Fatma BARBAROSOĞLU

Fatma BARBAROSOĞLU

Küresel kriz altında sadakayı yeniden düşünmek

Sadaka kelimesini son günler için turnusol kağıdı olarak kullanabiliriz. Fakirlere yardımı diline dolayan medya, yardımın değerini düşürmek için sadaka diyor. Halbuki İslam medeniyetinin mayası sadaka üzerinden kabarır. İnananlar için sadaka, küçümsenip aşağılanacak bir kavram değil, tam tersine bu dünyayı öte dünyaya bağlayan ahiret bilincine "öteki" üzerinden yaklaşılmasıdır.

Ontolojik duruşunu İslami olan her şeye koydukları pejoratif mesafe üzerinden belirleyenler için sadaka kötü bir şey. Sadaka neden kötüdür onların nezdinde? Çünkü bir yardımın sadaka olabilmesi için öncelikle Allah rızasını kazanmak için verilmesi gerekiyor. Allah rızasını kazanmak için "sahip olan" sahip olmayana kendi sahip olduğundan pay verir. Çünkü kendisinin o an sahip olduğu malın kendisinde emanet olduğunu bilir. Emanete hıyanet etmemek için kendisinde birikmiş olanı, ihtiyacı olana ulaştırmaya çalışır.

Sadece İslamiyet'te değil bütün dinlerde fakirler dinin koruması altındadır. Dini ahlak ancak fakirleri görüp gözetenlerin öte dünyayı kazanacağını söyler müminlere.

Fakirliğin tanımı modernite ile değişmeye başlamış ve olumsuz bir muhtevanın zerk edilmesine muhatap olmuştur. Sanayileşme ile beraber iş verenler, çalışacak iş gücü bulmakta zorlandıkça, fakirliğin tanımını değiştirici tedbirler alma yoluna gitmişlerdir. Tevekkül sahibi, kısmetine razı fakirleri ancak "suçlu" durumuna düşürerek iş gücü bulabileceklerini keşfetmişlerdir çünkü. Sanayi sektörü gereksinim duyduğu yoğun iş gücüne fakirliği olumsuz bir konuma itmesi sonucu ulaşabilmiştir.

Geçim ekonomisinde fakirler öte dünyayı kazanmaya vesile emanetlerdi. Üretim ekonomisinde fakirler yeterince çalışmadıkları için "başarısız" görülen alt sınıflardı. Tüketim ekonomisinde tüketecek kabiliyeti olmayan sınıf dışılar.

Dünya şimdi yeni yol ayrımında…

Küresel kriz ile birlikte dünyanın dört bir tarafında her hafta binlerce kişinin hayata gözlerini yarın duygusunu yitirmiş bir şekilde açtığını biliyoruz. İşsizliğin yeni boyutu ile mücadele edebilmek için aşırı bireyleşmiş Batı toplumu, insanın kendini "öteki"nden mesul hissedeceği yeni toplumsal projeler oluşturmak için yoğun beyin fırtınaları düzenliyor.

Biz de ne oluyor? Sap ile saman birbirine karışarak "sadaka" üzerinden muhalefet oluşturulmaya çalışılıyor. Oysa sadaka bizim medeniyetimizin yapı taşıdır ve sadece para pul ve maddi yardım ile sınırlı değildir. Hz Peygamber sadakayı nasıl tarif ediyor: "İki kişi arasında adalet yapman bir sadakadır. Kişiye hayvanını yüklerken yardım etmen bir sadakadır. Güzel söz sadakadır, namaza gitmek üzere attığın her adım sadakadır. Yoldan rahatsız edici bir şeyi kaldırıp atman sadakadır."

Başka bir hadis-i şerif de şöyle buyuruyor Efendimiz: "Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolunu gösterivermen, sadakadır; gözü sakat bir kişi için görüvermen (yardımcı olman); yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri)kaldırıp atman, sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır."

II-

SP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mehmet Bekaroğlu'nun “kentsel dönüşüm projesi” ile ilgili yaptığı eleştiriler çok önemli. Fakat medyada bu konuda dile getirdiği eleştirilerden ziyade cipe binen başörtülü kadın eleştirisi daha çok ilgi gördü. Bu ilginin doğru bir yoldan seyretmesi için konuyu sadaka üzeriden irdelemek istiyorum.

Öncelikle şu tespiti yapalım. Şehir trafiğinde kullanılan ciplerin adaletsiz konumundan sadece başörtülü kadınlar mesul değil. Sadece Müslümanlar da mesul değil. Cip kullanan herkes mesuldür. Çünkü cip, daha çok yer tutmakta ve daha çok yakıt kullanmakta, sürücüsünün kendisini daha yukarda konumlandırarak trafik kurallarını ihlal etme bencilliğini azdırmakta.

Bekaroğlu'nun vermiş olduğu örnekte esas dikkatimizi çeken nokta şu olmalı: Kimliğini başörtüsü üzerinden şeffaflaştıran kadının başörtüsü ile "dindar" kimlik çizerken, davranışları ile dindar kimliğe uygun davranmıyor oluşuna odaklanmamız gerekiyor. Dindar insanın en önemli özelliği sabır, tevekkül ve tevazudur. Her gün vermekten mesul olduğumuz sadaka bu hasletlerin oluşması için uygun ortamı sağlar. Cipin direksiyonunda konforlu bir yolculuk yaparken otobüs bekleyen yolculara çamur sıçratan başörtülü kadın sadaka kurumunu ihlal ediyor.

Ama bazı erkek yazarların düştüğü hataya Bekaroğlu'nun düşmemesini temenni ediyoruz. Nazife Şişman'ın kavramını ödünç alarak söyleyecek olursam, "hakikatin cinsiyeti yoktur".

Bu sebeple, cip erkeklere mubah da başörtülü kadınlar için mekruhtur anlayışına evriliverecek eleştirilerden sakınmak gerekiyor.

Ameller niyetlere göredir. Bu hükme elbette cip kullanan kadınlar ve erkekler de dahil. Hava atmak için binenler ile sadece kendi hayat şartları için daha elverişli olduğu için cipi tercih edenleri birbirinden ayıracak "niyet ölçer"e sahip olmadığımıza göre, şehir içinde cip kullanımını eleştirecek ve fakat cip kullanan kişilerle -kadın ya da erkek- karşılaştığımızda yargılayıcı davranmayacağız.

Bu türden yargılar bizi esastan uzaklaştırır. Bizim esas meselemiz yaşadığı her anda ve her ortamda sadakasını vermeye hazır bireyler olabilmemiz.

Velhasıl sadakanın manasını günümüz şartları için güncellememiz gerekiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.