1. YAZARLAR

  2. Vehbi KARAKAŞ

  3. ‘Makamlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır!’
Vehbi KARAKAŞ

Vehbi KARAKAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

‘Makamlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır!’

A+A-

Eskilerin güzel bir sözü var: “Şerefü’l-Mekân bi’l-Mekîn” diye. Yani mekânın ve makamın şerefi orda oturanın şerefinden, değerinden kaynaklanır. Bunun tersi olmamalıdır. Yani insanlar değerini servetten, makamdan ve rütbeden almamalıdır.

Nice makamlar vardır ki o makamlarda oralara layık insan yoktur; çok liyakatli insanlar vardır ki onların da makamı yoktur.Bu söz, Mevlana’nın şu sözüne benzedi:“Nice elbiseler gördüm, içinde insan yoktu. Nice insanlar gördüm, sırtında elbise yoktu.”

 

İkisi bir arada olmaz mı? Olur. Hem de nurun ala nur olur. “Helal ve temiz servet, imanı tam, ameli ve ibadeti sağlam adama yakışır.” (1) buyurmuş Sevgili Peygamberimiz.Makamlar da öyle. Gönül ister ki bütün makamlarda ameli sâlih ve imanı kâmil insanlar olsun. Ne yazık ki çoğu kere böyle olmuyor.

 

Sahibüzzaman’ın da ifade buyurduğu gibi insanı insan eden, hatta sultan eden imandır,ibadettir, tevazu ve güzel ahlaktır.Allah bunu hepimize nasip eylesin. Bu sebeplerden dolayıdır ki Sevgili Peygamberimiz (s.a.v): “Şüphesiz ki Allah, sizin suretlerinize ve servetlerinize bakmaz, sizin kalplerinize (kalplerinizdeki imanınıza, muhabbetinize) ve imanınızın gereği olan amel ve ibadetlerinize bakar.” (2) buyurmuştur.

 

Çünkü servetler ve suretler geçicidir. Ne güzel buyurmuş Üstad-ı Muhterem: “Dünyevî makamlar ve rütbeler, kabir kapısına kadardır.”Bazen oraya kadar bile gitmez. Yaşlandınız mı veya bir musibete düştünüz mü –Allah korusun- ne servet kalır, ne suret, ne makam kalır, ne rütbe. Ama imanınız ve İslamiyet’iniz yani Allah’la meşgul aklınız, aklınızın ürünü olan tefekkürünüz, Allah’ın ve Rasûlü’nün sevdasını taşıyan kalbiniz, ahirete yaptığınız yatırımlarınız varsa işte sizin kalıcı servetiniz bunlardır. Kabrin öbür tarafına geçecek, sizinle beraber ahirete gelecek ve sizin kurtuluşunuza vesile olacak değerleriniz, şefaatçiniz de bunlardır.

 

Bu hakikati bize ders veren Yüce Rabbimizin şu ayet-i celilesidir: “Mal ve evlatlar, dünya zineti (süsü ve makyajı) dır. Rabbinin katında sevap bakımından en hayırlı olan ise bakıyat-ı salihat (kalıcı, işe yarar, faydalı ameller) dir.” (3)

Sanma ey hace ki senden zer ü sim isterler

Yevme la yenfau da kalb-i selim isterler. Yani

Sanma ey efendi kıyamet gününde senden altın-gümüş isterler. O günde sadece ve sadece inançlı bir kalb ve salih amel isterler.

Ne yazık ki birçoğumuz ebedî saadeti gözden çıkarıyor, fani saadete talip oluyoruz. Çoğu kere onu da bulamıyoruz.Bu yüzden mutlu da olamıyoruz. Elmasları verip cam parçalarını alan mutlu olabilir mi?Ve böyle bir adama akıllı adam denilir mi?

 

HEKİMOĞLU İSMAİL’İN MAKALESİNDEKİ TESBİT HOŞTU. DİYORDU Kİ:

 

Allah zenginlik verir, imtihan eder. Fakirlik verir, imtihan eder. Zenginin imtihanı şöyledir: Rabb'inin verdiği servetle, acaba onu kendisininmiş gibi görüp büyüklük taslayacak mı? Yoksa, servet bakımından üstün olmasının sebebinin, başkalarının işlerini görmek olduğunu anlayacak mı?

(Aynı soruyu makam sahipleri için de sorabiliriz.)

Çiftlik sahibi zengin bir adam hastalanmış. Doktorlar demiş ki, kısa zamanda öleceksin. Adam evine gitmiş. Eline uzun bir değnek alıp dışarı çıkmış. Değnekle kapının önündeki ağaca vurmuş, bağırmış: "Ben artık dünyadan ayrılıyorum. Neden benimle gelmiyorsun?" Dönüp evin kapısına, penceresine vurmuş: "Neden benimle gelmiyorsunuz?" Ahıra gitmiş. Atlara vurup avazı çıktığı kadar bağırmış: "Neden benimle gelmiyorsunuz?" Eve dönmüş. Kasaya vurmuş: "Neden benimle gelmiyorsun?" Tekrar dışarı koşmuş. Kendini yerden yere vurmuş. Toprağa sarılıp "Ölmek istemiyorum" diye bağırmış.

 

Bu adam, dinden uzak kalınca, öleceğini de, öldükten sonra dirileceğini de unutmuştu. Servetin ve makamın hiçliğinin farkında olmadan günlerini boş geçiriyordu. Kibre kapılıyordu. Hiç ölmeyeceğim zannıyla yaşarken birdenbire düştü bayıldı. Bayılmalar birbirini takip etti. Son bayıldığında da bir daha uyanamadı. O böylece ahirete gitti; serveti, makamı, bankalardaki parası her şeyi geride kaldı.

Hiçbir zaman servete karşı değiliz. Ancak servet denize benzer. İçine almazsan yüzersin, içine alırsan boğulursun.

Nice insan vardır ki zengin olunca dersi, camiyi, hizmeti unutmuştur. Çünkü işleri ipek böceğinin iplikleri gibi onu sarmış, koza yapmıştır.

Bir adama sırf makam, servet sahibi diye hürmet gösteriliyor, bu adam sahip olduklarından dolayı üstün tutuluyorsa toplumda bozgun başlamıştır. Hürmet göstermek ve görmek için "kul" olmak yeterlidir.

 

GELİN, HZ. LOKMAN’IN (A.S) OĞLUNA UYARILARINI AİLECE OKUYALIM

 

Kur’an’da geçen bu uyarılarınmeâli şöyle:“Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti:

"Yavrum! Allah'a ortak koşma! (Hiçbir şeyi Allah’ın yerine koyma, hiçbir şeyi Allah’tan büyük görme!) Şüphesiz ki şirk, (yani bir şeyi Allah yerine koyma, Allah’ın özelliklerini Ondan başkasına verme) mutlaka ve mutlaka büyük bir zulümdür." (4)

"Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde, ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah en gizli şeyleri bilendir, (herşeyden) hakkıyla haberdardır." (5)

"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar kesin olarak emredilmiş işlerdendir." (6)

"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüngeni sevmez." (7)

"Yürüyüşünde doğal ol. (8) (Yeryüzünde şımarık dolaşma). (9) Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir! (10)

 

Öyle zenginler bilirim ki nefs-i emmarelerini yenmiş, enaniyetlerini sıfırlamışlar. Servetin verdiği havanın zerresi yok onlarda. Servetleriyle hizmetin emrindeler, Peygamber’in yolundalar. Öyle makam ve rütbe sahipleri bilirim ki onlar da makamın körüklediği havanın esiri olmamışlar. Makam ve rütbeleriyle hizmetin emrinde, Peygamber’in yolundalar. Tebrik ediyorum, takdir ediyorum. Dua ediyorum: Allah bütün servet ve makam sahiplerini böyle eylesin. Milletimizin bütün efradını bu ahlak ve karaktere kavuştursun.

 

DİPNOTLAR:

1-Ahmed, Müsned,4/202

2-Müslim, Birr, 32

3-Kehf, 18 / 46

4-Lokman, 31 / 13

5-Lokman, 31 / 16

6-Lokman, 31 / 17

7-Lokman, 31 / 18

8-Lokman, 31 18

9-İsra, 17 / 37

10-Lokman, 31 / 19

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.