1. YAZARLAR

  2. Ediz SÖZÜER

  3. Kayıp Ada: Bir Küçük Sözler İzahı
Ediz SÖZÜER

Ediz SÖZÜER

Yazarın Tüm Yazıları >

Kayıp Ada: Bir Küçük Sözler İzahı

A+A-

Dünyanın, insanın ve dinin gizli kalmış derin ve yüksek hakikatini keşfetmek ve akla yaklaştırmak için; aslında her birimizin, her gün, gerçek anlamda içinde yaşadığımız ve başrolünü oynadığımız temsiller ve sinematik bir dilin kullanıldığı bir eser “KAYIP ADA”.. Bir Küçük Sözler İzahı.

Aslında bu adaya kaybolmaya değil, dinin insanlığa teklif ettiği yüksek hakikati keşfe gidiyorsunuz.. Çok çarpıcı incelemeler ve aklî deliller eşliğinde saklı olduğu yerden ortaya çıkarılan ve hayatınızı değiştirme potansiyeli olan kocaman bir hakikati..

Gerek Risale-i Nur’a gönül vermiş düzenli okuyucularına, gerek Risale-i Nur’u okumaya yeni başlayacaklara, Risale-i Nur’un ilk sekiz sözünün izahı olan çalışmamızı tavsiye ve takdim ediyoruz. Kitap içeriğinde eser metni, izah metni ve kavram açıklamaları bir arada sunulmuştur. (kitabımıza ulaşmak için gerekli bilgiler en aşağıda)

Yazımıza aldığımız kısım ise esere ismini veren başlık olan ve Küçük Sözler’in temel mantığını anlamamıza yardımcı olan “Kayıp Ada” misalimiz.

Önce bu misalin hemen öncesinde yer alan ve “Küçük Sözler’de Kullanılan Mantıkî Çıkarımların İkna Edicilik Yönü Hakkında” isimli bölümle başlıyoruz.

Risale-i Nur’un birinci kitabı Sözler’in ilk sekiz sözü, sıralamada önceliği olan Allah’ın varlığının ve iman esaslarının doğruluğunun ispatlanması yerine; ibadet, namaz, Allah’ın emir ve yasaklarına uymak gibi mantıken daha sona bırakılması düşünülebilecek konularla başlamıştır.

Mantıkî delil ve ispatlara çok önem verilen Risale-i Nur’da böyle bir sıralamanın hikmetini düşündük. Şahsî kanaatimize göre bunun bir hikmeti; insanın, önce kendisi ve hayatı için dinin ifade ettiği kıymeti ve bu meselelere ilgisiz kalamayacağını idrak etmesi ve bunun sonucunda imanî meselelere gerçek anlamda önem vererek bakmasının sağlanmasıdır.

Yani imanı manevî bir hazineye benzetirsek, önce o hazinenin yüksek kıymetini ve bizim için büyük önemini keşfedersek, elbette o nispette hazinenin varlığını ve yerini keşfetmek ve hazineyi elde etmek için ciddî gayret sarf ederiz.

kayip-ada-bir-kucuk-sozler-.jpgBu nedenle biz de aynı mantıkla kitabımızı (yani bu küçük kitap çalışması onun bir parçası olan “Olağanüstü Bir Hazinenin Keşif Yolculuğu: Risale-i Nur İzah Metinleri” kitabımızı) iki bölüme ayırdık ve ilk bölümde iman hazinesinin kıymetini keşfetmeyi ve ikinci bölümde ise iman hazinesinin varlığını delillerle ispatlamayı esas aldık. Aynen Risale-i Nur’da olduğu gibi, biz de kitabımıza (bahsi geçen büyük kitabımıza) ilk sekiz sözle başlamayı tercih ettik.

Küçük sözlerdeki mantıkî çıkarımların ikna ediciliği konusuna gelecek olursak, ilk sekiz sözde kullanılan argümanlar ve ispatlama vasıtaları, elbette Allah’ın varlığına ve dinin hakkaniyetine getirilen delillerden farklılık arz ederler.

Örneğin dinin bildirdikleri eğer doğruysa (Allah ve âhiret var ise v.s.) ve biz bu meselelere ilgisiz kalırsak, kaybımız çok büyük olacaktır. Dinin istediği bir hayat sürmüş isek de, kazancımız çok büyük olacaktır.

Eğer dinin bildirdikleri yanlışsa (Allah ve âhiret yok ise v.s.) dindar bir yaşam sürmekle ne kaybımız olacaktır ki? Zaten yok olacağız ve yaşadığımız veya yaşamadığımız her şey tamamen anlamsızlaşacak ve yaşanmamış gibi olacak! Peki dinle ilgilenmemenin bu durumda kazanç boyutu ne olacaktır? Ebedî bir hayat gelmeyecekse ve yok olacaksak, esas büyük felaket başımıza gelmiş ve dünya hayatı namına ne çok şey biriktirmişsek, o kadar çok şey kaybetmişiz demektir. Bu durumda herhangi bir kazançtan bahsetmenin imkânı yoktur.

Şimdi bu mantık çerçevesinde, daha din ve iman esasları ve yaratıcının varlığı ile ilgili deliller ortaya koyulmadan bile insanın bu konulara karşı ilgili davranması, en rasyonel (akılcı) ve mantıklı tavır olarak görünüyor. Böyle dehşetli varoluş sorunlarıyla karşı karşıya olan insanın bu meselelere kayıtsız ve ilgisiz kalma lüksü yoktur. İşte küçük sözler tam da bu noktadan yürüyor. (Yaratıcının varlığına dair aralara serpiştirilen mantıkî delilleri istisna olarak görecek olursak)

Esasen ibadetler Allah rızası için yapılır. Cenneti kazanmak, cehennemden kurtulmak veya dünyevî bir menfaat elde etmek için değil. Bunlar sadece teşvik edici olabilir, ibadetin esas sebebi olamazlar, olmamalıdırlar. Fakat dünyevî hazlardan başka bir gayesi olmayan ve şahsî menfaatinin haricinde bir şeyi düşünmeyen nefsi susturmak için, sırf şahsî ve dünyevî menfaat gayesi esas alındığı zaman bile, dinin hakikatlerine ve teklifine ilgisiz kalma rahatlığının bulunmadığı gösterilerek, akıl ile beraber nefis dahi ikna edilebilir.

Böylece bu meselelerin, insanın merak ve ilgi sahasının içine girmesi sağlanmaya çalışılır. Yaşadığımız hayatı, şahsî menfaatimizi ve gelecekteki akıbetimizi doğrudan ilgilendiren bu türden ikazlar; tamamen dünyada boğulmuş, ölümü hatırlamayan ve hayatı ebedîymiş gibi yaşayan bizleri gaflet uykusundan kurtarmak ve uyandırmak, dinin hakikatlerine ve emirlerine teşvik etmek, inkârın zararlarından ve dinin yasaklarından sakındırmak ve bizi sarsarak kendimize getirmek için güzel ve gerekli araçlardır.

Bu hakikate bir misal yardımıyla bakarak, meseleyi hem daha iyi anlamaya çalışalım. Hem de bir kısım ateistlerin, dindar insanların sadece ölüm korkusu nedeniyle ve cehennemden kurtulmak, cennete gitmek için dine sığındıkları ve böyle bir gerekçeyle dine yönelmenin akıl ve mantık işi olmayıp, tamamen duygusal bir davranış olduğunu ifade ettikleri iddianın temelsizliği ve saçmalığı ortaya çıkmış olsun.

Kayıp Ada

Şimdi gözleri bağlı bir şekilde ve bayıltılarak bir adaya koyulan yüz kişi farz ediyoruz. Bu insanlar gözlerini açtıklarında görüyorlar ki, adanın tüm şartları, rahatça barınacakları bir şekilde düzenlenmiş bir vaziyet gösteriyor. Ayrıca kalacakları meskenlere düzenli olarak yemekler gönderiliyor. Adanın bir sergi yeri vaziyetinde ve bir teşhir yeri düzenliliğinde ve minnet hissi uyandıracak ikramların sunulduğu bir ağırlama mekânı tarzında hazırlanmış olduğunu gördüklerini hayal edelim. Bu adada hastalığın ve ölümün de olmadığını farz edelim.

Acaba böyle diye, o adaya neden gönderildiklerini, onları oraya kimin gönderdiğini ve onun kendilerinden neler istediğini merak etmemek ve umursamamak, o insanlar için hiç mümkün müdür ve makul bir iş olarak görülebilir mi?

Adada yaptıkları hiç bir işten, ne mükâfat ne ceza almasalar, hiç ölmeseler ve hastalanmasalar dahi, elbette “Biz neden buradayız?” şeklinde bir varoluş kaygıları bulunacaktır.

İşte aynen bu misal gibi, eğer dünya hayatında ölüm, acı, ayrılıklar, hastalıklar ve musibetler bulunmasaydı ve yaptıklarımızın karşılığında bir cennetle ödüllendirilmek veya cehennemle cezalandırılmak diye bir şey olmasaydı bile; buraya neden gönderildiğimizi, bu harika sistemi kimin işlettiğini ve bizden ne istediğini merak etmemiz ve bu araştırmamız sonucunda bulduğumuz cevaplara göre hareket etmemiz, en temel insanî tavrımız olacaktı.

Adaya tekrar geri dönelim. Hazır barınaklar ve mükellef sofralardan başka, meydanın orta yerine kurulmuş bir idam sehpasının da o adada bulunduğunu hayal edelim.

Öyle ki, bu ikinci vaziyette, o yüz kişi, bir taraftan en güzel yemeklerle beslenip, güzelce ağırlanmakla beraber, zamanı ve sırası belirlenmemiş bir şekilde o idam sehpasına çağrılıp acımasızca öldürülüyor olsunlar. Bir saat sonra filanca kişi çağrılırken, beş gün sonra diğer bir kişi, on hafta sonra bir başkası, hemen arkasından beş dakika sonra bir diğeri ve yirmi yıllık bir aradan sonra başka birisi… Sıranın ne zaman ve kime geleceği, hiç belli olmasın. Korkunç değil mi?

İşte şimdi siz söyleyin lütfen, böyle bir vaziyette orada neden bulundukları, kendilerinden neler istendiği ve kim tarafından oraya getirildiklerine dair soruların doğru cevaplarını bulup, o idam sehpasından kurtulmanın çaresini uygulamak; adanın önceki durumuna göre çok daha önemli, hayatî, zarurî ve insanî bir ihtiyaç haline gelmedi mi?

O topluluğun içinden biri çıksa ve dese: “Siz o idam sehpasından korktuğunuz için bu sorulara cevap arıyorsunuz. Mantığınızla değil, duygularınızla hareket ediyorsunuz. Bakın ben bu meseleleri hiç umursamıyorum ve korkmuyorum. Sizden daha akıllıyım.”

Acaba bu adamın şu deli saçması sözüne karşı söyleyecek bir şey bulabilir misiniz ve böyle bir durumda bu sözlerden daha akılsızca bir söz olabilir mi?

Hiç öyle bir vaziyette bu sözler ciddiye alınmaya, hatta cevap verilmeye lâyık mıdır? Zaten biz burada onu değil, hayatın ve ölümün gerçek hakikatini arayan sizleri muhatap alıyoruz.

İşte dünya hayatına davetsizce getirilen bizler, adanın ikinci vaziyetinde, o yüz kişinin yaşadıklarının aynısını, hem de her gün yaşıyoruz. Evet, bu dünyaya neden getirildiğimizi ve ona bizi davet edenin kim olduğunu ve bizden ne istediğini aramak, aklın ve insaniyetin gereğidir. Ölüm, cennet ve cehennem olmasaydı bile, bu arayış olacaktı. Fakat buna bir de ölüm hakikati eklendiği için, “Neden buraya davet edilip, lezzetli nimetlerle yedirilip içiriliyoruz ve sonra idam ediliyoruz?” sorusunu diğer sorularla birlikte sorduğumuz ve bu dehşetli durumdan kurtulmanın çaresini aradığımız hengâmda biri çıkıp dese ki:

“Siz akılcı değil, duygusal hareket ediyorsunuz. Ölümden korktuğunuz için bu soruları soruyorsunuz ve kendinizce bulduğunuz çareleri, menfaatiniz için uygulayarak, acizlik gösteriyorsunuz. Bakın ben ne kadar akıllıyım. Hiç bu meseleleri umursamıyorum ve korkmuyorum.”

Acaba bu sözler her gün 300.000 insanın öldüğü bir dünyada dinlenmeye lâyık mıdır ve bu insan kendi kendini kandırmıyor mudur? Bunlar manasız hezeyandan ibaret, saçma sözler değil midir?

Evet. İnsan acizdir. Ölüm dehşetlidir. Bundan kurtulmanın çaresini aramak ve varsa o çareyi uygulamak kadar akılcı bir şey, acaba bu hayatta var mıdır?

İşte varoluş üzerine sorularımızın cevaplarını aramaya ve içinde bulunduğumuz dehşetli durumdan kurtuluş çarelerini bulmak için, esrarlı ve keyifli maceralarla dolu yolculuğumuza başlıyoruz.

Bizimle gelin ve olağanüstü bir keşif yolculuğuna katılın!

Bu noktadan ilerisini okumak için, tamamı okunabilir ve pdf olarak indirilebilir bir ücretsiz E-Kitap olarak yayınladığımız kitabımıza aşağıdaki adreslerden ulaşabilirsiniz.

Google Books: http://books.google.com.tr/books/about?id=T_psBwAAQBAJ&redir_esc=y

Google Play: https://play.google.com/store/books/details?id=T_psBwAAQBAJ

Kitabımız ücretsizdir, “Ücretsiz Örnek” bölümünden tamamı okunabilir. Google Play'de "0 (sıfır)" liraya satın almak için kredi kartı bilgilerinizi kaydettirmeniz, tamamen teknik bir gerekliliktir. Ayrıca kitabımızı PDF veya WORD formatında indirerek E-Kitap olarak okumak veya çıktısını alarak ciltlettirerek okumak isteyenler için İNDİRME ADRESİ: yadi.sk/d/cs2sRKj_czB2J

Ayrıca aşağıdaki adreslerden yazımıza ait bölümlerin görsel destekli video sunumlarını da izleyebilirsiniz:

1- Küçük Sözlerin İkna Edicilik Yönü

https://www.youtube.com/watch?v=ecEgB1qU8YM

2- Kayıp Ada

https://www.youtube.com/watch?v=2D9HU711_xE

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.