Kastamonu Lahikası 14. Mektup’un Tahlili

14. mektup, bayram tebriki ve gönderilen manevi hediyelerden bahsetmektedir.
Mektuplaşma şimdi önemini büyük ölçüde yitirmiş olsa da vaktiyle haberleşmenin en iyi araçlarından birisiydi. Mektup yazmanın da bir usulü ve birtakım riayet edilmesi gereken rükünleri vardır. Geleneğimizde mektuba önce dua ile başlanır, muhatabın ismi zikretme, övgü, selam, özlem belirtme, hal bildirilme, iltimas talep etme gibi rükünlerden sonra tekrar dua ile bitirilir. Lahikalardaki mektuplara baktığımızda Bediüzzaman Hazretlerinin genellikle bu rükünlere riayet ettiği görülmektedir.

Bediüzzaman Hazretleri Kastamonu’ya sürgün olarak gönderildikten sonra Isparta ve civarında bulunan ehl-i hizmet talebelerine yazdığı bu ve diğer mektuplarla; irtibatı sağlamayı, ilişkileri sıcak tutmayı ve başlatılan iman ve Kur’an hizmetinin aksamadan devamını amaçlanmıştır.

Bediüzzaman mektubuna, “Bismihu (Allah’ın adıyla), Ve in min şey’in illa yüsebbihu bi-hamdihi” (Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin. Onu şükran ve minnetle anıp şânına lâyık ifadelerle anmasın ve noksan sıfatlardan tenzih etmesin). (İsrâ Sûresi, 17:44) diyerek Allah’a övgü ve şükür ile başlamıştır.

Kastamonu’ya vardıktan birkaç ay sonra yazıldığı anlaşılan bu 14. Mektuba muhatapların sıfatlarını sayarak devam etmiştir. Hitap Bediüzzaman için çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu hitaplar; duygusal, psikolojik ve manevi bağların kurulabilmesi için en etkili şifrelerden ve iletişim kanallarından biridir. Son derece zor şartlarda yapılan cesurca ve fedakârca hizmetlerin görüldüğünü, takdir ve taltif edildiğini bilmek, muhatapların duygularını, gönüllerini ve ruhlarını okşamakta, bir nebze de olsa nefes aldırmakta ve hizmet etme şevki vermektedir. 

“Aziz, sıddık, mübarek kardeşlerim’” hitabında geçen kelimeler birer sıfattır ve muhatapların hepsinin de alnının akıyla bu sıfatları hak ettikleri açıktır.

“İzzetli, daima doğruluk üzere ve Allah'a ve Peygamberine çok sadık, verimli ve bereketli olan kardeşlerim!” İfadesi, çok sevecen ve sıcaktır. İzzetli’nin mana-yı mefhumunda onurunu koruma ve cesurluk, sadık’ta davaya sadakat, mübarek kelimesinde de çalışkanlık ve fedakârlık manaları da yatmaktadır.

Zahiren aynı anne babanın evlatları arasındaki nisbet anlamına gelen kardeş kelimesine Bediüzzaman farklı bir anlamlar katarak zenginleştirmiştir. Bu bir dava kardeşliğidir. Zaten Cenab-ı Hak bütün müminlerin kardeş olmalarını emretmektedir. Kendi şahsı, kulluk ve ubudiyeti, Kur’an’ın dellallığı olmak üzere üç şahsiyetinin olduğunu belirten Bediüzzaman, kardeşliği, kulluk ve ubudiyet şahisyeti ile özdeşleştirmekte, “İbadet itibarıyla uhrevî kazancıma hissedar olur.” demekte ve şöyle bir kardeş tarifi yapmaktadır:

“Hakikî olarak Söz’lerin (Risalelerin) neşrine ciddî çalışmakla beraber, beş farz namazını edâ etmek, yedi kebâiri işlememektir.”  … “Birkaç defa hususî ismiyle ve sûretiyle duâ ve kazancımda hazır olup hissedar olur. Sonra umum ihvanlar içinde dâhil olup, rahmet-i İlâhiyeye teslim ediyorum ki, duâ vaktinde ‘ihvetî ve ihvânî’ dediğim vakit onlar içinde bulunur. Ben bilmezsem, rahmet-i İlâhiye onları biliyor ve görüyor.”  

Kardeşlik manevi esaslara dayandığı için, hediyeleşme de manevi olmaktadır. Bediüzzaman karşılıksız hiçbir maddi hediyeyi kabul etmemektedir. Fakat yazılan Risaleleri manevi hediye olarak kabul ettiğini, bu hediyelerin bayram öncesinde gelmiş olmasını, manevi havayı, bayram sevincini ve tebriğini, binler kederi olsa silecek derecede ziyadeleştirdiğini belirtmektedir. 

Zaman ahirzaman, deccalin ve süfyanın dehşetli zulümlerini yaptığı, ehl-i imanın imanlarını söndürmek için din adına ne varsa yok etmeye çalıştığı, azıcık başını kaldıranın başının kopartıldığı bir zamandır. Çok cesaret isteyen böyle bir zamanda; “ihlâslı sadakat”in, “liveçhillâh uhuvvet/Allah rızası için kardeşlik”in ve “fisebîlillâh  muavenet/Allah için yardımlaşma”nın ancak “âlî-himmet sıddîkinlerde/yüksek gayretli sıddıklar”da bulunduğunu belirten Bediüzzaman, “bin barekallah” diyerek, Allah’a hamd ve şükrederek yine kendi şahsına değil, “Kur’ân ı Hakîme hâdim ve Risale-i Nur’a  şakirt eylemiş.” diyerek talebelerinin hizmetlerini ve sıfatlarını övmekte, derecelendirmekte ve doğrudan doğruya semavi olan Kur’an’a intisap ettirmektedir.

Sıddıkiyetin zirvesi Hz. Ebubekir (r.a)’dir. Onun gibi âlî-himmet sıddîkinlerde bulunan bir hasletin tezahürlerini kendi talebelerinde görmek ve bu hakikate de layık olmak şayan-ı tebrik bir durumdur. 

Bediüzzaman her zaman mektup yazma ve bu yazdıklarını muhataplarına ulaştırma imkânına sahip değildir. Karakolda misafir edilmekte ve kimseyle görüştürülmemektedir, daha sonra da karakolun karşısındaki evde sürekli gözetim altında tutulmaktadır. Bu nedenle aynı mektupta birkaç kişiye hitap edebilmektedir. Bu mektupta da genel ve özel olmak üzere iki hitap şekli vardır. Özel olanlar, Hüsrev ve Küçük Ali’dir. 

Ahmed Hüsrev Altınbaşak; Bediüzzaman’ın hem istişare arkadaşı, hem yardımcısı ve hizmet-i Nuriyenin en önemli rüknü idi. Telif edilen Nur Risalelerini, Isparta’daki Nur Talebeleri ile hem elle yazarak, hem de teksir makinesiyle çoğaltarak Anadolu’nun her köşesine sevk eden çok fedakâr ve gayretli birisidir. Onun bu sistemine Bediüzzaman, fabrika gibi sistemli çalışmasından dolayı Gül Fabrikası ünvanını vermiştir. 

Bediüzzaman Hüsrev Ağabeyi, “Senin, umum kardeşlerin namına bayram tebriki hesabına, başta Kur’ân’ın baştaki çok şirin ve güzel cüzleri olarak Mektubat’ın kısm-ı âzamını hediye etmekliğiniz, bin tebrik hükmünde oldu. Bin Bârekâllah!” diye överek ve manevi hediyelerini kabul ederek tebrik etmektedir. Bu hediyeyi Kur’an’ın cüzlerine nisbet ederek ne kadar değerli bir iş yapılmış olduğunu belirtmekte, takdir etmekte ve çok sevinmektedir.

Küçük Ali ise, Ali Sarıbıçak’tır. “Mübarekler Pehlivanı Büyük Ruhlu Küçük Ali” diye de bilinmektedir. Nur davasında çok büyük hizmetlere vesile olmasından dolayı Bediüzzaman’ın iltifatlarına mazhar olmuştur. 40 sene evinden çıkmamış, Külliyat’ı tam 17 kere yazmıştır.

Küçük Ali, Risaleleri “mükemmel” bir şekilde yazarak “büyük manevi hediyesi” ile Üstadını cidden çok şaşırtmış, beğenisini ve takdirini kazanmıştır. Yazıları Nur Fabrikası Büyük Hafız Ali’nin yazılarından ayırt edilemeyecek kadar mükemmeldir. Üstadının çok sevdiği merhum yeğeni Abdurrahman’ın ve merhum talebesi Lütfi’nin yeniden dünyaya gelmişler gibi hizmet dairesine girmiştir. Artık o Hafız Ali sisteminin kahraman bir yardımcısıdır, sistemin iki mübarek, hâlis ve kıymettar Mustafa’ların elindeki elmas kılıçlar gibi bir elmas kılıca sahiptir.

Kastamonu’nun iman ve Kur’an hakikatleri açısından bir fethe ihtiyacı vardır. Oradaki muhtaç gönüllere de ulaştırılması, dinsizliğin sinsice açmış olduğu yaraların tedavi edilmesi gerekmektedir. Bediüzzaman’ın kendisi gibi aciz birine fetih için yardıma koşan bu elmas kılıçlara çok ihtiyacı vardır. Küçük Ali Kuleönülüdür. Kuleönü’nü de bu fedakârlığı ile Hafız Ali’nin büyük fabrikasına katarak aynı kalemi aynı tarzı, aynı iktidarı ile Risale-i Nur’un tam kametine yakışacak nakışlar, murassâ/süslü elbiseler giydirmek suretiyle fütühata lojistik destek sağlamaya başlamıştır.

Üstadın yeğeni Abdurrahman model bir şahsiyettir. Daha sonra kendisine talebe ve kardeş olanları hep ona nisbet etmektedir. Onda gördüğü özellikleri nedeniyle “bir Abdurrahman, bir Lütfü gelmiş gibi” sevinmektedir. Lütfü Ağabeyi de hizmetlerinden dolayı aynı ayarda görür. Bediüzzaman Abdurrahman için, “Dehâ derecesinde zekâya mâlik, sadakatli ve cesur bir talebem ve manevî evlâdım.” demektedir. Bu nedenle Abdurrahman Nursi, Bediüzzaman’ın hayatında müstesna bir değere haizdir. Çok gayretli ve çalışkan olan Abdurrahman, özellikle neşriyat işinde büyük hizmetler vermiş ve Müküslü Hamza Efendi’den sonra Bediüzzaman’ın hayatını anlatan eserini bastırmıştır. 

Mektupta adı geçen Lütfü ağabey (Abdullah Lütfi Özerdem, Saatçi Lütfi) de Bediüzzaman'ın Ispartalı ilk talebelerindendir. 1935 yılında kendisiyle birlikte Eskişehir Hapishanesinde yatmıştır. Risaleleri yazma hizmetinde çok gayretli çalışmaları olmuştur. 

Yine mektupta adı geçen Hafız Ali Ağabey de eşi ile birlikte Risale-i Nur’ları yazarak ve anlatarak büyük hizmetlerde bulunmuştur. Hafız Ali Ergün, çok sayıda İslamköylünün Kur’an öğrenmesine ve Risale-i Nur’u tanıdıktan sonra da çok sayıda kişinin Risale-i Nur’ları yazmasına ve okumasına vesile olmuştur. 1943 yılında Denizli Hapishanesinde Üstad’ı Said Nursi’ye çok yakın durmaya ve hizmetlerinde bulunmaya gayret etmiştir. Hafız Ali, istikamet ve ihlâs üzerine bir hayat yaşamak için büyük gayret göstermiş, Kırk beş sene devam eden hayatına çok büyük hizmetler sığdırarak Üstadının bedeline 1944 yılında Denizli’de şehid olarak ecel şerbetini içmiştir. İslamköy’ü adeta bir fabrika ve bir matbaa haline getirmesinden, Risale-i Nur’ların yazılarak yayılmasında olağanüstü bir çalışmaya vesile olmasından dolayı, Bediüzzaman İslamköy’ü ‘’Nur Fabrikası’’ olarak isimlendirmiş ve Hafız Ali için de ‘’Nur Fabrikasının sahibi’’ tabirini kullanmıştır.

Hafız Ali Ağabeyin Sistemi/Nur Fabrikası; “fedakârlık”, “feragat”, “tevazu ve mahviyet”, “ihlas ve samimiyet”, “fenafi’l-ihvan”, “Risale-i Nur prensiplerine ve Üstada bağlılık”, “dakiklik, hassasiyet ve gayret”, “iman ve Kur’an hizmetinin her şeyin önünde tutulması”, “fıtrat ve istidatlara uygun muhatabiyet” gibi çok önemli esasları haizdir.  

Bu esaslara baktığımızda Bediüzzaman Hazretlerinin İhlâs Risalesinde ve sair risalelerde cemaatleşme yolunda yerleştirmeye çalıştığı esaslardır. Dolayısı ile Hafız Ali Sisteminde, cemaatleşmenin küçük bir nüvesi görülmektedir.

14. Mektup, dini, imani, tarihi, edebi, psikolojik, sosyolojik, hukuk ve kamu yönetimi açılarından incelenmeye değer bir mektuptur.  

Kaynaklar:
1-e-risale.com
2-Mektubat, 26. Mektup, s. 329
3-http://www.hayrat.tv/ahmed-husrev-altinbasak-kimdir/ (erişim tarihi: 07.01.2015)
4-[ Ömer Özcan
http://www.cevaplar.org/index.php?content_view=5887&ctgr_id=91 (Erişim tarihi: 09.01.2015)]
5-[Mehmet Selim Mardin http://www.yeniasya.com.tr/enstitu/deha-derecesinde-zekaya-malik-sadakatli-ve-cesur-bir-talebe-bediuzzaman-in-yegeni-ve-manevi-evladi-abdurrahman-nursi_149456 (erişim tarihi: 09.01.2015)]
6-Son Şahitler
7- Risale Akademi, Isparta Kahramanları, 2013.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum