1. YAZARLAR

  2. Mehmet C. GÖKÇE

  3. Kur’an’ın diliyle Hz. Lokman’ın örnek nasihatçılığı
Mehmet C. GÖKÇE

Mehmet C. GÖKÇE

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur’an’ın diliyle Hz. Lokman’ın örnek nasihatçılığı

A+A-

Doğru telaffuzuyla “Lukman”; veya dilimize uyarlanmış, yaygınlaşmış ve yerleşmiş şekliyle “Lokman”, Kur’an-ı Kerim’de ismi geçen büyük zatlardan olup öğütleri, ahlakî ve hikmetli sözleriyle tanınmıştır. Manevi tedavi edici özelliği ve hikmet sahibi oluşundandır ki kendisine “Lokman Hekim” denilmiştir. Hz. Davud (a.s) zamanında yaşadığı nakledilen Hz. Lokman’ın, peygamber ya da veli oluşu ile ilgili farklı görüşler olsa da büyük bir şahsiyet olduğu kesindir.

Yüce Allah, kendisine büyük değer vermiş olacak ki, Kur’an-ı Kerim’de onun ismiyle ile bir sûre yer aldığı gibi; öğütleri, evrensel ifadelerle ölümsüzleştirilmiş ve insanlığa örnek olarak sunulmuştur.

Kur’an-ı Kerim’in 31. sûresi olan Lokman sûresinin 12. ayetinde Hz. Lokman’a verilen hikmetten söz edilir ve şöyle buyrulur:

“And olsun ki, Lokman'a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir, övülmeğe layık olandır.”

Teşekkür edip kadirşinas olmak, insanlar arası ilişkilerde bile çok aranan anlamlı bir özelliktir. Nitekim insanlara şükretmeyenin, Allah’a da şükretmeyeceği bildirildiği gibi; nankörlüğün her türlü olumlu ilişkiyi baltaladığı bilinen bir husustur.

Hz. Lokman’ın çocuğuna verdiği nasihatlerin başında sağlam bir inanca sahip olması gerektiği talebi yer alır. Bütün nasihat ifadelerinin başında yer alan hitap ifadesi ise ayrıca kayda değer bir özelliğe sahiptir.

Öğüt verilen ve bazı noktalarda bilgilendirilmeye çalışılan muhataplara şefkat ve nezaketle yaklaşılması gerektiği Kur’anî bir ilke olarak dikkatimizi çekmektedir. İşte şefkat ve nezaket yüklü “yavrucuğum!” seslenişiyle başlayan ve kalbin bütün kapılarını açan bu öğüdünde Hz. Lokman oğlunun sağlam bir inanca sahip olması adına ona imanın hakikatini telkin etmekte ve şu şekilde ikaz emektedir:

“Yavrucuğum! Allah'a ortak koşma, doğrusu ortak koşmak büyük zulümdür" [Lokman (31),13]

Bütün kâinatın yaratıcısı olan Allah’a ortak koşmak yaratıkların tamamının hukukuna tecavüz etme anlamına geldiğinden; bundan daha büyük bir zulüm düşünülebilir mi? Ayrıca, Allah’a ortak koşma cinayeti, telafisi imkânsız hataların başında yer alır.

Öğütlere giriş yapıldığı bu noktada, yüce Allah; öğütlerini dinlememiz gereken kimselerin başında anne ve babalarımızın geldiğine gerekçeli ve hikmetli olarak işaret etmekte ve ‘meşru’ emirlerini dinlememiz gerektiğini vurgulamaktadır. Nitekim bu noktadaki ayetlerin meali şu şekildedir:

“Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu nice sıkıntılara katlanarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş Bana'dır. Ey insanoğlu! Ana baba, seni, körü körüne Bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme; dünya işlerinde onlarla güzel geçin; Bana yönelen kimsenin yoluna uy; sonunda dönüşünüz Bana'dır. O zaman, yaptıklarınızı size bildiririm.” [Lokman(31),14–15] Meşru olmayan isteklere şirkin örnek gösterilmesi de çok anlamlıdır.

Anarşinin, kargaşanın başıboşluğun ve topluma zarar veren bu problem ve sıkıntıların inançsızlıktan kaynaklığı gerçeği doğrultusunda Allah’a iman noktasına önemli vurgunun yapıldığı bu aşamada Allah’ın bazı sıfatları dikkatlere sunulmakta ve sorumluluk duygusu yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Allah’ın kudret, azamet ve bilgisinin nazara verilmesi, kişiyi daha duyarlı hale getirmekte ve nasihatin daha etkili olmasını sağlamaktadır; Nitekim Lokman’ın nasihatleri şöyle devam etmektedir:

"Yavrucuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa ve bu bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde de bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latif'tir, haberdardır". [Lokman(31),16]

Dolayısıyla, O’nun bilgisi sonsuz bir kapsama alanına sahiptir. Bizi yoktan var eden ve adeta bütün kâinatı emrimize amade kılan Yüce Yaratıcı’ya karşı kulluk görevlerimizi yerine getirip yasak bölge olarak ilan edilen mahallin sınırlarını çiğnememek ve böylece bireysel ve toplumsal huzuru sağlamak önemli ödevlerdir.

Hz. Lokman’ın nasihatlerini dinlemeye devam edelim:

“Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.” [Lokman (31),17]

Kulluk görevlerini yapmak, iyiliği emredip kötülüğü önlemek ve bütün bu noktalarda sabretmek gerçekten yerine getirilmeye değer hususlardır. Sabır; ibadete devam etmek için sabır; kötülükten uzak durabilme iradesini göstermek için sabır ve sıkıntılara göğüs gerebilmek için sabır...

Allah’a ortak koşmaması gerektiğini, oğluna –mükemmel bir üslupla- öğütleyen; Yüce Allah’ın gücüne ve kuvvetine dikkat çektikten sonra da yine oğluna aynı nezaket içerisinde kulluk görevlerini hatırlatan Hz. Lokman, insanlar arası ilişkileri dinamitleyen ve aralarında derin uçurumlar oluşturan bir takım önemli noktalara işaret etmektedir:
"İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez." [Lokman (31),18]

İnsanların farklı coğrafya, renk, dil ve yapıda yaratıldıkları bilinen bir husustur. İlahî tercihle gerçekleşen bu realite karşısında ne kimsenin övünmesi; ne de dövünmesi gerekir. insanın, kendi tercihi ile gerçekleşmemiş bir olgudan dolayı ‘üzülmesi’ yersiz olduğu gibi; ‘büyüklük taslaması’ da yanlıştır. İnsanları küçümseyip hakir görmek ya da onların üzerinde üstünlük taslamak –en basit ve hafif tabiriyle– kabalık ve cehalettir. Kendi kendilerini öven ve öve öve bitiremeyen insanlar, ne Allah katında, ne de kullar nezdinde hiçbir değerleri yoktur. İnsanlarca kendilerine gösterilen iltifat ve ilgiler ise tamamen sahte ve yapmacıktır.

Yapmacık ve sun’î davranışlar doğalı aşma ve fıtratı çiğneme anlamına gelir. Bu yüzden Hz. Lokman sevgili yavrucuğuna öğütlerde bulunurken özellikle doğal olmasını istemiş ve yapmacık davranışlardan uzak durmasını tembihlemiştir:
“Yürürken ölçülü ve doğal ol! Konuşurken sesini ayarla, bağırarak konuşma! Unutma ki seslerin en çirkini, avazı çıktığınca bağıran eşeklerin sesidir. [Lokman (31),19]

Yürümede ve konuşmada ölçülü olmanın hem bireysel hem de toplumsal anlamda çok büyük önemi ve yansıması vardır. Yavaş yürünmesi gereken yerde, ‘yavaş’; hızlı yürünmesi gereken yerde ‘hızlı’ yürümek, tavsiye edildiği gibi, yapmacık ve kibir yüklü yürüyüş tarzları da şiddetle kınanmıştır. Sahip olduğu mal, ya da işgal ettiği mevkiden dolayı kendisini ‘farklı’ görüp bu durumu yürüyüş ve hareketlerine yansıtmak çirkin bir durumdur.

Hem aile ortamında, hem de toplumun her hangi bir noktasında başvurulması gereken farklı ses tonlarının bulunduğu muhakkaktır. Her makam, mevki ve duruma uygun değişik münasip tercihlerin sergilenmesi, yapılması lüzumlu olan hususlardır.
Dinlemeyi bilmek icap ettiği gibi; meramı ifade edebilmek de önemli bir husustur. Sesin, cümlenin, kelimenin, tonun ve mimiklerin fıtrî ayarlanması da bu arada düşünülmesi gereken önemli başlıklardır.
Her yaratığa, özellikle en değerli varlık olan insana, saygı gösterilmesi ve Yaradan’ından dolayı önemsenmesi şarttır.

Kâinatta abes, gereksiz ve lüzumsuz hiçbir şey olmadığına göre bunların arkasındaki zenginlik ve hikmeti yakalamaya çalışmak çok önemli ve saygın bir erdemliktir.
Öte yandan kâinatta yer alan bütün varlıkların, insanın hizmet ve yararına sunulması, üzerinde ayrıca durulması gereken önemli bir gündem maddesidir. Nitekim Hz. Lokman’ın oğluna nasihatlerini konu edinen ayetlerden hemen sonra bu duruma işaret edilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:
“Görmüyor musunuz ki Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize vermiş. Görünen görünmeyen bunca nimete sizi gark etmiş? Yine de, öyle insanlar var ki hiçbir bilgiye, yol gösterici bir rehbere veya aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında tartışıp durur.” [Lokman (31), 20].

Şu halde, Yüce Allah’ın zat, sıfat ve özellikleriyle iyi tanınması; tasarruf ve gücü hakkında bilgi sahibi olunması; insanlar üzerindeki ihsanlarının iyi bilinmesi ve insana verilen değerin en doğru bir biçimde takdir edilmesi zorunludur.
Bir birimizi daha iyi tanımamız ve birbirimize karşı daha fazla saygılı olmamız dileğiyle...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum