1. YAZARLAR

  2. Oğuz DÜZGÜN

  3. Kur’an-ı Kerim’de Başörtüsü ve Cilbab
Oğuz DÜZGÜN

Oğuz DÜZGÜN

Yazarın Tüm Yazıları >

Kur’an-ı Kerim’de Başörtüsü ve Cilbab

A+A-

Ahzab Sûresi 59. ayet:
Ey Peygamber! Zevcelerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, (başlarını ve yüzlerini kapatacak şekilde) dış örtülerinden (çarşaflarından bir kısmıyla) üzerlerini örtsünler! Bu, onların (iffetli olarak) tanınıp da rahatsız edilmemeleri için daha yakındır(daha elverişlidir). Allah ise, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Rahîm (çok merhamet eden)dir.

Nur Sûresi 31. ayet:
“Mü'min kadınlara da söyle; gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar; (el, yüz gibi) görünen kısımları müstesnâ, ziynetlerini göstermesinler ve başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar! Ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kendi kadınları (Müslüman kadınlar) veya sâhib oldukları câriyeleri veya (pek yaşlı olmakla) kadınlara karşı şehvetleri olmayan erkek hizmetçiler veya kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler! Gizlemekte oldukları ziynetleri bilinsin diye ayaklarını (yere) vurmasınlar! Ey mü'minler! Hep birlikte Allah'a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz.”

Ahzâb sûresinin mi Nur suresinden önce, yoksa Nur suresinin mi Ahzab suresinden önce nazil olduğu konusunda İslam tarihçileri arasında görüş ayrılığı vardır. Ancak Ahzab suresinin daha evvel nazil olduğu, eldeki tarihi delillere göre genelde kabul edilen bir hükümdür. Biz de bu sıralamayı doğru kabul ederek “Başörtüsü” ve “Cilbab”ın farziyetini ortaya koyamaya çalışacağız.

Ahzab suresi Nur suresinden önce nâzil olduğuna göre,  “Cilbab” ayeti “Hımar” ayetinden önce inmiştir. Bu durumda Nur suresi 31. ayet indiğinde Müslüman kadınların başları zaten örtülüydü. Çünkü Cilbab, Çarşaf benzeri bir kıyafettir ve vücudu baştan ayaklara kadar örter. Böyle bir durumda hanımlar için zaten “saçları örtmek” de farz kılınmış olmaktadır. Çarşaf benzeri Cilbab ile “avret” olan tüm vücutlarını ve saçlarını da örten Müslüman kadınlara, “Hımar” ayeti neden emredildi o zaman?

Nur suresi 31. ayetteki vurguya dikkat edilecek olursa, Allah Müslüman hanımlardan “Hımarlarını” yani başörtülerini göğüslerinin üzerine örtmelerini istemektedir. Cilbab ayeti önce indiğine göre bu hanımların başlarında zaten Hımar denilen bir örtü olduğu ortaya çıkar. Yani bu Hımar, Cilbabın başa örtülen parçasıydı. Müslüman hanımların Cilbablarının altında da iç elbiseleri yani dışarıya göstermeleri haram olan zinetleri bulunuyordu.

Öncelikle ayette “bihumurihinne-Başörtülerini” şeklinde geçen “humur” kelimesinin kökeninin ne olduğunu bulmaya çalışalım. Bu kelime ile kökendaş “hamr” kelimesi Kur’ân’da Bakara suresi 219, Maide suresi 90-91. ayetlerde geçmektedir. Muhammed suresi 15’te “hamr” cennet içeceği olarak geçer.  

Ayetlerden ve Arapça sözlüklerden anlaşılmaktadır ki, “hamr” kelimesi köken ve anlam olarak “kafa ve akıl” gibi kavramlarla alakalı bir kelimelidir. Türkçemizde kullandığımız “kafayı çekmek”, “kafayı bulmak”, “sarhoş olmak” (Bu kelime farsça ser= kafa ve hoş kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur!) gibi örnekler göstermektedir ki, alkol tüketimi doğrudan kafayı yani “aklı” etkileyen bir özelliktir.

Hamr kelimesi Arapça’da, şarap gibi alkollü içeçecekleri ifade etmek için,  bizde olduğu gibi “kafayı buldurucu içki”, “kafayı hoş edici içki”, “aklı kapatan içki” vb. anlamlarda  kullanılmıştır. Allah Nisa suresi 43. ayette, “hamrin” aklı örtücü, kafayı bulandırıcı özelliklerinden bahseder:

"Ey inananlar, ne söylediğinizi bilecek duruma gelmedikçe, sarhoş iken namaza yaklaşmayın"

İşte “hamr” kelimesi de bu manaya uygun olarak, insanı “ne söylediğini bilmediği” akıl kapanıklığı seviyesine götüren bir süreci ifade eder. Bu kelimenin anlamlarından birisi olan “yuvarlak” anlamının başın yuvarlaklığına bir benzetme olduğu açıktır. Yine bu kelimeden türeyen ve dilimizde de kullandığımız “mahmur” kelimesi, uyur uyanık haldeki insanın şuur kapalılığını anlatır. 

Bu kelimeyle aynı kökenden gelen HUMAR   خُمَار kelimesi Arapça’da “Sarhoş olduktan sonraki baş ağrısı” anlamına gelir ve bu kelime halen yaygın bir şekilde kullanılır.  HIMAR kelimesi ise خِمَار   göz kapağı gibi bir şeyin üstünü tamamen örten bir kapak, pencereyi tamamen kapatmak için kullanılan bez parçası,  ince, nazik, kıymetli maddeler yıpranmasın diye üstlerini kaplayan kaplama, boyun ve yüzü kapayan keten ya da ipek başörtüsü, gözler hariç yüzü gizlemek için kullanılan peçe, şapka, yaşmak, duvak, maske, rahibe başlığı vb. anlamlarda halen kullanılır.

http://www.almaany.com/home.php?language=turkish&lang_name=T%C3%BCrk%C3%A7e&word=%D8%AE%D9%85%D8%A7%D8%B1

Hatta Rahibelerin başlarına örttükleri örtü için Arapça’da halen “Hımarur Rahibe” denir ki, Arapların İslamiyetten çok önceleri Hıristiyanları tanıdıkları ve bu örtünün nereye, nasıl örtüldüğünü bildiklerine şüphe yoktur. 

Google’da Hımar kelimesini Arapça haliyle yazdığımızda karşımıza masa örtüsü ya da başka bir şey değil, hanımların çarşaf, başörtüsü, peçe gibi kıyafetleri çıkmaktadır. Hatta Google’da   خمارات جديدة   diye aradığımızda karşımıza yeni başörtüsü ve çarşaf modelleri çıkmaktadır. Bugün hanımların taktıkları başörtüler de (göğüslerine kadar örtmek şartıyla) demek ki Arapça’daki Hımar kavramının içinde yer almaktadır.

Bütün bu kullanımlar gösteriyor ki,  Hımar kelimesi Arapça’da “kafayı saran, başı örten” her türlü örtüyü ifade eden bir kelimedir. Özetlemek gerekirse, içildiğinde manen “aklı, kafayı örtenler”  “Hamr”, giyildiğinde zahiren “başı, kafayı örtenler” ise “Hımar” olmuş oluyor.

Arapça’da eşek anlamına gelen “Hımar” kelimesi ile bu kelime arasında ise hiç bir etimolojik bağ yoktur. Çünkü eşek manasındaki “Hımar” hırıltısız “ha” harfiyle yazılırken, başörtüsü manasındaki “Hımar” hırıltılı “hı” harfiyle yazılır.

Nur suresi 31. ayette geçen Zinet kelimesinin elbise anlamına geldiği, Nur Suresi 31. ve Araf suresi 31. ayetten açıkça anlaşılmaktadır. Bazılarının iddia ettikleri gibi insanlar istedikleri gibi soyunup dökünüp namaz kılamazlar. Eğer namazda böyle bir ölçü olmamış olsaydı, o zaman namazın anlamını ifade eden huşu ve huzur kalmazdı.  

Araf suresi 31. ayet, “zinetlerin” yani “temiz elbiselerin” giyilip namaz kılınması gerektiğini bizlere emreder:

“Ey Âdemoğulları! Her namaz yerinde (ve vaktinde) ziynetinizi alın (namazlarınızda temiz elbiselerinizi giyinin), yiyin, için, fakat isrâf etmeyin! Çünki O, isrâf edenleri sevmez.”

Rabbimiz 26. ayette ise şöyle buyurmaktadır:

“Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek bir elbise ile (giyinip süsleneceğiniz) bir süs elbisesi indirdik. Bir de takvâ elbisesi ki, bu (hepsinden) daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın âyetlerindendir; tâ ki ibret alsınlar.”

O halde kadın ve erkek için 3 elbise vardır: 1- Avret yerlerini örtecek bir elbise 2- Süs elbisesi 3- Takva elbisesi

27. ayet ise şöyledir:

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana-babanızı (kandırarak) avret yerlerini kendilerine göstermek için onlardan elbiselerini soyarak Cennetten çıkarttığı (bu netîceyi verecek hatâya sevk ettiği) gibi, sakın sizi de aldatmasın! Çünki o ve kabîlesi sizi, kendilerini göremeyeceğiniz cihetten görürler. Şübhesiz ki biz, şeytanları îmân etmeyenlere dostlar kıldık.”

Rabbimiz Müslüman kadın ve erkeklere istedikleri gibi giyinemeyeceklerini, giyinmelerinde bazı sınırların olması gerektiğini açıklamaktadır. Bu ayetleri duyan bir mümin hanımın “avret” nedir? Nereler örtülmelidir? benzeri sorulara cevaplar arayacağı oldukça açıktır.  Bu ayetler nazil olmadan önce tesettüre kimi zaman riayet edilmediği açıktır. Allah müslüman hanım ve erkekleri uyararak tesettüre çağırmakta, onları vücutlarını açmaktan, avret yerlerini belli etmekten men etmektedir.

Araf suresi 28. ayet göstermektedir ki bazı hanımlar ataları, arkadaşları ya da çevreleri öyle giyindikleri için avret bölgelerini belli edecek şekilde serbest giyinmeyi tercih etmektedirler. Hatta nefisleri yüzünden bu açık giyinme alışkanlıklarından vaz geçemediklerinden dolayı Allah’ın emri kendilerine ağır gelmekte, bu yüzden de bu yasağa itiraz edebilmektedirler.

Tabii ki aynı durum belki de daha fazlasıyla erkekler için de mevcuttur. Mesela hanımların tesettürü kadar erkekler için de kesin olan bir farz “karşı cinsten bakışlarını kaçırmaktır” Nur suresi 30. ayette erkek için farz kılınan bu davranışı maalesef günümüz erkekleri çiğnemekte, her türlü haram görüntüyü nefisleri adına izlemektedirler. Hatta kadına da erkeğe de haram olan zina yasağı, söz konusu erkek olunca adeta Allah’tan bir ruhsat varmış gibi saygısızca çiğnenmektedir.

Tesettüre riayet eden ya da etmeyen hanımların çoğu yaratılış icabı aslında haramla fiili temastan çok çekinirler. Hatta göz temasından bile çekinirler. Böylelikle kendilerini koruma altına alırlar. Erkekler maalesef yanlış yetiştirilmelerinden dolayı bu konuda daha da serbesttirler.

Bu yönüyle bakıldığında, her halükarda başı açık ama zinaya yaklaşmamış bir bayan zina haramına defalarca yaklaşmış bir erkekten daha “afif”dir, yani iffetlidir. Bu konuda ölçüyü iyi koymak, tesettür farzındaki zaafiyeti “iffetsizlikmiş” gibi algılamamak çok önemlidir. Böyle bir önyargı, başı açık da olsa iffetli her hanıma edilmiş pis bir iftiradır ve Allah’ın lanetlediği bir haramdır.

Şu da bir gerçektir ki hanımlarda fıtri bir zinet edinme ve süslenme meyli vardır. Allah bu fıtri meyli yasaklamamıştır. Müslüman hanımlar başka erkeklerin önünde ya da namaz, Kur’an tilaveti gibi ibadet anlarında tesettüre riayet ederler. Ancak Allah’ın kendilerine helal kıldığı süs elbiselerini özel alanlarda ve mahremleri olanların önünde çok rahat giyebilirler. İşte Nur suresi 31. ayette Allah bu tür zinet elbiselerinin ve takılarının kimlerin önünde gösterilebileceğini detaylı bir şekilde açıklamıştır.

Allah  Araf suresi 26. ayette takva elbisesinin en hayırlı elbise olduğunu buyurarak, davranışlarda olduğu gibi kıyafetlerde de nefsi arzuları değil “takvayı”, yani “Allah’ın Gazabından sakınarak Rahmetine yaklaşmayı” esas almanın önemine değinmiştir. Bu ayetlerle Rabbimiz cahiliyye döneminde pek bilinmeyen ve uygulanmayan “avret” yerlerini kapatma uygulamasını Müslümanlara öğretmek istemektedir.

Rabbimiz Ahzab suresi 53. ayetiyle Müslüman hanımların “numune-yi imtisali” olan Peygamber hanımlarıyla diğer erkeklerin yüz yüze değil “perde arkasından” konuşabileceğini buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Siz zamanını gözetlemeksizin, bir yemeğe davet edilmedikçe, Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak davet edildiğiniz vakit girin. Yemeği yediğinizde hemen dağılın, sohbete dalmayın. Çünkü bu hareketiniz Peygamber’i üzmekte, fakat o (size bunu söylemekten) utanmaktadır. Ama Allah, hakkı söylemekten çekinmez. Peygamber’in hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temiz bir davranıştır. Sizin Allah’ın Resûlünü üzmeniz ve kendisinden sonra onun hanımlarını nikâhlamanız asla caiz olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük (bir günah) tır.”

Kıyafette ve erkekleri ilgilendiren kimi hallerde nasıl ki Peygamberimiz davranışlarıyla örnek olmaktadır, bunun gibi kadınların giyinme ve özel halleri gibi durumlarda da Peygamberin hanımları olan validelerimiz hanımlara örnek olmaktadır. Yukarıdaki ayetlerde bahsedilen “tesettür” seviyesi, takvanın en üst boyutu olsa da, validelerimiz bu davranışlarıyla diğer Müslüman hanımlara da örnek olacak bir “sünneti”, hem de Allah’ın onlara vahiyle zorunlu kıldığı bir sünneti önermiş de olmaktadırlar.  

Mesela teheccüd namazı vahiyle Peygamberimize farzdır ama Peygamberimiz de uyguladığı için diğer Müslümanlarca uyulanması gereken güçlü bir sünnettir. Validelerimize emredilen erkeklerle perde arkasından konuşma hükmü de ayete dayanan bir uygulama olduğu için hanımlar için güçlü bir sünnettir. Böyle bir uygulamayı emreden Allah’ın müslümanların kadınlarına “başlarınızı açarak ve kimi avret bölgelerinizi belli ederek” dolaşın, insanların gözleri önünde göbek atın demesi ise asla düşünülemez.

Kaldı ki hanımlar için tesettür emri ilk defa İslamiyetle verilmiş bir emir değildir. Allah Kur’an-ı Kerim’de Hz. Meryem’in de kendisini diğer insanlardan bir “hicabla” ayırdığını şöyle buyurur:

“Meryem, onlarla kendi arasını ayırmak için bir hicab edinmişti. Derken, biz ona ruhumuzu gönderdik de o, kendisine tastamam bir insan şeklinde göründü.”

Bu ayet, Hz. Meryem’in tesettüre ne derece dikkat ettiğini açıkça göstermektedir. Bugünkü Hıristiyanlığın tasvirlerinde bile Hz. Meryem’in tesettürlü hali ortadadır. Rahibelerin de giydikleri kıyafetleri Hz. Meryem’in hicabından örnek aldıklarını tahmin etmek güç değildir.

Ahzab suresi 53. ayetin inzaliyle Müslüman hanımlara tesettürün önemi anlatılır. Tesettürün keyfiyeti Peygamber hanımlarının uygulamalarıyla öğretilirken, 59. ayette Cilbabın farz kılınmasıyla birlikte hanımların baştan ayağa bütün vücutlarını örten bir üst elbiseye bürünmeleri emredilmiştir. Erkeklere böyle bir emrin olmaması nedeniyle anlıyoruz ki, kadın için “avret” kavramı el, yüz ve ayak hariç bütün vücudu ifade eden bir kavramdır. Çünkü Cilbab ile bu azalar haric her aza kesinlikle örtülmektedir.

Müslüman hanımlar bu ayet indikten sonra manen hazır oldukları için hemen tesettüre girmişlerdir. Hadis-i şerifler de bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır:

Ümmü Seleme validemiz buyurdu: "Cilbab âyeti indigi zaman, Ensâr kadınları siyah giysilere büründüklerinden ötürü, başlarında kargalar varmış gibi çıktılar" (Cessâs, Ahkâmü'l-Kur'ân NI/372; Sabûnî N/382.)

Nur suresi 31. ayet nazil olduğunda ise zaten başın üstünde örtülü bulunan Hımarın uçları o iç elbiseyi de örtecek şekilde birleştirilmiş oldu. Yani “zinet” olan ve sadece evde giyilen ev elbisesinin hiçbir şekilde görünmesi istenmiyordu artık.

Düşük bir ihtimal de olsa, Nur suresinin Ahzab suresinden önce nazil olduğunu doğru kabul ettiğimizde, Şarabın haram kılınması ayetlerinde olduğu gibi Araf suresiyle başlayan “tedrici” bir “tesettür” emriyle karşı karşıya kalmaktayız. Yani Müslüman hanımlar böylece Cilbab’a kadar gidecek olan tesettür farziyetine ısındırılmaya çalışılmıştır.

Allah Nur suresinde, zinet olarak adlandırılan iç elbisenin ancak evde, 31. ayette anlatılan insanların önünde gösterilebileceğini buyurarak, Hımar olarak adlandırılan başörtüsünün göğüslerin üzerini örtecek şekilde giyinilmesini istemektedir.

Müslüman hanımlar ilgili ayetin emri gereği başlarını örten bu örtüyü göğüslerinin üzerini örtecek şekilde salmışlar ve iç elbiselerini de saklamışlardır. Hatta ayetler hanımların tesettürünü o kadar detaylı anlatmıştır ki, ayetin devamında topuklu ayakkabılar gibi ses çıkartan, erkeklerin dikkatini çeken ayakkabı ve halkalarla yürünmesini bile yasaklamıştır.

Açık olan bir şey vardır ki, Hımar başörtüsüdür ve Müslüman hanımlara emredilmiştir. Ayetlerin tedriciliğini göz önüne aldığımızda biz önce Ahzab suresinin nazil olmuş olduğu seçeneğini daha gerçekçi bulmaktayız. Çünkü Nur suresi 60. ayette evlenmekten ümit kesmiş evde oturan yaşlı kadınların dış elbiselerini çıkarabilecekleri durumların hükmü vardır.

Demek ki daha önceden dış elbiselerini giymeleri bütün kadınlara genel olarak farz kılınmıştı ki, sonradan Allah bu tesettür keyfiyetinin ayrıntılarını açıkladı. Yine Nur suresi 31. ayette de Hımar emri olmakla birlikte  kadınların zineti olan ev elbiseleriyle kimlerin önünde bulunabileceklerinin hükümleri ayrıntılı bir şekilde anlatılır.

O halde Cilbabın farz kılınmasından sonra Müslüman hanımların merak ettikleri konularda Peygambere sordukları sorulara Nur suresindeki ayetlerle ayrıntılı cevaplar verilmiştir. Böylece hanımların ev içinde ve çocukları gibi yakınlarının yanında nasıl davranacakları onlara öğretilmiştir.

Muhtemelen Cilbablarına bürünen Müslüman hanımlardan bazıları, başlarına örttükleri hımarı tam olarak göğüslerinin üzerine uzatmıyorlardı. İç elbiseleri kısmen görünüyor ve kimi avret bölgeleri kısmen belli oluyordu. Müslüman hanımlar bu konuda nasıl davranacaklarını kesin olarak bilemiyorlardı. Nur suresi 31. ayet tesettürün bu kısmını da ortaya koyarak evde giyilen zinetlerin ve vücut hatlarının hiçbir şekilde belli edilmemesi gerektiğini buyurmuştur.

Müslüman hanımların namazlarını da avret yerlerini yani el, yüz, ayak hariç tüm vücutlarını örten bir tesettürle kılmaları gerekmektedir. Bunun aksi bir durum namazdaki huşuyu ve ihlası bozar. Müminun suresi 2. ayette şöyle buyurulur:

“O kimseler (o mü'minlerdir) ki, onlar namazlarında huşû' (korku ve eziklik) içinde olanlardır.”

Huşu içinde olmak ruhen olduğu gibi bedenen ve kıyafeten de ortaya konulması gereken bir durumdur. Namazda takvaya uygun olmayan başı açan ya da temiz olmayan kıyafetlerle ibadetin, huşu ile uzaktan yakından alakasının olmadığı açıktır.

Müslüman sadece kullardan değil Allah’dan da haya eden, müttaki insandır. Bu nedenle Müslüman bir kadın kulların yanında tesettürle durduğu gibi, namazını da Cilbab ya da Hımar ayetinin hükmüne uygun bir şekilde tesettürle kılması gerekir:

“Artık Allah'dan sakının ve bana itâat edin!” (Şuara 110)

“Bununla berâber, Allah dilemedikçe nasîhat almazlar! (Kendisinden) sakınılmaya lâyık olan da, bağışlamaya ehil olan da O'dur!” (Müddesir 56)

Sahih hadisler de gösteriyor ki, Müslüman hanımlar, namaz kılarken de tesettüre azami dikkat ederlerdi. Hatta onları ibadet sırasında hiç kimse tanıyamazdı:

Ebu'l-Yemân bize anlatarak dedi ki: Şu'ayb bize Zührî'den haber verdi: Urve bana Âişe'nin (r.anhâ) şöyle dediğini bildirdi: Allah Resulü (sav) sabah namazı kılar, O'nunla birlikte mümin ha­nımlar da yün giysilere bürünmüş olarak cemaatte bulunur, sonra da evlerine dönerlerdi de onları kimse tanıyamazdı.

Buhârî, salât/359, mevâkîtu's-salât/544, ezân/820, 825; Müslim, mesâcid/1020-2022; Tirmizî, salât/141; Nesâî, mevâkît/542-543, sehv/1345; Ebû Dâvud, salât/359; İbn Mâce, salâtööl; İbn Hanbel, bakî musnedi'l-Ensâr/22922, 22967, 24282, 24915, 25025; Mâlik, vukûtu's-saIât/3; Dârimî, salât/1190.

Ümmü Seleme Validemiz (r.a.) anlatıyor: "Yâ Resulallah! kadın bir entari ve başörtüsü ile namaz kılabilir mi?" diye sordum. Şu cevabı verdiler: "Bu elbise ayaklarını örtecek derecede uzun ise, evet." (Ebû Dâvud, Salat: 83.)

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle dedi:

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

‘Allah hayız görme çağına gelen kadının örtüsüz kıldığı namazı kabul etmez!’ buyurdu.”

İbnu’l-Carud 173, Ebu Davud 641, Tirmizi 377, İbni Mace 655, İbni Huzeyme 775, Ahmed 6/218, 259

Namazda huşuyu bozacak elbiseleri giymekten hanımlar kadar, erkekler de çekinmelidir. Aşağıdaki hadis-i şerif namazda kıyafetin evde giyilen süs elbisesinden farklı bir takva elbisesi olması gerektiğini açıkça ortaya koyar:

Aişe (Radiyallahu Anha) şöyle demiştir:

“Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) üzerinde desenleri bulunan bir hamisa içerisinde namaz kıldı. Namazda hamisanın desenlerine şöyle bir baktı.

Namazdan çıkınca:

‘Benim şu hamisamı Ebu Cehm’e götürün ve bana Ebu Cehm’in enbicaniyesini getirin! Çünkü hamisa beni biraz önce namazda meşgul etti!’ buyurdu.”

“Diğer bir rivayette:

‘Ben namazda iken onun desenlerine bakıyordum, onun beni fitneye düşürmesinden korkarım!’ buyurdu.”

Buhari 469, Müslim 556/62, Ebu Davud 914, Nesei 770, Humeydi 172, İbni Mace 3550, İbni Hibban 2337, İbni Huzeyme 928, Abdurrezzak 1389, Beyhaki 2/423, Ahmed 6/3719

Bütün bu deliller gösteriyor ki, Hımar ve Cilbab hanımlar için kesinlikle farz kılınmıştır. Cilbab’ın, yüz, el ve ayaklar hariç, baştan ayaklara kadar tüm vücudu örten ve vücut hatlarını belli etmeyen bir kıyafet olduğu konusunda şüphe yoktur.

Farklı kültür ve geleneklere sahip Müslüman toplumlarda bu farzın uygulanılması konusunda da farklı kıyafetler kullanılmıştır. Ama bütün o kıyafetlerde “saçları ve el, yüz, ayak hariç vücudun tamamını örten” kıyafetler kullanılmıştır. Kimi tesettür uygulamalarında hanımlar Peygamber hanımlarının perde arkasından konuşmasını emreden ayetlere uymak için, yüzlerini de bir peçeyle örtmekte ya da Kütahya ve Erzurum’daki geleneksel uygulamalar da olduğu gibi başlarından aşağıya bir örtüye bürünmektedirler.

Anadoluda Cilbab manasındaki tesettür, ferâce, çarşaf, çâr, ehram gibi kıyafetler giyilerek uygulanmıştır. Allah’ın örtünme emrine uymak için bu gibi kıyafetler daha uygun görülmüştür. Bugün de Cilbab manasındaki kıyafetler yaşatılmakta, bilhassa Çarşaf kıyafeti, ayet ve hadisin hükümlerine daha uygun görüldüğü için hanımlar tarafından oldukça kabul görmektedir.

Günümüzün pardesü ve türban benzeri tesettür uygulamalarında ise ölçü, saçları, kulaklar da dahil örtmek, evde giyilen “zinet” gibi süslü olmamasına özen göstermek, türbanı yakalardan aşağıya sarkıtmak, dikkat çekici renk ve desenlerde olmamasına dikkat etmek, pardesünün vücut hatlarını belli etmeyecek şekilde vücudu tamamen örtmesini sağlamak olmalıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum