1. YAZARLAR

  2. Sabri ALTUN

  3. Mahkum adam nasıl hür adam olur?
Sabri ALTUN

Sabri ALTUN

Yazarın Tüm Yazıları >

Mahkum adam nasıl hür adam olur?

A+A-

Garip duygular sarmıştı beni.
Üç devrin atmosferini, farklı dünyaların gelgitlerini üç saatte yaşamış, hüzünle mutluluk arası bir Araf’ta kalmış gibiydim.
 Ailece geldiğimiz "Hür Adam" filmini izlemiş, eve doğru gidiyorduk.
Her şeye rağmen hasretle ve muhabbetle özlediğim Üstadımın yanında geldiğimin hissine kapılmıştım.
Çocukluğumdan beri de bir sinema takipçisiydim.
Hemen hemen vizyona giren tüm kayda değer filmleri mutlaka seyreden bir sinema hayranıydım.
Minyeli Abdullah filminden bu yana da ne zaman bir sinemada film seyretmeye başlamışsam ilk evvela aklıma "Beddiüzzzaman" filmi gelir.
"Keşke Üstadın filmini de bir gün böyle seyredebilseydim "diye iştiyakla arzulardım.
Fakat her seferinde de içimi bir burukluk sarar "asla Üstadın gerçek manada bir filmi yapılamaz" diye de hayıflanırdım.
Taki "Avatar"ı izleyene kadar.
Avatar'ı izledikten sonra içimdeki tüm burukluk gitmiş "bu teknikle Üstadın filmi yapılabilir" diye içten içe sevinmiştim.
Evet şimdi ise bir Bediüzzaman’ın filmini seyretmiş sanki onunla hasret gidermiş,biraz mutluluk biraz hüzün ve biraz da buruklukla birlikte karmaşık duygularla kendi dünyama doğru gidiyordum.
***
Sinemayı her zaman farklı kılan en önemli unsurların başında; dram, destan ve mistizm gelir.
İnsanlara farklı atmosferler ve mekânlar sunmak zorundasınız.
Bir hikâyede bu unsurlar ne kadar çoksa o kadar başarı sağlanır.
Bediüzzaman’da bunların hepsi fazlasıyla mevcuttur.
Hayatının her karesi bir destan...
Çocukluğunda zamanın tüm eğitim sistemlerine karşı çıkışı mı bir destan değil?
İstanbul'da devrin en büyük âlimlerini çaresiz bırakışı mı bir destan değil?
Meşrutiyetin ilanından sonra, kitleleri hizaya getiren nutukları ve tüm doğuya hürriyeti şeriat adına telkin etmesi mi bir destan değil?
Hele birinci cihan harbinde Van'da, Pasinler'de, Bitlis'te, Ermeni ve Ruslara karşı gösterdiği muhteşem direnişi mi bir destan değil?
Rusya'da esarette iken İstanbul’a kadar süren meçhul firarı mı destan değil?
İstanbul işgal altında iken İngilizlerin hayâsız yüzüne tükürüşü mü destan değil?
Cumhuriyetin ikinci meclisinden sonraki “din öldürülecektir” kararına karşı tek başına Kur’an’ın ve namazın hukukunu muhafaza etme şahameti mi destan değildir?
Hele Barla'da zamanın en avam topluluğunu en şuurlu ve aydın bir hale getirip asırlara hitap eden Risale-i Nur üniversitesini kurması mı destan değildir?
Bir de fikir cephesinde tüm zamanların birikmiş firavuniyet düşüncelerini “ekbeki küpekadan” daha aşağı bir seviyeye düşürmesi mi bir destan değildir? 

Evet, hayatının her anı sırlarla dolu, her iki dünyayı birden hissedebilen, 18 bin âlemi müşahede eden, mana ve madde arasında Kayyumiyet hakikatini ilmel yakinden, hakkal yakine kadar net gören ve gösteren "Ferdiyet makamına" sahip bir mürşitten bahsediyoruz.
Ve bu mürşidin filminden…
Dolayısıyla bu zaviyeden bakılınca akla şu soru geliyor;
Acaba var olan tüm sinema teknikleri kullanılsa bu insanın gerçek mahiyeti anlatılabilir mi?
Hidayet nurunun bir deniz gibi tüm âlemi kuşattığı böyle bir zatın gerçek mahiyetini bir sinema filmiyle anlatmak -velev ki tüm teknikleri kullansak da- yine de imkânsızdır derim.
Fakat en azında maddi gözlerimizi ve bu çağda madde ile yoğrulmuş manevi duygularımızı doyuracak kadar filmler yapılabilir.
Ve işte "Hür Adam" bu manadaki bir ilk olması hesabıyla eğer “Üstadın yanından gelmişim” diye bir hisse kapılımışsam gerçekten başarılıdır denilebilir.
Bu film sadece maddi göz ve aklımızı mest ediyor.
Sır dünyamızı hayal makinemizi ve mitsizim duygularımızı tabii ki tam anlamıyla tatmin etmiyor.
Bu bağlamda bu film gelecek açısında sinema toprağına atılan bir Bediüzzaman çekirdeği olarak düşünülebilir.
***
Daldan dala süren düşünceler yoğunluğunda gideceğimiz bir saatlik yolu almak için direksiyon salıyordum ki küçük kızımın bir sorusuyla uyanmıştım.
Gerçekten ilginç bir soru sormuştu.
Muhatabı ben olmasaydım epey bir süre soruyu düşünüp hayaller kuracaktım.
Fakat muhatap ben olduğum için ister istemez mantıklı bir cevap vermek zorundaydım.
Kızım: “Baba filmin adı ‘Hür Adam’ ama baştan sona hapiste yaşayan bir adam. Bu nasıl hür adam oluyor?”

Gerçekten ilk bakışta isimle içerik birbirleriyle tezat teşkil ediyordu.
Bediüzzaman hür dağlardan kopup gelen hiçbir tahakküme boyun eğmeyen bir fıtrattı…
Kâinata meydan okuyan iman gücünün yaşam formuydu.
Mahkûmken de hükmeden bir karakterdi.
Risalelerde bu özellik tamamen ortaya çıkıyordu lakin filmde neden bu tezat gözüküyordu?
Derken filmi bir bütün olarak düşündüğümde kızıma:
“Bak kızım filmde her ne kadar hapishanelerde ömür geçiriyor gibi gözüküyorsa da dikkatle düşünürsen göreceksin ki; Üstad tek başına bütün o zorluklara karşı göğüs gerdi. Bir devri tek başına yendi. Sonunda onlar pes etti. Her mahkeme onu beraat etmek zorunda kaldı. Onu yok etmeye güçleri yetmedi. Onun için ona ‘Hür Adam’ diyorlar” dedim.
Tabi verdiğim cevap ne kadar onu tatmin etti bilmiyorum ama beni şahsen tam tatmin etmemişti.
Halbuki Üstadı canlandıran Mürşit Ağa Bağ o kadar başarılı bir performans sergilemesine, hele bakışlarındaki derinliği yakalamasına rağmen sanki Üstadın önünü tıkamış gibi geliyordu bana...
Bakışlarındaki merhameti gösterdiği gibi celadeti de göstermesi gerekir diye düşünüyorum.
Onu hür kılan en büyük yönü; hapishanelere ve mahkemelere aldırış etmemesiydi.
Hapishaneleri bir hizmete muhtaç yer olarak gördüğü gibi mahkemeleri ise Kur’an’ın ve namazın hukukunu muhafaza etmek ve gelecek nesillere iman hürriyetini kazandırmak için bir savunma mercii gibi görüyordu.
Bunun en büyük delili ise sarığı idi.
Onun sarığına bile gücü yetmeyenler nasıl olur da mahkum edebilirlerdi?
Öyle ise onun mahkumiyeti hakim güçlerin kuvvetinden kaynaklanmıyordu.
Onun mahkumiyeti kendi tabiriyle “kaderin hükmüydü”.
“İnsanlar zulmeder kader ise adalet eder.”
Dolayısıyla Bediüzzaman’ın hayatını ve kişiliğini az-çok bilen biri olarak filmi ele aldığınızda o noktalarda bir eksiklik gözükecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum