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum