1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. Malik Binnebi, İstanbul’dan hemşerimiz çıktı
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

Malik Binnebi, İstanbul’dan hemşerimiz çıktı

A+A-

 

Tarihin derinliklerinde gezindikçe, derinlerine indikçe insan yeni inciler keşfediyor.  Hayretler içinde kalıyor.  Uzaklar yakın, yakınlar uzak oluyor.  Malik Binnebi hakkında bugüne kadar bilmedik bir şey kalmadı sanırdım. Yanılmışım. Öyle olmadığı anlaşılıyor. Aliya İzzetbegoviç gibi kökleri İstanbul’da saklı.  Malik Binnebi de kökleri itibarıyla hemşerimiz çıktı. Aliya İzzetbegoviç  nene tarafından Üsküdar’a uzanıyor.  Malik Binnebi’nin yeğeni Zeynep Maskalcı’nın ifadesine göre, dayısının (1905-1973)hem ana hem de baba tarafı Türk ve İstanbullu.   Elbette Türkler Cezayir, Tunus ve Libya gibi ülkelere ve bölgeye yabancı ve uzak değiller. Mısrata’nın bir Türk şehri olduğu bilinir.   Cezayir’de kiminle konuşsanız muhakkak bir parçalarının Türk asıllı olduklarını söyleyeceklerdir. Bununla birlikte, Malik Binnebi gibi bir fikir devinin veya çilekeşinin Türk asıllı olduğu meselesi  pek bilinen bir mesele ve duyulmuş bir hadise değil.  Esasında Malik Binnebi hala ülkesinde ve dışarıda pek bilinmeyen bir meçhul.  Onun bilinmeyen yönleri yakınlarının konuşmasıyla birlikte gün yüzüne çıkıyor.  Cezayir’de yayınlanan Şuruk gazetesine konuşan yeğeni Zeynep Miskalcı ailelerinin babadan ataya Türk olduklarını ifade ediyor ( http://www.echoroukonline. com/ara/ articles/ 158645.html ). Şuruk gazetesi de haklı olarak Malik Binnebi’yi tanıtırken gurbette yaşadığını ve yine vatanında gurbette öldüğünü beyan eder.  Elbette bu anlaşılamamasından kinayedir. Kitlelerce pek anlaşılmış birisi değildir. 
 Düşünce adamı olmakla birlikte kuşe-i uzletinde oturan bir miskin de değildir. Hareket adamıdır. Konstantin kentinde doğar.  Malik Binnebi,  Said olarak bilinen Ammar Hıdır Mustafa’nın oğludur.   Annesi tarafından da Zuheyre İbni İsa’nın çocuğudur. Yeğenine göre iki tarafın soyu da Türk’tür.
 
Türkmen kökenli olduğu rivayet edilen Muhammed Abduh’un öldüğü yıl olan 1905 tarihinde Kostantin şehrinde Fatih semtinde dünyaya gelmiştir.  Doğduğu ev bilahare tamamen yıkılmış ve yerine  garaj yapılmıştır.  Malik Binnebi ailesinin tek erek çocuğudur. İki de kız kardeşi bulunmaktadır. Bunlardan birisi Atike olarak anılan Fatma diğeri de Sekine’dir.  Babası Malik Binnebi’den dört yıl daha fazla yaşayarak Annaba kentinde 1977 tarihinde dünyadan göçmüştür.  Babası oğlunun çilesine ortak olmuştur. Elektrik mühendisi olmasına rağmen Fransa`da kendisine iş verilmediği gibi Cezayir`deki babası da memuriyetten uzaklaştırıldı.
 
Paris’te mühendislik ve elektronik eğitimi aldığı bir sırada kütüphanede kendisi gibi kütüphane kurdu olan Paris’li asilzade bayanla tanışarak evlenir. Yeğeninin anlattığına göre Paris’te gittiği kütüphanede görevliden istediği kitaplar genellikle kendisinden önce birisi tarafından okunmak üzere ödünç alınmıştır.  Sonradan eşi olarak Hatice ismini alarak Müslüman olan Paris asilzadesi bayan da aynı duyguyu yaşamaktadır. Kendisinin istediği kitaplar kendisinden önce birisi tarafından alınmaktadır. O kişi Malik Binnebi’dir.  Bu kitap merakı birbirleriyle tanışmalarına vesile olur.  Fransız asilzadesi Hatice Hanım sonuna kadar hem dinine hem de eşi Malik Binnebi’ye sadık kalır.   Eşiyle birlikte Cezayir’e gider ve ömrünün sonuna kadar sadakatle eşiyle birlikte burada yaşamayı murat eder.  Yerel yemekler yapmasını öğrenir.  Çocukları olmadığı için ailesi Binnebi’ye baskı yapar ve onu dul bir kadınla ikinci evliliğe zorlarlar. Parisli Hatice kırılmamış ve incinmemiştir bununla birlikte Paris’e geri döner. Ömrünün sonuna kadar bir rahibe sadakatiyle orada Malik Binnebi’yi bekler. Hatice, Malik Binnebi’den önce vefat eder ve eşinin vefat ettiğini öğrenince Malik Binnebi ‘ işte şimdi yetim kaldım’ diye duygularını dile getirir.  Malik Binnebi sadakatin yetimidir.  Fransız Eşi Hatice ile 1932 yılında tanışırlar ve 1935 yılında ise resmen evlenirler.  Bu güzel haberi annesiyle mektup teatisiyle paylaşır. Annesi gelininin uzun boylu olmasına heveslenmektedir. Malik Binnebi de tam öyle olduğunu haber verir.  1939 yılında eşiyle birlikte Cezayir’e döndüğünde Tibise kentinin istasyonunda karşılamak üzere onca insan kendilerini beklemektedir.  Lakin bir eksik vardr.  Bu mutlu karenin tek eksiği birkaç gün önce hakka yürüyen annesidir.  Memleketine ayak basmasından birkaç gün evvel  vefat etmiştir.  Malik Binnebi hüzne gark olur.
 
Malik Binnebi Vehhabiliğe değil aydınlanmış Selefiliğe daha yakındır.  Cemiyetü’l Ulema’nın çocuğudur. Abdulhamid bin Badis ve Beşir İbrahimi’nin ekolüne yakındır.  Konstantin şehrinden Tibise (Tébessa) ya göçen ailesiyle birlikte orada büyür.  Şehrin delilerine meftundur. Onlar gibi olmak ister.  Cevdet Said gibi Malik Binnebi hayranı olan Halis Çelebi de aynı karakteri taşır ve bir yazısını bu karakterdeki dostu Hikmet’e ayırır (http://www.alsharq.net.sa/2013/03/05/750790 ).   Malik Binnebi de Tibise’li Hemme ve Tirar’a meftundur.  Bu onun farklı bir özellik ve incelik taşıdığını gösterir.  İbni Hazm, Zahiri olmasına rağmen Tavku’l hamame ( Güvercin gerdanlığı) adlı eserinde en güzel lirik hikayeleri bir araya toplamıştır. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. 
 
Malik Binnebi 56 yaşında yeniden evlenir.  69 yaşına kadar ikinci eşiyle birlikte yaşar.  İkinci eşi Haduce Havas’ın Mikdat isimli bir oğlu vardır.  Kahire’de evlenirler bu evliliklerinden de erkek çocuğu olmaz. Üç kızları olur.  Nimet, İman ve Rahmet isimlerini koyarlar.  Malik Binnebi geç yaşında evlendiği için çocuklarının mürüvvetini göremeden dünyadan ayrılır. Vefatından sonra çocukları Suriyeli eşlerle evlenerek ABD’ye göç ederler.
 
MALİK BİNNEBİ VE BAĞIMSIZLIK SONRASI
 
Cezayirli devrimciler bağımsızlık sonrasında onun Kahire’den  Cezayir’e gelmesini ister ve ısrar ederler. Malik Binnebi de ısrarları kıramaz. Esasında Nasır, Kaddafi ve Cezayirli devrimcilerle arası iyidir. Ya da öyle olmak zorundadır. Bununla birlikte, devrim sürecinin kendisine göre kabalıkları vardır.  Devrim sonrasında Binnebi ile devrimcilerin ilişkileri hakkındaki bilgiler pek açık ve net değildir. Bununla birlikte, Malik Binnebi’nin bağlı bulunduğu ekol olan Cemiyetü Ulema ile Bin Bella’nın arası iyi değildir. Ulema sosyalizm denemelerine karşı çıkmıştır. O da ulemaya baskı kurmuştur.   Bununla birlikte, Binnebi ulema değil,  aydın zümresindendir. Bundan dolayı devrimcilerle arası nispeten daha sıcaktır. Ama devrimcilerin arasında fikirleri nedeniyle istiskal gördüğü de bir gerçektir.  Mesela kendisine tahsis edilen evden çıkarılmak istenmiştir.  Buna rağmen, Malik Binnebi İslami düşünce buluşmaları geleneğini başlatır.  Çığır açar.
 
Esasında bütün fikri hareketlerle iç içedir. Fransa’da Massignon ile karşılaşır ve onunla temasları olur.  Musali Hac, Tunuslu İslamcılar ve devrimciler onun halkasındadırlar. Şekip  Arslan’dan etkilenmiştir.
 
20’inci yüzyılda her ülkenin kendisine göre bir Malik Binnebisi vardır.  Muhammed İkbal şair olmasına rağmen birinci sınıf bir mütefekkirdir. Reşid Bin İsa bir anma yazısında onun hakkında şu değerlendirmeyi yapar :” Onda Gazali imanı, İbni Haldun kültürü,  Cemaleddin Afgani’deki  Prometheus gerginliği, Hasan Benna’daki azim vardır. Reşid Rıza, Muhammed İkbal ve Bin Badis’in çizgisinden yürümüştür…” keza İbni Haldun’dan etkilendiği kadar tarih felsefesi konusunda Arnold Tonybee’den de etkilenmiştir.  İbni  Haldun’un asabiyet kavramı gibi kendisine has kavramlar üretmiş veya bazı kavramlara yeni anlamlar yükleyerek aktifleştirmiştir.  Bunlardan birisi ‘kabiliyetü’l hezime’ sömürge yatkınlığıdır (Colinizability/ colonisabilité).  Bu önemli bir kavramdır. Bu kavram Müslümanların dağınık ve perişanlığını sömürgecilere veya yabancılara değil doğrudan Müslümanlara yükler.  Yabancı eli mazeret ve gerekçe değildir.   Ona göre, çöküntüde dahili etkenler veya faktörler daha etkilidir.  İç çöküntü elbette ki yabancı istilasını beraberinde getirir. Uyuşma ve kaynaşma  eksikliği  saflarda dağınıklığa neden olur.  Abraham Lincoln bunu şöyle ifade etmektedir:” a house divided  against itself cannot stand’ yani kendi içinde bölünmüş bir kamp veya millet ayakta kalamaz. İç bütünlük esastır. Akif de bunu kendi üslubunca şöyle ifade eder :”  Tefrika girmeden bir millete düşman giremez... Toplu vurdukça sineler onu top sindiremez. " Kur’an da bize aynı gerçeği  onlardan daha önce ifade etmiştir :” “Allah'a ve peygamberlerine itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra içinize korku düşer ve gücünüz/devletiniz elden gider” (Enfâl Sûresi, 46).
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.