1. HABERLER

  2. GÜNCEL

  3. Kutlu bir emandır bu Nübüvvet makamından
Kutlu bir emandır bu Nübüvvet makamından

Kutlu bir emandır bu Nübüvvet makamından

Tasavvufta pek çok derviş tarafından Muhabbetullah'a varmanın yolu olarak, 'Hz. Peygamber'in (s.a.v) hırkasının altını mesken tutmak' inancı benimsenmiştir.

A+A-
Bu tamamiyle bâtini bir yol tutuştur esasında. O'nun (a.s.m) güzel ahlakı ve 
sünneti üzere yaşama gayreti anlamını taşır.
 
 Ancak, Hz. Peygamber'in (s.a.v) mübarek giysisini asırlar sonrasında bile 
görebilme lütfuna erişmiş bizler için bu zahiri seyir de, ruhani bir şölen, bir 
mana yolculuğudur.
 
 Sadece bir kaç saniyeliğine görebildiğimiz bu mübarek hırka, bizim 
ümmetliğimizin maddi miraslarından belki de en kıymetlilerindendir. 
 Kapıdan girip ziyarete varana dek yol boyu durmaksızın okunan salât-û selamlara 
farkında olmadan dilinizi kaptırıp ilerlerken, beraberinde gönlünüzde eşsiz bir 
yolculuğa çıkar. 
 
 O mübarek hırkaya her baktığınızdaysa, gözlerinizden yaşlarla birlikte 
yetimliğiniz akar... Derin bir özlemin ilmek ilmek dokunuşudur o. Bir zamanlar 
Sevgililer Sevgilisi'ni (s.a.v) sardığını düşünmek sevincimizdir. Ve hasretimizi 
yeniden hatırlatır, eşiği isteksizce geriye atan adımlarımız.
 
 O hırka çok şey söyler bize.
 
Ebu Bekr Sıddık (r.a)'ın merakını, Ashab'ın hayretini, bir müjdenin selametini, 
bir beldenin şaşkınlığını çağlar dokusunda..
 
Ama en çok, Üveys'in (r.a) gurbetliğini, bekleyişindeki yürek yangınını 
fısıldar. 
 
Veysel Karâni
 
 Hırka-ı Şerif'in yolculuğunu konuşurken elbetteki Karan'lı Üveys'i konuşmadan 
olmaz. Bu mübarek zât, Hz.Peygamber'in (s.a.v) sağlığında dünyada olmasına 
rağmen, ziyaretine hiçbir zaman gidememiştir. Sebebi ise, yaşlı annesinin bakıma 
muhtaç olması ve O'nu emanet edecek hiç kimsenin bulunmamasıdır. O özlem ile 
için için tutuşurken, Resûl-i Ekrem Ashab'ına (r.a) Üveys'ten habersiz şu 
müjdeyi verir:
 "Ümmetimden bir kimse vardır ki, Kıyamet günü Rabia ve Mudar kabilelerinin 
koyunlarının kılları adedince insana şefaat edecektir.' (ki bu iki kabile 
sürülerinin çokluğu ile tanınırlar) 
 Ashab-ı kiram sorar: 
- Ya Resullallah kimdir bu nasipli? 
- Allahın kullarından biri. 
- Peki adı nedir? 
- Üveys! 
- Ya memleketi? 
- Karen! 
- O sizi gördü mü? 
 Efendimiz gülümser, 'Baş gözü ile hayır!' derler. Sahabeden 'Hayret!' diyenler 
olur, 'Size böylesine aşık olan biri nasıl oluyor da koşmuyor huzurunuza?' 
Efendimiz izah eder: - Onun gelmemesi de bana olan bağlılığındandır. İhtiyar bir 
annesi vardır. İman etmiştir. Ancak gözleri görmez, hareket edemez. Üveys 
gündüzleri deve çobanlığı yapar, kazandığını annesine harcar'. 
 Hazret-i Ebubekir sorar: 
 
- Ya Resulallah biz onu görür müyüz? 
 
 Efendimiz mübarek kafalarını 'ne yazık ki hayır' manasında sallar, 'Sen 
göremezsin' buyururlar, ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali'ye dönüp müjdeyi 
verirler: 'Onu, siz göreceksiniz!' Ardından da detaylı olarak özelliklerini 
tarif eder. Bu özelliklerden biri de, avucunun içinde yer alan gümüş 
parlaklığındaki beyazlıktır. 
 
 Resûlullah vefatına yakın bir zamanda hırkasını çıkartarak vasiyet eder: 
 
 "'Bunu Üveys-i Karni'ye verin!' 
 
 O hırka tam da işaret edildiği üzere, Hz. Ömer (r.a) ve. Hz. Ali (r.a) 
tarafından Veysel Karâni'ye ulaştırılır. Bunu görünce hayret ve şaşkınlık içinde 
kalır. Hem böyle bir lütfa mazhar olmak, hem de bu emaneti Resûlullah'ın yakın 
dostlarından almak büyük bir sevince neden olsa da, buna layık olmadığını 
düşünür. Ancak gelen müjdeleri sırtlayan Hz. Ömer ve Hz. Ali'nin anlattıkları 
ile iknâ olur. 
 Bu mübarek emanet, tam 58 kuşaktır Veysel Karâni Hz.'nin torunlarınca korunur.
 
Osmanlı dönemi ve İstanbul'a geliş
 
Veysel Karâni Hz.'leri annesinin vefatından sonra Karan'dan ayrılır.
 Irak ve Güneydoğu Anadolu'da bir süre bulunduktan sonra, Kuşadası'na 
göçetmişlerdir. Mübarek emanetleri nedeniyle aileye büyük saygı gösterilmiştir 
ve kendilerine "hırka-i şerif şeyhleri" adı verilmiştir. 
 
 1600'lü yılların başlarında Sultan I. Ahmed’in davetiye İstanbul'a yerleşirler. 
Dönemin emanetçisi olan Şükrullah el-Üveysî Fatih'te bir ev kiralar ve kutsal 
emaneti ziyarete açar. 
 
 Ancak ziyaretlerin artması ile birlikte ev yeterli gelmez. I. Abdülhamid'te 
bunun üzerine, şu an Hırka-i Şerif Camii avlusunda kalan mekana bir oda inşa 
ettirmiştir ve Hırka-i Şerif, bu odada 1780’den itibaren sergilenmeye 
başlanmıştır. 
 
 Ziyaretlerin artması ve yine mekan yetersizliği nedeniyle, 1811 yılında, Sultan 
Mahmudû Adli tarafından oda yeniden düzenlenmiştir. 
 
 Daha sonra burası da yeterli gelmez ve 1847 yılındaSultan Abdülmecid, Hırka-i 
Şerif Camii’ni yaptırır. 
 
 Günümüzde halen Hırka-i Şerif Camii'nde sergilenmektedir ve 1500 yıllık bu 
kutsal giysinin emanetçiliği, Karani soyundan gelen kişilere aittir.
 Ramazan ayında ziyarete açılan kutsal emanet, Kadir Gecesi'ne kadar ziyaretçi 
kabul etmektedir.
 
 Muazzam bir manevi atmosferi olan bu kutsal emaneti bir ziyareti esnasında 
yaşadığı duyguları şöyle anlatır H.Ziya Uşaklıgil:
 "Uzaktan yakından gelmiş vezir vüzera, avamdan insanların, minareden duyulan 
ezan, huzurda okunan Kur'an-ı Kerim tilâvetleri, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in 
hırkasını uzaktan gören, bir imkânını bulup yüzünü hırkaya sürebilen gözü yaşlı, 
gönlü huzur ve huşu dolan insanların manevî heyecanını gördüm. Kendimde, fena 
duygulardan arındığımı, ruhanî bir zevkle dolduğumu hissettim."
 
Hırka-ı saadet ve baklava alayı
 
Hz. Peygamber'in an yaygın bilinen giysi emaneti Hırka-ı Şerif'tir. Ancak bunun 
yanında bir kutsal emanet de Topkapı Sarayı'nda yer alan ve yine Resûl-i Ekrem'e 
ait olan Hırka-ı Saadet'tir.
 
 Islamiyeti seçen kardeşine öfkelenen Ka'b bin Züheyr bir şairdir ve bu biat 
üzerine hicv edici şiirler yazmaya başlar. Ancak daha sonra büyük pişmanlık 
duyar ve Medine'de Hz. Peygamber'in huzuruna varır. O'na methiye türünde bir 
şiirini okur Efendimiz'i çok memnun eder. Bunun üzerine üzerindeki hırkasını 
çıkartır ve Ka'b bin Züheyr'e hediye eder. 
 
 Ölümünden sonra Muaviye tarafından satın alınır. Sırasıyla Emevilere ve 
Abbâsilere geçen hırka bir süre Mısır'da korunur. Abbâsi halifeleri tarafından 
bazı törenlerde giyildiği de rivayet edilir.
 
 Yavuz Sultan Selim'in Mısır dönüşü sonrası, diğer pek çok kutsal emanetle 
birlikte Topkapı Sarayı'na getirilir.
 
 Yıllar boyunca bulunduğu oda içinde kırk hafız tarafından 24 saat boyunca 
K.Kerim tilaveti okunmuştur.
 
 Yine Sultan Yavuz Selim zamanında törenselleştirilmi olan ziyaretler vardır. Ve 
bu törenlerin sonunda baklava ikramı yapılmaktadır. Bu geleneği Ilber Oltaylı 
şöyle anlatmaktadır:
 
“Topkapı’da ramazan hayatının güzel bir misali olan Baklava Alayı, Padişahın 
askerlerine bir ramazan ikramıydı”. Ramazan’ın on beşinci günü gayet muhteşem 
bir surette yapılan Hırka-i Saadet alayından sonra, Yeniçeri Ocağı neferlerine 
baklava dağıtılırdı. Tabi bu dağıtım işlemi, büyük bir teşrifatla yapılırdı. Bu 
uygulamanın, tam olarak ne zaman başladığı tam olarak bilinmese de, Yeniçeri 
Ocağı’nın ortadan kaldırılmasına kadar, bir gelenek olarak devam etmişti. 
Osmanlı Ramazanına has bir tören olan Baklavaya Alayı, şu teşrifat üzere icra 
edilirdi. 
 
 Matbah-ı Amire’de, Yeniçeri, sipahi, topçu ve cebeci gibi kapıkulu askerinin 
her on neferine bir tepsi hesabıyla hazırlanan baklava sinileri, futalarına 
(örtülere) sarılmış olarak Matbah-ı Amire önüne dizilirdi. Bu sinilerin ilkini 
Silahdar ağa ve maiyeti, bir numaralı yeniçeri olan padişah adına teslim 
aldıktan sonra, diğer ortalardan gelen ikişer nefer birer siniyi herhangi bir 
kargaşaya mahal bırakmadan yüklenirdi. Her bölüğün usta, saka, mütevelli, 
odabaşı gibi amirleri önde, baklava sinileriyle yürüyenler arkada, açılan 
kapıdan dışarı çıkarlar, baklava alayı gulgule ve nümayiş ile Divanyolu’nda 
kendilerini seyretmek için karşılıklı sıralanmış halkın arasından alkış ile 
kışlalara yürürlerdi. Sini ve futalar ise, ertesi gün Matbah-ı Amire’ye iade 
edilirdi”. 
 
Her iki kutsal emanetin asırlar sürmesine rağmen devamlılığını sağlayan şey, 
muhakkak ki Peygamber sevgisi ve hürmeti. Özellikle Osmanlı döneminde 
törenselleştirilmeye gidilen bu ziyaretler, Osmanlı gibi köklü bir medeniyetin 
birinci ve en temel basamağının, sarsılmaz bir Allah inancı olduğunu gösteriyor.
 Bize bu emanetleri taşıyan ve gözlerimizi şereflendiren ecdadımıza ve Üveysî 
ailesinin her bir ferdine bin rahmet olsun. Allah şefaatlerine nail eylesin. 
 
Yeni Şafak 
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.