1. HABERLER

  2. BEDİÜZZAMAN

  3. Komünist Cilasun'un belgeleri Said Nursi'yi doğruluyor!
Komünist Cilasun'un belgeleri Said Nursi'yi doğruluyor!

Komünist Cilasun'un belgeleri Said Nursi'yi doğruluyor!

Araştırmacı Yazar Müfid Yüksel, Emrah Cilasun'un iddialarına cevap verdi...

A+A-

Risale Haber - Haber Merkezi

Araştırmacı Yazar Müfid Yüksel, Emrah Cilasun tarafından yayınlanan "Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği" adlı kitapta yer alan yanlış bilgi ve ifadelere bir kez daha cevap verdi. Yüksel, sosyal medyadaki facebook hesabı üzerinden 10 maddelik bir paylaşımda bulundu. Yüksel, Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin Kostroma esareti, Teşkilatı Mahsusa ile ilgili durumu, Şeyh Said hadisesi gibi konulara açıklık getirdi.

Müfid Yüksel; ilgili kitabın “tezvirât dolu”, “ilmilikten ve akademik formattan tümü ile uzak ve ısmarlama” olduğunu; yazarın “belgeleri kullanma yöntemini bile” bilmediğini, yazarın Nursî hakkındaki iddialarının “sağlıklı temeli”nin  bulunmadığını ve bu çalışmanın “PKK’lılar tarafından” desteklendiğini twitter hesabından ifade etmişti. 

CİLASUN: NURCU CAMİA ÖZELEŞTİRİ VERSİN İSTERDİM

Eleştiriler üzerine Emrah Cilasun yaptığı açıklamada: "Doğrusu ODTÜ mezunu bir sosyologtan ben, münakaşanın dışında, kenarında değil bilakis göbeğinde durup, tez sunmasını ve daha “müfit” bir açıklama yapmasını beklerdim. Ya da bugüne kadar kendisi de dahil bir dizi Nurcu “akademisyen”in neden zahmet edip de yabancı arşivlerde Said Nursî hakkında araştırma yapmadıklarını izah etmesini beklerdim. Hatta, bu araştırmayı bir komünistin yapmış olmasından ötürü Nurcu camiaya özeleştiri vermesini arzu ederdim." demişti. 

ECNEBİ BELGELER, BEDİÜZZAMAN'I YÜCELTİYOR

Müfid Yüksel, facebook hesabından şunları paylaştı:

"Emrah Cilasun, Sosyal medyadaki bazı spot eleştirilerime cevap vermiş. Emrah Cilasun'un "Bediüzzaman Efsanesi ve Said Nursi Gerçeği" başlıklı kitabına yönelik bir kısım cevaplarımız aşağıda yer almaktadır:

1. Emrah Cilasun’un Bediüzzaman'la ilgili bulduğu bir kısım Ecnebi Belgeleri (Foreign Documents), Bediüzzaman'ı küçültmüyor, yalancı çıkarmıyor aksine doğruluyor ve yüceltiyor.

2. Esir olarak halde Rus askerlerinin gözetiminde olan Bediüzzaman'ın Moskova'nın kuzeyinde bulunan Kosturama'yı Sibirya'da zannetmesi gayet doğal . Dün yakın arkadaşımız Akif Köseoğlu’nun gayet yerinde ifadesiyle "Bediüzzaman esir iken elinde coğrafya atlası ile dolaşacak değildi”.

SADECE ONA MAHSUS BİR DÜZENLEME DEĞİLDİR

3. Birinci Dünya Harbi esnasında Bediüzzaman Milis rüesasından ve alay müftüsü olarak harbe iştirak etmiştir. Kürdistan'da gönüllü/milis kuvvetlerinin çoğu zaten bu şekilde örgütlenmişti. Hatta, Kürdistan’da anne tarafından akrabalarımız da savaş esnasında bu şekilde milis kuvvetler teşkil etmişti. Bu düzenleme ve rütbe verilme sadece Bediüzzaman'a mahsus bir düzenleme değildi. Buna dair bazı belgeler bizzat tarafımdan yayınlamıştır. Birinci Dünya Harbi esnasında Teşkilât-ı Mahsusa tüm Gönüllü/Milis kuvvetler ve reisleri ile irtibat kurmuştur. Bu durum, Bediüzzaman’ın Teşkilât-ı Mahsusa mensubu olduğunu göstermez.

SAVAŞTA SİVİL ERMENİLERE DOKUNMADILAR

4. Bitlis ve Muş’ta, Bediüzzaman’ın başında bulunduğu Keçe Külahlıların karşı karşıya geldiği Ermeniler, köylerinde veya kasabalarında oturan/mukim siviller değildi. Rus ordusu saflarında gönüllü milis olarak bizzat savaşan Van ve Bitlis’i harabeye çevirip mezâlim sergileyen Ermeni Taşnak ve Hınçak mensuplarıydı. Nitekim Bediüzzaman’ın gerek Tarihçe-i Hayatı’nda gerekse diğer eserlerde bu husus sık sık vurgulanmıştır. Bediüzzaman’ın veya Norşinli Şeyh Muhammed Ziyâeddin’in başında bulunduğu Milis/Gönüllü kuvvetlerin Sivil Ermenilerin katledilmesine yönelik bir hareket veya teşebbüsleri söz konusu olmamıştır.

İTTİHAT VE TERAKKİ İLE ARASI NEDEN BOZULDU?

5. Bediüzzaman'ın İttihat ve Terakki idaresi ile arası ilkin Bediüzzaman'ın "İki Mekteb-i Musibetin Şehâdetnâmesi ve Divân-ı Harb-i Örfi" adlı eserinin İttihatçılar tarafından toplattırılması ile açılmış, 1913'te Van'da bir medrese binasının İttihatçılar tarafından boşaltılıp İttihat Terakki Kulübü haline getirilmesi ile doruğa çıkmıştır.

ŞEYH SAİD HADİSESİ

6. Bediüzzaman’ın "Ben bu orduya kılıç çekmem" sözü Şeyh Said Hadisesi sırasında değil, 1914'teki; Şeyh Molla Selim'in öncülüğündeki Bitlis Hadisesi sırasında söylenmiştir. (Şuâlar, Sözler Yayınevi, Shf.324) Bediüzzaman'ın Şeyh Said Hadisesi esnasında Şeyh Said veya başkası ile bu hususta bir mektuplaşması/yazışması da söz konusu olmamıştır. Zira, Şeyh Said Hadisesi, askerlerin provokasyonu neticesinde aniden patlak veren bir ayaklanmadır. Önceden planlanıp, programlanmış bir ayaklanma şeklinde olmadığından ayaklanmaya ilişkin önceden yazışma bulunmamaktadır. Sadece ayaklanma esnasında Hamidiye Kürt Süvâri Alayları reislerinden Haydaranlı Merhum Kör Hüseyin Paşa bu ayaklanmaya aşireti ile birlikte iştirake karar verir ve Bediüzzaman'dan destek almak üzere Van'a gider, Bediüzzaman'dan bu konuda yardım talep eder. Bediüzzaman, bu ayaklanmanın muvaffak olamayacağını, sonuçta bölgeye/Kürdistan'a çok zararların erişeceğini, Kör Hüseyin Paşa'ya, kendisinin de buna iştirak etmemesini salık veren bir konuşma yapar. Kör Hüseyin Paşa ile Bediüzzaman arasında Van'da geçen bu görüşmeyi 80'li yıllarda, konuşmalara şahit olan Bediüzzaman’ın o dönemdeki talebesi Merhum Molla Hamid'ten bizzat dinlemiştik.

MEDRESETU'Z-ZEHRA AÇMA PROJESİ HANGİ DÖNEME AİT

7. Bediüzzaman'ın Kürdistan'da yeni tarz bir medrese, “Medresetu'z-Zehrâ” açma projesi, sadece İttihat-Terakki dönemine ait bir proje olmayıp, 1907'de ilk İstanbul'a gelişinde Yıldız Sarayı'nda Mabeyne verdiği layihada dile getirilmiş bir husustur. Nitekim bu layihanın metni tarafımdan da neşredilmiştir. Bu layihanın metni ilkin bizzat Bediüzzaman tarafından 1908'de "Şark Ve Kürdistan" gazetesinde aynen neşrolunmuştur. Daha sonra, aynı yıl adı geçen layiha bazı ilavelerle iki kez "Kürd Teâvün ve Terakki" Gazetesinde de neşrolunmuştur. Medresetu'z-Zehrâ'nın Van- Edremit'te inşâsı için, 25.000 Liranın tahsisi hususu Van Valisi Tahsin (Uzer)'in talebiyle olmuş, paranın te'diyesi taksite bağlanmış, ilk temel atma için sadece 2000 lira gönderilmiştir. Buna dair belgeler elimizde mevcuttur. Ayrıca bu konuda, tüm belgeleri de içeren "Medresetu'z-Zehrâ Projesini Bugünden Okumak: Bölge/Kürt Medreselerini Din Eğitimi Merkezli Olarak Islah Ve Geliştirme İmkânları Ve Bunun Toplumsal Barışa Katkısı" başlıklı bir kitap çalışmamız da yayınlanacaktır.

ESARETTEN KAÇIŞ AÇIKLAMASI

8. Bediüzzaman'ın Kosturama'da bir Tatar mahallesinde Camiye gitmesine izin verilmesi hususu, Tarihçe-i Hayat dahil tüm kaynaklarda yer alır. Zaten bir süre sonra esirlere nisbi bir serbestiyet de sağlanmıştır. Kimse zaten zincirlere bağlı bir esaretten söz etmemiştir. Bediüzzaman'ın Petersbourg, Varşova üzerinden Almanya, Avusturya ve İstanbul'a esaretten avdetine ait detaylar, bir kaçış öyküsü anlatılmamıştır. Bediüzzaman muhtemelen Rusya'daki Menşevik, Bolşevik Devrimlerinin verdiği kargaşalık ortamından istifade ile esaretten kurtularak İstanbul'a avdet edebilmiştir.Bu konuda detaylı bir bilgi zaten bulunmadığından bir kaçış öyküsü de anlatılamaz.Nitekim bu olaya ilişkin, Almanlar tarafından Almanya'da alınan bir fotoğraf ve Sofya'da Osmanlı Ataşemiliterliği (Askeri Ataşelik) tarafından verilen belgeden/Pasaport öncesine ait bir belge de bulunmamaktadır. Bu belgenin hem Arap, hem de Latin harfli olması son derece doğaldır. Pasaport veya eski tabirle Mürur Tezkiresi gibi olan tüm belgelerde aynı durum söz konusudur.19. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Resmi belgelerinin, Mürur tezkiresi, Telgraf gibi resmi belgeler, çoğu genellikle iki dilli (Osmanlıca ve Fransızca ) olagelmiştir. Osmanlı'nın Bulgaristan'daki bir dış temsilciliğinin verdiği bu belgenin bir kaç dilde olması gayet tabiidir. Belgede Osmanlı Türkçesinin yanı sıra Bulgarca ve Almanca birlikte yer almıştır. Bugün bile pasaportlar bir kaç lisanda basılmaktadır. Nitekim, Türkiye Cumhuriyeti Pasaportları hâlihazırda Türkçe ve İngilizcedir.

DERSİM FACİASI SÖZLERİ

9. Bediüzzaman''ın Dersim Faciası ile ilgili sözleri şu şekildedir:
“Bin dokuzyüz otuzsekiz (1938) senesinde “Dersim Fâciası” ki Doğu Mecmuası''nın 17. sayısında “Doğu Fâciası” serlevhasıyle , bu vak''anın tam tamına aynını yazdı ki, hiç dünyada emsâli vukû bulmamış öyle bir zındıklık, münafıklık ve vatan ve millete haddsiz bir düşmanlık olduğunu kat''i isbât ediyor. Elbette, öyle fevkalâde cânî, canavar memurlara bin def''a zındık dense, değil suç olmak bilakis tasdik ile mukâbele lâzım.”

“İşte o dâvanın doğruluğuna delâlet eden yüz emâreden tek bir emâresi; Bindokuzyüzotuzsekiz (1938) ''deki “Dersim Faciası” nda binler mâsumları, ihtiyar kadınları hem öldürüp, hem ateşlere atmak ve bir isyan tevehhümü ve ihtimâli yüzünden yaktırması, “Beşinci Şuâ”nın o hükmünü kat''i ve hakikat olarak gözlerine sokuyor. “

O ARABAYI MENDERES HEDİYE ETMEDİ, BEDİÜZZAMAN KABUL ETMEZDİ ZATEN

10. Bediüzzaman'a 1957'de Adnan Menderes tarafından Chevrolet marka bir araba hediye edilmesi iddiasına gelince; Bediüzzaman hayatı boyunca hediye kabul etmemiş ve hediye kabul etmemesiyle tanınmıştır. Kaldı ki, devletten gelecek olan bir hediye.. Bediüzzaman için kullanılan araba/taksi anılan tarihte bizzat talebeleri tarafından aralarında para toplanarak satın alınmıştır. Bunu arabayı satın alanlardan bizzat dinlemişimdir. Arabanın, Bediüzzaman'ın son dönemlerde şöförlüğünü yapan Said Özdemir halen hayattadır. Hatta, Said Özdemir sonradan bu arabayı yıllarca hizmete yönelik olarak kullanmaya devam etmiştir. Rahmetli babamı ziyarete geldiği zamanlarda dahi evimize bu arabayla gelirdi. Bu araba halen Isparta’da muhafaza edilmektedir.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum