1. YAZARLAR

  2. Recai ALBAY

  3. Kesintili eğitim, tevhid-i tedrisat kanunu ve ırkçılık
Recai ALBAY

Recai ALBAY

Yazarın Tüm Yazıları >

Kesintili eğitim, tevhid-i tedrisat kanunu ve ırkçılık

A+A-

Kesintili eğitim, tevhid-i tedrisat kanunu ve ırkçılık

 

3 Mart 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu kabul edildi. Bu kanunla, medreseler kaldırıldı. 2 Mart 1926'da maarif teşkilâtı hakkındaki kanun kabul edildi. Bu kanunla lâik eğitime uygun, ilk ve ortaöğretim programları belirlendi. Köy enstitüleri kanunu ise 1940 yılların nisan ayında 248 milletvekilinin oylarıyla kabul edilmiştir.

 

Devrin Mili Eğitim Bakanı H.Ali Yücel, yapılanların bir ‘Türk İnkılâbı’ olduğunu ve köylere kadar bu inkılâbın esaslarının götürüleceğini, söylüyordu. O devirde 40 bin köyden 35 bin köyde okul olmadığı düşünülürse dinden soyutlanmış eğitimin halk üzerinde yapacağı tesiri düşünün!

 

Bu çerçevede ders kitapları yeniden ele alınmış; Din, Allah, Peygamber, mukaddes değerler yozlaştırılarak alay edilmiş, Kur’an’ın Allah’ın bildirdiği vahiylerden değil peygamberin sözlerinden ibaret olduğu, Hicret’in bir kaçış olduğu, İslâm dininin modern evrim teorisine destek verdiği, yeni İzm’e göre köhnemiş tüm bu eski Arap masalları yerine okullarda ‘Latin Ve Grek’ kültürünün öğretilmesine ağırlık verilerek, bu kültürün klasik eserleri tercüme edilerek devlet tarafından yayınlanmıştır.

 

Aslında, köy enstitüsü mimarlarının ana gayesi ‘Anadolu Halkının’ hayatından ‘Köy İmamını’ çekip almak, onun yerine ‘köy enstitüsü mezunu’ nu bir inkılâp öncüsü olarak köye yerleştirmekti.

Bu ideolojik şartlarda,  pozitivist ve materyalist eğitimle yetişen öğrenciler, öğretmen olarak gittikleri köylerde ‘Köylüye süt içirerek, mandolin çaldırarak görkemli resmi anma merasimleri düzenliyorlardı.’

 

Ankara rejimi tarafından sistemli olarak uygulanan bu eğitim politikası zaman içerisinde bütün neticelerini doğurmuş, Anadolu halkı hocasız kalmıştı.

Halkın artık cenazesini yıkayacak, ölüleri gömecek bir hocası yoktu, ama resmi bayramlarda ona mandolin çalacak öğretmenleri vardı. Düşünün, berberler imam tayin ediliyor, Fatiha süresini doğru okuyan şahıs namaz kıldırmak için Mihraba geçiyor, koca İstanbul’da bile Cuma namazları 5-6 kişiyle kılınıyordu.

 

Hakikaten durum öyle bir vahamete ulaşmıştı ki, rejimin ideologlarından Behçet Kemal Çağlar, Nadir Nadi ve Başbakan Hasan Saka bile “mekteplerde acilen din dersi konulması” zaruretinden bahseder olmuşlardı.

Bu ülkeyi ruh kökleriyle yakından tanımayanlar, halkı bir laboratuar malzemesine dönüştürmüş ve bin yıllık milli inanç ve kültür birikimini hiçe sayarak toplumu ağır baskılar altına almışlardı.

 

Evet, Müslüman medeniyetinin kaleleri ve surları vardır. Bu surların en sağlamı mü'minlerin kalbindeki güven ve emniyet duygusudur. Güveni pekiştiren ve hamiyeti kalplerde ateşleyen şey de, sadece dinden gelen manevî duygulardır. Kim, vatan, millet ve benzeri tantanalı sözlerin, fertlerin himmetini harekete geçirip istenen gayelere çevirmede, dinin yerine geçeceğini zannederse, doğru yoldan sapmış olur.

 

Dinin yerine ikame edilmeye çalışılan materyalist ve pozitivist eğitimle, farklı etnisiteden gelen insanları birbirine bağlayan iman düğümleri çözülünce; dinin ve imanın, fertleri birbirine kardeş eden hakikatleri yok edildiğinden, toplum cehalet ve inançsızlık karanlığına düştü. Bu iman za'fı, ahlâkta fesada, tabiatlarda bozulmaya ve nefislerde alçalmaya yol açmış, Maalesef inançsızlık karanlığında yetişen yeni nesil; cahiliyet ırkçılığını ön plana alarak farklı ırktan gelen kardeşler, birbirini düşman belleyerek, terör ve anarşi ile Anadolu coğrafyasının huzur ve refahını yok ettiklerini  ‘kardeşin kardeşi katlettiği bir dönemi” hep beraber yaşadık.

 

60 ihtilali, 71 muhtırası, 12 Eylül İhtilali, Sivas ve Kahramanmaraş hadiseleri, Alevi-Sünni, Kürtçülük, PKK ve nihayet bugünlerde mahkeme safhasında olan; Balyoz, Sarıkız, Ayışığı, Ergenekon, İrticayla Mücadele Eylem Planı, Kafes ve Poyrazköy ve daha bir sürü adını bile bilemediğimiz bütün bu olayların zemini;  işte Tanzimattan itibaren atılan ve 30-40’lı yıllarda Türk Milli Eğitim Sisrtemini çepeçevre kuşatan şu yanlış eğitim politikalarıdır.

 

İşte bu bela ve cefa dönemi nihayet 31 Mart 2012 tarihinde TBMM’de çıkarılan 4+4+4 diye adlandırılan ‘Kesintili Eğitim Kanunu’ ile son buldu. Bin yıllık kültürüne, inancına geçici olarak çekilen müstebit perde en nihayetinde Türk milleti tarafından bertaraf edildi.

Millet tekrar dinini, Kitabını, peygamberini, tarihini, Kur’an’ı Kerim ve Siyer konularını okullarında okuma imkânına, uzun bir ayrılık devrinden sonra yeniden kavuştu. Milletimizin büyük gayretleri ile eğitim kurumlarında bu dersler yerini almaya başladı.

İnanıyorum ki, bu derslerle yeniden yetişecek olan gençler, aynı zamanda bu topraklarda oynanan kardeşi kardeşe (Türk-Kürt) vurdurma planını da bozmuş olacaklar. Bu derslerde alınacak müslümanca bir ahlak ve terbiye ile ırkçı yaklaşımları ve kavmiyetçi anlayışı da ortadan kaldıracaklar. Devletine küsmüş olan Müslüman halkı da özellikle Kürt halkını Devleti ile barıştırıp, kardeşlik tohumlarının yeniden ekilip filizlenmesine yol açacaklardır.

 

Milletimize hayırlı olsun. Yepyeni bir döneme girdiğimizi ve baharın bizi beklediğini, ifade etmek istiyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum