1. YAZARLAR

  2. Halil DÜLGAR

  3. Madem Allah Var, Öyleyse Âhiret de Vardır
Halil DÜLGAR

Halil DÜLGAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Madem Allah Var, Öyleyse Âhiret de Vardır

A+A-

“İçtimaü'z-zıddeyn  muhâldir” yani zıtların bir arada bulunması imkânsızdır. Örneğin ışık ile karanlık bir arada bulanamaz, zulüm ile adalet yan yana gelemez, doğru ile yalanın ittifakı söz konusu değildir, nefret ile sevgi sarmaş dolaş dost olamazlar, cömertlikle cimrilik arasında fersah fersah mesafe vardır, iman küfre yabancıdır, şefkatin vadisinde cinayet at koşturamaz…

Bu açıdan baktığımızda sonsuz kudret sahibi olan Allah’a acizlik isnat etmek, rahmeti her şeyi kuşatan Allah’ı gaddar olarak düşünmek, hikmeti nihayetsiz olan Rabbimizin işlerinin abesle iştigalden ibaret olduğunu düşüncesine sapmak imkânsızdır. Eser müessirin, fiil failin, sanat sanatkârın, mektup, katibin varlığını zorunlu kıldığına göre varlığında şüphe olmayan nihayetsiz muhteşem sanat eseri, sonsuz hikmetler yazılı mektup olan şu kainat, Yaratıcısının varlığını kabul etmemizi zorunlu kılar. Madem öyledir; Allah ya rahmet sahibidir, ya da “haşa!” gaddardır, ya adalet sahibidir ya da “haşa!” zalimdir, ya hikmet sahibidir ya da “haşa!” her işi abestir. Kâinatı idare eden, yer ve sema sahifelerinde tecellîleri görülen esmâ-i İlâhiye adedince bu taksimatı yapmak mümkündür ve her defasında kâinat bütün zerreleriyle “haşa, hayır, asla!” diye haykıran en yüksek sada ile karşımıza dikilecektir.

Meselâ bahar mevsiminde ağaçları, cennet hurileri gibi pek şaşaalı bir surette süsleyen, yemyeşil hulleler giydiren, enfes renklerle bezenmiş muhteşem çiçeklerle donatan, tadıyla, kokusuyla, rengiyle, nakışıyla, sanatıyla, faidesiyle ve dahi her şeyiyle gözümüze, dilimize, midemize ve bütün vücudumuza hitap eden pek harika sanat mu’cizeleri olan meyveleri yaratan şüphesiz Allah’ın rahmetidir. İşte o rahmet, bizim ihtiyacımızı bilmeyen, bizi tanımayan, bize acımayan, ilimden, hikmetten, şefkatten mahrum adeta maddeleriyle yontulmamış kaba keresteden ibaret olan ağaçların elleriyle kudret mucizesi meyveleri bizlere ikrâm ediyor; gözsüz bir akrep, ayaksız bir yılan gibi haşarâta mağlup olan biz acizlere elsiz bir böcekten ipeği giydiriyor, zehirli bir sinekten balı yediriyor. Evet, Rahmanü’r Rahîm olan şefkatli Padişahımız bize öyle bir rahmetle muamele eder ki, bir çekirdeğin içine rahmet hazinelerini doldurur, bir çekirdeği bir fabrika yapar ve biz kamyon kamyon meyveleri ondan yükleriz. Çarşıya, pazara çıktığınızda domateslere, karpuzlara, bu had ve hesaba gelmez ihsan-ı İlâhî meyvelere, bu rahmet eserlerine tekrar tekrar bakın, sizin sofranızla beraber bütün yeryüzüne sağanak yağmur halinde yağan bu nimetleri gönderen rahmetin nihayetsizliğini düşünün ve şu ayeti okuyun: “Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina edip süsledik, hiçbir gediği yoktur. Yeryüzünü döşedik. Onda sabit dağlar yarattık. Onda her güzel çiftten bitkiler yeşerttik. Hakka yönelen her bir kul için bunlar, görüp ibret alınacak delillerdir. Gökten de bereketli bir su indirdik ve kullar için rızık olsun diye onunla bağları, daneli ekinleri, salkımları, üst üste binmiş yüksek hurma ağaçlarını bitirdik. O suyla ölü bir beldeye can verdik. İşte kabrinizden çıkışınızda böyle olacaktır.” (Kaf Sûresi, 6-11. Ayetler)

Evet, insanın üzerine böylesine titreyen bir rahmet hiç mümkün müdür ki, atomdan güneşe, sinekten semavata kadar her şeyi emrine verdiği, kâinatın yaradılış vesilesi kıldığı mahlûkatın en mükerremi, en şereflisi diye ilân ettiği insanı ebedî idama mahkûm etsin, dirilmemek üzere öldürsün, onu yokluk, hiçlik karanlıklarına atsın… Hayır, bu asla mümkün değildir, zira sonsuz rahmet sahibi böyle sonsuz merhametsizliğe müsaade etmez, bu olamaz, çünkü içtimaü'z-zıddeyn  muhâldir.

Ebedî hayatın başlangıcı olan haşir yani yeniden diriliş hakikati henüz biz fanî dünyadayken kendisini güneş gibi göstererek, dinsiz fen ve felsefeden gelen şüphe fırtınalarına karşı demir gibi dayanan  bir imanla durmamıza sebebiyet veriyor. Evet, sabah akşam elbisemizi değiştirdiğimiz gibi her sene (beyin hücreleri hariç) cismimiz tamamıyla yenileniyor ve ömrümüzün her senesinde tam bir haşir hakikatine mazhar oluyoruz. Her an vücudumuzda sayısını bilmediğimiz hücrelerin ölümüyle, yeni hücrelerin vazife başına geçmeleriyle ölümü ve yeniden dirilişi bir an içinde yaşıyoruz. Ve yine ömrümüzün her günü ölümün küçük kardeşi uykuyla kısmen ölürken her sabah yeniden uyanıyor ve haşrin dünyevî tecellîsine şahitlik yapıyoruz. Bütün gerçekliğiyle hayatımızın saniyelerinden yıllarına kadar kendisini gösteren haşir hakikatinden nasıl gaflet edilebilir, inkâra nasıl mecal bulunabilir?

Hem gözümüz önünde her bahar mevsiminde cansız ceset gibi ayakta duran ağaçları dirilten, binler çeşit hayvanatı yeniden ihya edip iade eden kudrete meydan okurcasına haşir hakikatini hafife almak, kâr-ı akıl olamaz. Ölmüş, kurumuş şu koca yeryüzüne can veren kudret, bizim bedenlerimize de ruhlarımızı gönderecek, kabirlerimizden çıkışımız aynen bitkilerin dirilişi gibi olacak. Zaten küre-i arzı sapan taşı gibi çeviren o kudret için haşri getirmek, baharı icad etmek kadar kolaydır. Uçsuz bucaksız fezadaki milyarlarca yıldızı bir saniye bile yolunu şaşırtmadan idare eden o Kadir-i Mutlak için bütün insanlığı diriltmek, bir nefsi diriltmek kadar kolaydır. İşte böyle bir kudret sahibi, haşri yapmamakla o kudretini acizlikle lekedar etmez, bütün semavî fermanlarda vaad ettiği haşri yapmayıp, sözünü tutmayıp acziyetini  göstermez. Bu imkansızlık içinde imkansızlıktır, çünkü içtimaü'z-zıddeyn  muhâldir.

Şimdi düşünün: Milyarlarca dolar harcanarak bir bilgisayar fabrikası kurulsun ve o fabrikaya her saat başında bir tır yanaşsın ve ağzına kadar yeni üretilmiş bilgisayarlarla doldurulsun sonra da o tırlar konvoy halinde en yakın denize doğru ilerlesinler ve yüklerini o denize boşaltsınlar, bu hiç olabilir mi? Olamaz… Eğer olursa o fabrikanın sahibi nihayetsiz hikmetsiz, cahil, ahmak olmaz mı?

Ve şimdi kâinat sisteminde yaratılan mu’cizeler mu’cizesi vücudunuza bakın; bu vücut mutfakla tuvalet arasına sıkışmış bir pislik makinesi olabilir mi ki, yesin içsin ve sonunda ölümle arızalanıp, toprağın içine atılsın da çürümeye terk edilsin. İnsan hayvanların sultanı olduğu halde, hayvanlardan hiçbir üstünlüğü olamayacak derecede sadece nefsî arzularını tatmin etsin sonra da dirilmemek üzere yokluk uykusunda unutulsun, hiç mümkün mü? Bunun hikmetle, hakikatle uzaktan yakından bir ilgisi, alâkası var mı? Şayet buna ihtimal verilirse insanı yaratan Hâlik sonsuz cahil, hikmetsiz olmaz mı?

Hâlbuki biz görüyoruz ki Rabbimizin işlerinde isabetsizlik yoktur, icraatlarında körlük müşahede etmek mümkün değildir. Evet, güzel bir çiçeğin ince programını küçücük tohumunda yerleştirdiği gibi, dağ gibi ağacın hayatının özetini, cihazatının fihristesini ve bütün özelliklerini tırnak kadar bir çekirdekte yazan nihayetsiz hikmet kalemi, insan bedeni içinde bütün kâinatın küçültülmüş modelini, bütün rahmet hazinelerinin anahtarlarını, bütün esma-i İlâhiye’nin aynalarını yazar, derceder. İnsan vücudundaki bütün azâ, kemikler ve damarlarda hatta bütün hücrelerinde nihayetsiz faydalar, had ve hesaba gelmez hikmetler gözetilmekte, her organına bir ağacın meyveleri kadar hikmet yüklenmektedir.

O Hakîm-i Mutlak’ın milyarlar eserlerinden birisine bakalım. Meselâ koyun, işte görüyoruz ki, vücudundaki hemen her şey bir faydaya bakıyor ve hatta gübresi dahi tarımda kullanılarak istifade ediliyor. Koyunun gübresinde dahi hikmetler yaratan, israf etmeyen sonsuz hikmet sahibi Rabbimiz, hiç imkân ve ihtimali var mıdır ki kâinat ağacının en güzel meyvesi insanı, ebedî ölümle öldürerek israf etsin, abes yapsın. Asla ve kat’a olamaz, sonsuz hikmet sahibinden hikmet gelir, fayda beklenir; faidesizlik, abesiyet, manasızlık beklenmez, çünkü  içtimaü'z-zıddeyn  muhâldir.

Evet, Rabbimizin hangi ismini incelesek netice de varacağımız nokta şudur: Madem ki Allah var, öyleyse âhiret de vardır. Allah’ın varlığı âhiretin varlığını zaruri kılar. Ve varlığı iki kere ikinin dört etmesi katiyyetinde olan âhirete ölüm yoluyla, kabir kapısıyla gireceğiz.

Öyleyse imanlı gönüller şu Kur’anî müjdeden doyasıya istifade etsin: "Bilin ki, Allah'ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. Onlar îmân eden ve Allah'ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınan takvâ ehlidir. Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır. Allah'ın sözlerinde değişiklik olmaz. En büyük kurtuluş işte budur." (Yûnus Sûresi 62-64.Ayetler)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum