1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. Keşfedilmeye Değer Muazzam Bir Gerçek (Risale-i Nur Eğitim Programı-19)
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

Keşfedilmeye Değer Muazzam Bir Gerçek (Risale-i Nur Eğitim Programı-19)

A+A-

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Dersleri-19: Yaşam Tarzımıza Şüpheyle Bakmak (23. Söz, 2. Mebhas, 4. Nükte)

Eğitim Programı Ön Bilgilendirmesi: 6 Şubat 2015 18.00 Ct. günü Yazarlar Birliği Sümer-1 Sok. No: 11/9 Kat:4 Kızılay/ANKARA’da sunulacak ve ayda bir kez yapılacak, izahlı ve görsel sunumlu Risale-i Nur Eğitim Programımızın yeni dersi: “Ölümün Çaresi..” (İkinci Bölüm) Hayat yolunda kendimizi nasıl kandırdığımızı ve bundan çıkış yollarının neler olduğunu ve %99 kesin bir ihtimalle ebedî bir hayatı kazandıracak olan hakikî bir imanın, nasıl bir özelliğe sahip olduğunu bambaşka bir farkındalıkla öğrenmek ister misiniz? Programımıza buyrun! (Bu programımızda “İman Kurtarmak Kavramı” ele alınacağından iştirak etmenizi ve etrafınızdaki insanları bu dünya kadar büyük ve önemli meseleden haberdar etmenizi önemle rica ediyoruz) Ruhu dinlendiren ve başka bir âleme götüren müziğiyle 1 dk. 34 sn. lik tanıtım videosunu tam ekran ve HD izleyin: https://youtu.be/qsBWYxZerq8 Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programımızın güncel ders konularının detaylarını ve tarih/yer bilgilerini http://www.kesifyolculuklari.com ve http://www.risaleinuregitimprogrami.com adreslerinden takip edebilirsiniz. Hem bizi (haddimizin fevkinde olarak üstlendiğimiz) bu önemli iman hizmetinde yalnız bırakmamak ve manen destek vermek için; hem de imanî ilimlerin tahsilinde ciddî bir altyapı kazanmak, Risale-i Nur’u farklı mana açılımlarıyla anlamak ve taze bir heyecanla, alışkanlık ve sıradanlık perdesini kaldırıp atmak için derslerimize katılmanızı arzu ediyoruz. Eğitim programımızın takdimini ve önceki derslerimizin videolarına; ders programımızı üstüne bina ettiğimiz “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” isimli kitap çalışmamıza ve sunumlarımızda kullandığımız metinlere, videolara ve Powerpoint dosyalarına yine aynı adreslerden ulaşabileceğinizi ve bulunduğunuz yerde bu tarz sunumları sizin de yapabileceğinizi ifade edelim.

Tavsiye Ettiğimiz Takip Metodu: Bu görsel destekli derslerin özellikle yazının en altında yer alan videosunu izlemeniz ve imkânınız varsa devam eden programlarımıza şahsen katılmanızdır. Bu, büyük önem arz ediyor. Çünkü yazımıza (ders içeriği hakkında fikir vermek için) sadece izah metnini alacağız. Yazılı olarak kaleme alınmış hakikatleri, sözlü ve görsel bir şekilde izlemeniz (kitap çalışmamızda olmayan ilave izahlarla) daha iyi anlama ve hissetme imkânı sunuyor. Böylece sadece akılla anlaşılmayan ve aslında “hissedilen hakikatler” olan iman ilmini anlamakta ve “farklı mana açılımları”na kapı açmakta, en verimli bir metodu takip etmiş oluyorsunuz. Bununla birlikte, eğitim programımızı kitap çalışmamız üzerinden de ciddî bir şekilde okuyarak takip ederseniz, bu pekiştirme yöntemiyle (Allah’ın izniyle) Risale-i Nur’u anlamak noktasında en üst düzeyde bir istifadenin gerçekleşeceğine kuvvetle inanıyoruz. Bu derslere ve bu hakikatlere herkesten evvel kendim muhtaç ve iştiyaklı olduğum için, birçok kardeşimle beraber bu manaya en başta bizzat şahidim. Bu çalışmalar ortaya çıktıktan sonra, daha önceden onlarca defa okuduğum yerleri hiç bu kadar iyi anlamamış olduğumu görerek hayret içinde kaldığımı itiraf ediyorum.

23. Söz, 2. Mebhas, 4. Nükte (Keşfedilmeye Değer Muazzam Bir Gerçek) - İzah Metni

Eser metninde, insanın nazlı ve narin bir çocuğa benzetilmesi çok anlamlıdır. Bir çocuğun bir yetişkinden farkı nedir? Çocuk, kendi ihtiyaçlarını kendisi karşılayamaz ve kendi kendini koruyamaz, devamlı olarak yardıma ve refakate muhtaçtır. İşte bizler, kendimizi ne kadar yetişkin olarak isimlendirsek de, içimizde hep yaşamaya devam eden, yardıma muhtaç bir çocuğun var olduğunu; hem kendimiz, hem de bizi yetiştirmiş ailelerimiz hissederiz. Zaten hayvan yavrularından farklı olarak, insan yavruları büyüdüğünde, “artık kimseye ihtiyaçları kalmamış bir olgunluğa” hiç bir zaman gelmezler ve aileleri tarafından terk edilmezler. Elbette bebekliklerindeki kadar aciz değildirler (ya da öyle görünürler) ama yine de aciz ve muhtaç olan bir yanları hep kalır ve devam eder.

İtiraf edelim, yetişkin bir insanın her an havayı teneffüs etmeye olan ihtiyacı noktasındaki acizliği, bir bebeğin anne sütüne ihtiyacındaki acizliğinden aşağıda değildir. Hem ayrıca etrafındaki hayat şartlarına uyum sağlamakta ve ihtiyaçlarını karşılamakta, geliştireceği kabiliyetlerinin ve öğrenebileceklerinin sonu hiçbir zaman gelmez. İşte insan, bu manada her zaman ve her şartta nihayetsiz aciz ve muhtaçtır.

Diğer taraftan, keşfedilmeye değer bir muazzam gerçek, önümüzde tüm ihtişamıyla parlamaktadır ve onu kabul edip, yaşamımıza geçirmeyi beklemektedir. Nedir o parlak gerçek? İnsanın zayıflığında, acizliğinde ve muhtaçlığında büyük bir güç ve zenginlik kaynağının saklı olduğudur. Tıpkı bir çocuğun, etrafındaki güçlü, kuvvetli, akıllı ve zengin yetişkinleri kendine hizmetkâr etmesi gibi.. O çocuk nasıl ki çok güçlü, kuvvetli ve akıllı olduğu için değil, bilakis kendi işini kendi başına görmekten aciz ve yardıma muhtaç olduğu için, insanların şefkatini kendine çeker ve onları etrafında seferber eder, döndürür. İnsan da, tıpkı o aciz ve muhtaç çocuk gibi olduğundan, Allah’ın şefkatiyle, tüm kâinatı kendine hizmetkâr olarak bulmuştur.

Daha önce de detaylı olarak analiz ettiğimiz gibi, insanlığın ilerlemesi ve medeniyetin gelişmesiyle ortaya çıkan ve insanın bu dünyada hüküm sürdüğü harika saltanat, kendi iktidarı ve ilmi sayesinde olmamıştır. Dikkat ediniz lütfen, ‘Bunların etkisi ve katkısı yoktur’ demiyoruz. Elbette, insanları meleklerden ve hayvanlardan ayrıcalıklı hale getiren ve yeryüzünde “Allah’ın halifesi, yani temsilcisi” rütbesine insanı çıkaran en temel insanî vasıf, insanın sahip olduğu öğrenme potansiyeli, yani ilimdir.

Ancak, bu akıl ve ilim nimetinin, hatta insanın bedeninin bile Allah’ın bir ikramı olduğu gerçeği bir tarafa, insanın fiziksel yapısı gerçekçi olarak dikkatle değerlendirildiğinde, tabiat içinde hayatta kalamayacak kadar aciz bir canlı olduğu ve daha herhangi bir medenî gelişme kaydedemeden yeryüzünden silinmeye en kuvvetli aday ve zayıf bir tür olarak ortada arz-ı endam ettiği açıkça görülür.

Peki bu özellikte bir insan, bırakınız hayatta kalmayı, bu dünyaya hâkim olmayı nasıl başarmıştır? Yoksa gizli bir yardım eli mi buna sebep olmuştur? İşte tam da bu soruya cevap olmak için, eser metninde verilen çok çarpıcı bir örnekle iddiamızın somutlaştırılmış olduğunu görüyoruz: Gözü olmayan bir akrep, ayağı bulunmayan bir yılan gibi, haşere cinsinden mahlûkata bile mağlup olabilen zayıflıktaki insanın, aslı küçük bir kurt olan ipek böceğinden ipeği giyebilmesi ve esasında zehirli bir böcek cinsi olan arıdan tatlı ve çok faydalı balı yiyebilmesinin; güçle, iktidarla, akılla ilgisinin olmadığı açıktır.

Hatta benzer örneklerin on binlercesinin yeryüzünün her tarafında mevcudiyeti ile beraber; başta ay, güneş, dünya, atmosfer, yeryüzü toprağı vs gibi ana unsurların âdeta hayata ve insana özel olarak tasarlanmış gibi görünmesi de işin ekstrasıdır.

Bu “hassas ayar”, dünyanın mevcut durumunun ve insanın ondaki konumunun tesadüfî ve kendiliğinden gerçekleşmediğini göstermekle beraber, şefkatli bir kudret tarafından bir yardım ve ikram olduğunu, insaflı akıllara ve sönmemiş vicdanlara güneş parlaklığında ispat etmektedir. Sanırız tam da bu nedenle, insanların gözleri kamaşmakta ve her yeri kaplamış bu hakikati görememektedirler.

Tabiatıyla, “Madem insan fiziksel olarak bu kadar zayıftır. Bu insanın ne özelliği ve önemi var da, şu koca kâinat onun etrafında ve onun ihtiyaçlarına göre şekillendirilsin, onun emrine verilsin ve ondan çok büyük ve geniş bir şükür istenilsin?” diye bir soru akla gelebilir.

Şimdi, yine itiraf etmek gerektir ki, insanın acizliğine şefkat edilmesi gerekçesi, kâinatın insanın emrine verilmesi manasını izaha yetmez. İnsan, sadece aciz ve muhtaç bir varlık değildir. Bunun çok üzerindedir. İşte burada insanın gerçek kıymeti, dış dünyasını değerlendirebilen ve anlamlandırabilen bir şuurlu varlık olmasıyla ortaya çıkıyor. İnsan, kâinatın ifade ettiği manaları anlayabilen ve içindeki harikaları hayret ve ibretle seyredebilen, yaratıcının varlık ve birliğini –şuurlu olarak değil- hayatlarıyla ve üstlendikleri vazifelerle bildiren ve manen O’nu tesbih eden canlı-cansız her şeyin ibadetlerini gören ve kendi küçük ama niyeti büyük şahsî ibadetiyle gördüğünü gösteren, onların ibadetlerini kendi ibadeti içine katarak –şuurlu olarak- ilahî huzura takdim etmekle, tüm yaratılanlar üstünde bir rütbe kazanmıştır.

İnsanın bitki ve hayvanlara benzeyen biyolojik özellikleri vardır. Bu yönüyle, diğer tüm canlılar gibi zaman nehrinin içinde akıp gitmektedir. Buna rağmen, kendine yüksek bir kıymet kazandıran, manevî yöndeki gelişimidir. Kabiliyetlerini düzene koyan, gerçek ve yüksek maksatlar vererek hayvandan başka bir yöne sevk eden ve terbiye ederek mükemmelleşme yolunda doğru istikameti veren, ancak İslamiyet’tir. İslamiyet öyle aydınlık ve parlak bir rehberdir ki, bütün eşyayı yaratanı sevmek ve tanımak manaları içinde olduğundan ışıl ışıl parlar. Eşyanın gerçek maksatları ve hakikati o ışıkla görünür.

Bir eşyanın yapılmasındaki maksat, elbette yapan ustadan sorulur ve ustanın kullanım kılavuzundan okunur. “Madem yapan bilir, elbette bilen konuşur.” O halde, bir radyonun ne işe yaradığı ve o radyodan ne beklediği, onu yapan elektronikçiden sorulacak. Elbette, o elektronikçi, o radyonun istediği gibi çalışmasından, ayarladığı frekanstaki sesleri dinletmesinden hoşnut olacaktır. İstemediği bir bant genişliğinden, sevmediği radyo frekanslarını iletmesi, maksadına aykırı olacağından, böyle bir radyo makbul görülmeyerek hoşnutsuzluğa sebep olacaktır. Doğru çalışan eserini başköşeye koyacak, herkese iftiharla bahsedecek, diğerini kırıp atacaktır.

İnsanın yapılışındaki maksat ise, en önce bu dünyanın kendisi için özel olarak inşa edildiğini görmesi ve takdir etmesidir. Bu maksadı karşılayan ve ona uygun hareket eden insandan, onu yapan ustası elbette hoşnut kalacaktır ve onu başköşeye koyacaktır. İnsan, fiziksel yapısının zayıflığı, acizliği ve muhtaçlığı yönüyle çok küçük ve düşük bir canlıdır ama akıl ve idrak yönüyle çok büyük ve yüksek bir kıymeti var.

Madem bütün kâinatın yaratılış hikmetleri ve maksatları insan ile ortaya çıkıyor, onunla gerçekleşiyor ve madem bir ağacın neticesi meyvesidir ve ağacın bütün dalları, budakları o meyve için çalışır. Hatta denilebilir ki: “Onun içindir”. Kâinat ağacının meyvesi, neticesi olan ve gerçek kıymetini anlayan hakikî bir insan elbette diyebilir ki: “Bu dünya benim bir evimdir ve benim için böyle hazırlanmış.”

Keşif Yolculukları Risale-i Nur Eğitim Programı Görsel Destekli Ders Videosu:

Keşfedilmeye Değer Muazzam Bir Gerçek (23. Söz, 2. Mebhas, 4. Nükte)

https://www.youtube.com/watch?v=OLPdKwPm_yU&list=PL5bPD7AdvnTyX3_W9wzDqTUTemmMYxboU&index=10

ediz-sozuer.jpg

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.