1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. Kur’an Medeniyeti Sempozyumu kapanış oturumu
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur’an Medeniyeti Sempozyumu kapanış oturumu

A+A-
MARDİN
 
Kapanış oturumu, Pazar günü yapıldı. 
Prof. Mustafa Ekinci: “Kur’an ve ondan kaynaklanan unsurlar hayatın her safhasında tezahürlerini  gösteriyorlar. Birçok farklı medeniyetler doğdu, İslam ve Kur’an farklı milletlerin mizacında farklı medeniyetler meydana getirdi. Selam kelimesi kullanıldığında, kullanan kendisini her türlü tehlikeden emin bir ortamda olduğunu söylemiş olur. Kelimeyi duyan da aynı güven ortamını hissetmektedir. Her iki taraf bu kelimenin muhtevası ışığında birbirlerine yardım edebilirler demektir. Selamın mahiyetine uygun davranmayan bir toplum kelimenin mahiyetinden habersizdir, öylesine kullanmış olur. Kelime zaman içinde muhtevasını uygulamada  kaybetmiştir. O bir tayyib  kelimedir, savaşta bile savaşa son verecek bir karşılıklı emniyet temin edecek güçtedir. Küresel çapta medeniyeti taşıyan bir kelimedir.
 
“Kuran her yaşta farklı manalar ve psikolojiler telkin eder. 15 yaşında bir genç dünyanın mahiyetini anlamak isterse kendisine hitap eden ayetleri bulabilir. Orada dünya hayatının geçici ahiret hayatının devamlılığı anlatılarak gençteki hevesler törpülenir. Genç  eğer kötülüklerle arasında bir mesafeyi düşünürse ona da cevap veren ayetler bulacaktır. Kur’an her yaşa her zamana manevi ikazlar verecek ve uyaracak bir metindir. Amme suresinin sonunda “keşke toprak olsaydım“ itirafı insanın iman ve teklif konusundaki ciddiyetsizliğinin bir itirafıdır. İnsan dünyada ne yaparsa ahirette o kötülükler karşısına çıkar, orada sürekli huzursuzluk verici bir mahiyet kazanır. Eğer kötülüklere karşı tavrı burada net olursa ahirette de bunun tesirlerini görür. Kötülüklerle mesafesini iyi ayarlayan medeni bir insandır.
Kırk yaşını aşan bir insan ayetleri farklı anlamaya başlar çünkü artık hayat güneşi batmaya meyletmiştir, cazibe yerini gri bir havaya terketmiştir. Dünyanın günahkar ve gafilane telkinleri insanı bozar, eğer bunlardan kaçarsa ırmaklar kenarında ahirette mutlu bir hayat yaşar. Kötülükler karşısında tavrını değiştirmezse o onun sıdkına delalet eder. Ahirette sadık ünvanını kazanır. Allah’ın lütfuna mazhar olmaktır sıdk. 
Kur’an’ın anlayışına göre kişinin ahireti dünyası şekillenir, bu onun medeni olmasını sağlar. Büyük eserler ve Kur’an her yaşta farklı iklimler estirir insanın dünyasında.
 
Prof. Dr. Bilal Sambur: 
“Kur’an’ın getirdiği medeniyet batı medeniyetinden farklıdır. Hürriyet istemek için ortaya çıkan ihtilal yine hürriyetleri gasbeder. Hürriyet isteyen ihtilalin en önemli kişisi giyotine gider ve idam edilirken “uğruna koştuğu mücadelenin kendini heba ettiğini itiraf eder. “Ey hürriyet senin adına ne cinayetler işleniyor” der. Benim gördüğüm Namık Kemal de aynı şeyi söyler, çünkü o da hürriyet istemiş rahatını kaybetmiş ömrü hapisler ve sürgünlerde geçmiştir. İhtilalin önemli adamı gibi onla benzer bir söz söylemiştir. “Ne efsunkar imişsin ey didar-ı hürriyet/ Esir-i aşkın olduk gerçi kurtulduk esaretten” der. Tanpınar da “bu hürriyet nasıl bir şeyse elde edildiği günün ertesinde yine hürriyet aramaya çıkar insanlar” der. Modern dönemde birçok cinayet hürriyet yüzünden işlenmiştir. Hürriyet için koşanlar hürriyeti tevzi etmeye başladıklarında zulm ederler. Cumhuriyeti ilan eden ve kendilerinden önce zulüm olduğunu söyleyenler kendileri onlardan daha çok zulmetmişlerdir.Hürriyet ve medeniyet gibi kavramları savunurken Fransız ihtilalcilerinin durumuna düşmememiz gerekir. Bu yüzden göreceli değil sahici bir temele oturtmak gerekir hürriyeti. Medeniyet gelmiş geçmiş yapısını ve tesirini kaybetmiş bir mahiyet değildir, canlı bir organizmadır. Tarih arkeolojisinde değil günün canlı organizmasındadır. 
Bilal Bey’in bu yaklaşımları Bediüzzaman’ın medeniyet anlayışının izahlarıdır. Bediüzzaman medeniyeti hiçbir zaman medeniyet tarihçilerinin büyük talakatla izah ettikleri şekilde anlamaz. Medeniyet insanın bedenini, ruhunu, hayatını, ilişkilerini canlı tutmak ve başkalarını ve kendini rencide etmemektir, canlıdır. Evren gibi o da canlıdır.
 
Medeniyetçiler dini medeniyetten ayırmıştır aslında böyle bir ayrılık yoktur, din ve medeniyet ikiz kardeştir. Sosyalistler sosyalist uygarlığı diye bir kavram sokuşturmuşlardır düşünce dünyasına. Bu yanlış bir yaklaşımdır. Medeniyet seküler bir kavram değildir, seküler yanı olsa da asıl yanı manadır, dindir. Samimi  toplumsal ve ferdi davranışlar kümesidir. İslamın altın çağında din canlı bir organize edici metin  ve eylem olarak  algılanmış ve uygulanmıştır. İslamı medeniyet olarak suçlayanlar onu bir barbarlık olarak yorumlamıştır. Savaşların zorunluğunu barbarlık ile yorumlamak insanı anlamamaktır. Savaş gerçi hoş olmayan birşeydir ama zorunlu olduğu anlarda kaçınılmazdır. Bediüzzaman medeniyeti güncelleyen bir insandır. Medeniyeti nedenler aramak değil çareler üretmek şeklinde anlamalıdır. İslam medeniyeti aslında bir insanlık medeniyetidir, çünkü insan eğer ideal olarak işlenmezse onun bir medeniyeti olmaz. İslam medeniyeti vahyin evrene ve insanlığa yansımasıdır.
 
Medeniyet  Allah kainat ve insanı  birbirleriyle ilişkilendirmektir. ilişkilerin kıratı medeniyetin derecesini ortaya koyar. Medeniyet her türlü insani ilişkinin kıvamı ve kemalidir. Medeniyetin insan değerleri barış hukuk ve özgürlüktür. Devlet medeni olamaz medeni olan insandır. Devlet hukuk devleti olabilir, devlet hukuka dayanırsa medeni olur. Kurum olarak medeni görüntüsü veren ama uygulaması zulümolan bir medeniyet olmaz barbarlık olur. Medeniyet edebiyatı medeniye inşa etmez. Allah ile olan ilişkilerde sahih tavır Kur’an’ın tavrıdır. Dinamik ve yaratıcı ilahi ilişkiler gerekir medeniyet için. Kendi bencil duygularını, iktidar hırsını öne sürmek medeniyeti tesir etmez değerleri araçsallaştırır, bugün muhafazakarların handikapı budur. Medeniyet insan ve Allah arasındaki sabırlı ilişkiden doğar. Devamlılık sabırdan doğar ve medeniyetin kuvvetini tesis eder. Allah, insan ve kainat merkezdedir, birbiri ile ilişkilidir, onları merkezden muhite yaymak medeniyeti bölünmüş hale getirir. 
 
Medeniyeti kuran şeyleri sıradanlaştırmamak gerekir. Yeryüzünün halifesi olan insanı nesneleştirmek bir medeniyet değildir batının medeniyet anlayışıdır. Cümlenin öznesi nesne durumuna inmemelidir, sakat özne fiili sakat hale getirir. Medeniyet Alllah’tan başkasını rab olarak almamaktır.
 
İslam medeniyeti tevhid üzerine kurulmuştur, davranışlarda tevhid, alemin yorumunda tevhid, sanatta armoni, bütün şeyler tevhidin bütünleştirici mayası ile elde edilir. Sadece Allah’a ibadet kişiye her şeyi tevhid eden birleştiren bir kutsi maya verir. Hıristiyanlık, Yahudilik ve  bazı beşeri dinler Allah’ın ilahlığını paylaştırmaktır,  paylaşılan ilah ile birleştiren hayat ve varlık olamaz. Batının şek içinde olması bu yüzdendir. Müteaddid ilah tevhide  zıt olduğu gibi birleştirmeyi her şekilde bozar, yönetir. Kur’an statik bir kitap değil canlı ve dinamik ve güncel bir kitapır. Halbuki Kur’an bugün hayatın canlı yapısında yer almamaktır.
 
Eğer Kur’an medeniyet kaynağı ise o medeniyet ağacının dallarını yeşertecek bazı soruları düşünmeliyiz. Kur’an‘ın hayat  kavramı nedir? Kur’an’ın bu dünya hayatına nasıl bir amaç  belirler? Dünya hayatı için hangi değerleri önümüze koyar? İnsanlar kendilerini nasıl yetiştirecektir? Bu insanın kendini yetiştirmesi medeniyeti inşa etmeden bir temel meseledir. Bediüzzaman bu yetişmeyi esas olarak alır.
 
Caner Kutlu, medeniyetin değiştirici yönüne dikkati çekti. Bediüzzaman’ın ünlü sigarayı terketme konusundaki örneğini verir. Bir sigarayı terkettirmek ve ona bağlı olarak birçok  terklerden sonra medeniyeti kurmak. Kur’an insana eşyanın mahiyetini anlatır ve onlarla medeni ilişkiler kurmasını sağlar. Talim ve tekemmül, iman ve teslimiyet, tahayyül ve tasavvur medeniyetin şubeleridir. Medeni terbiye bunları iyi icraya götürür.
 
İki kere iki dört eder kaziyesi düşüncenin üretkenliğine bir darbedir iki ikidir ama karşısındaki beş te olur yüzde. Üretmeyen sıradan bir dünya telakkisidir, iki kere iki dört.iki kere ikinin dört ettiğini çocuklar ezberler, büyük düşünürlerin iki kere iki dört ederi yoktur.Sonsuz mana derinliğidir eşitten sonrası Bediüzzaman eşitten sonrası sonsuz anlamlara açar ve insanı medeni düşündüren bir yapıya hazırlar. Bediüzzaman medeni olmanın esasını ahiretle birlikte düşünür. Sınırlı bir ömür düşünmek dar dünyanın dar heveslerine mağlup olmak insana yakışmaz iki olarak kalmaktır. Medeniyet insaniyeti kübradır. Gözden akıla, vicdandan kalbe, sanattan esere bir seyirdir medeni periyod. Cahil bir adam Peygamberimizin (asm) bir sohbetini dinler bütün ilişkileri medenileşir ve medeni milletleri idare eder. Avrupa medeniyetin üstadı Endülüs’tür. Endülüs onları eğitmek için oraya gitmiştir. Her medeniyetin  bir varlık ve insan ontolojisi vardır. Medeniyet ilimleri tanrısal pencerelerden yorumdur. “Astronomi bilmeyen hakikatte  gelir kalır” denmiştir. Mimari ve şehirler cami, ezan ve namaz, kulluk üzerine oluşmuştur, medeniyetin muharriki ezan, cami ve namazdır. İnsanı tevhid eden eylemler zinciridir. İlayıkelimetullah, marifetullah   bu eylemlerin başka boyutta devamıdır, ferdilikten anonimliğe bir gidiştir.
 
Abdullah Özbek hocamız , Hristiyanlık medeniyeti Müslümanların ortak yaşamına  engel olmaktır, dedi. Medeniyet İslama göre yaşama maharetidir.  Muarızlarımız bunu engellerler. Emin Belde medeniyetin evidir orada medeni ilişkiler gelişir, korkunun hükmettiği bir beldede anskiyete ruhsal bozukluklar gelişir.Emin belde bedendir, şehirdir, ülkedir. Emin ilişkiler bedeni, sokağı mahalleyi, şehri organize eder, sonra medeniyet buradan doğar.
 
Hümanizm kavramı Allah’ı gözardı etmek ve öznelikten kovmaktır. Her türlü aykırılığı kabullenmenin kötü iradesidir. Bize de bulaşmış büyük düşünürlerimizi kirletmekte kullanılan bir araç olmuştur. Allah korkusu medeniyetimizin temel argümanıdır, menfaatler ve hevesler odak olursa medeniyet ölür. Makam ve güce, paraya tapan bir toplumda bir medeniyet olmaz. Müslümanları bir arada yaşatan herşey medeniyetin unsurudur, onları yersiz kullanmaz medeniyeti bozar. Belediye başkanının burada olmaması bir eksik medeniyet telakkisidir. Samimiyet katılımcılıktır. Üstünlük elde etmek için her türlü hileyi mübah görmek toplumu canavarlaştırır. Hocamız bir sohbet üslübunda konuştu.
 
Oturumun sonunda Mardin Valisi konuştu. Toplantıya katılmaktan büyük onur duyduğunu ifade etti. Katılan öğretim üyelerine teşekkür etti. Kur’an medeniyetinin prensiplerini uygulamada basit ve öğretici olarak yaymak gerektiğini belirtti. Toplum hayatını, esnaf hayatını düzenleyen bir boyutta öğretmek gereğini vurguladı. Uygulamacıların düşünen ve tefekkür eden insanlar olması gerektiğini söyledi. 
 
Karşılaştığı uygulama ve eksik medeniyet örneklerinden bazıları saydı. Mesela kul hakkı kavramının iyi işlenmesi gerektiğini özellikle vurguladı.
 
Kapanış bildirisi sayın Kara beyefendi tarafından yapıldı. On altı maddeden oluşan kapanış bildirisinde Kur’an medeniyetin icrası, inşası, eksikleri konusunda Risale Akademi ve heyetin öne sürdüğü şeyleri teyid etti. Kur’an medeniyeti toplansında Prof. Dr. Himmet Uç’un “Risale-i Nur Ekseninde Kur’an Estetiği” isimli kitabı görücüye çıktı, takdir topladı ve Kur’an Medeniyeti sempozyumu  güzel bir Mardin gününde tarihe intikal etti.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.