İsmail BERK

İsmail BERK

Yazarın Tüm Yazıları >

Kalıverir

A+A-

Duygular, davetsiz misafir olur kırgın gönüllere. Akıl devre dışıdır bu demde. Şüphe ve su-i zan kazanı, çoktan nefse yemek pişirmektedir. Akıl kepçesi bu kazandan tabağına aldığıyla yemeye başlar. Mide fesadı, düşünce fesadına döner. Dertleşmeler, artık birer tasdik ve taraftar kabulüdür. İç itirazlar bastırılır. Kalbin sesi, şeytanın şüphe ve şirk bulutlarında gururuna servis yapmaktadır. İşte insan, bu cendereden çıkacak kadar irade ve ızdırari bir dua ile Rabbi’ne iltica edip, kendinden vazgeçme ve kaybetme pahasına ilkelerine/prensiplerine aidiyetin maliyetini ödemeyi göze almazsa, nefis kazan, akıl kepçe olmaya devam eder. Ve insan aldanır, orada kalıverir. Sadece duymak istedikleri ile kalıverir. Gıybetine odun taşıyanla beraber olur. Çamura banmış eller, kara çalmaya hazırdır bu vadide. Ve misk zanneden ve zannettirilen batakta, insan aldanmanın hırsı ve benlik şehveti ile muhakemeyi kaybeder. Ve kaybettiği yerde kalıverir.

Yanlış, yanlışa mukaddime olur. "Yalan, yalana mukaddime" olduğu gibi. Böylece ilerledikçe içiçe yanlışlar serisi, yeni yanlışa hazırlık, yapılan yanlışa da gerekçe arar durur, daha doğrusu uydurur. Kimisi d/uyar, kimisi k/anar, kimisi ise k/ayar veya y/azar olur. İşte bumerangın çeşitlenen zihni fesadı, kalbe inen müfsit beyan ve akla ziyan tevil kalıverir bu mahallede. Kör, şaşıya şahitlik yapar "gördüm" diye. Sakat, diğer engelliye moral olmaya çalışır "kaçarken kovaladım" diye. Fakir, sermayesiz gününkarıdır ve "ben kazandım" diye üfürür etrafı. Her şey kalıverir bu mecrada. Kalıverir bütün kalıntılar. Kalıtımsız bir miras olur. Yanlışın içinde boğulmak ve düşünmenin paranoid k/alıntıları kalıverir.

Dünya, dünyanın içindekilere baktıkça "siz mi kalıverdiniz bende" diyerek sitem eder çağın dünyevi misafirlerine. Dünyada yaşayıp, "dünyada kalıyorum" dercesine kalıverir dünyalıklarla. Ya da beceriksizliğine kaput olur tenkitler ve dışlamalar. Başarılıdır başarısızlığı tescil ettirici tenkitlerle. Ve kalıverir dünya hanında. Huzursuzluk ise Ş/anında.

Tatminsizlik ise K/anında. Ve insan aldanır, aldatır, aldatılır. Üçü de masum değil. Sadece üçüncünün farkettiğinde pişmanlığı sesli itiraf ve helalleşme hakkı var. Veya olaki bu fırsatı bilir. Aksi halde aldatma üzerine kurulu düzende/çemberde/çevrede kalıverir. Bir başkasının kalışı ile moral bulup, kendini teselli etme kandırmacası ile katmerlenir kandırmaca/aldatmaca. Ve kalıverir bu diyarda.

***

Eşya, insana kendini sevdirir. Bir kısmını almak ister, alamaz. İç geçirir. Aldıkları ise malı olur. "Mal, canın yoncasıdır" der ve malının kıymetini bilir. Bir eşya kültürü ve sahiplenme duygusu yaşar. Sonra malik/mülk sahibi olduğunu zannetmeye başlar. "Benim..." demeye hazırlanır. Kalıverir bu sahiplenme psikolojisiyle. Stoklar,"tedbir" diye her şeyi. Yedekler,"bir gün lazım olur" diye. "Eşya, mal, para" birbirini besleyerek insanı kendisine bağlar ve aidiyetinin parçası yaparak onların arasında kalıverir insan. Ruhu nefes alamaz böylesi eşya/nesne/mal/mülk/para/kariyer konuşmalarının uzayan meraklı sohbetlerinde. Cezbedicidir bu tür kışkırtıcı ve iç geçirici sohbetler. Ve insan kalıverir bu gaflet dolu sempatik ve "zehirli bal" tadındaki, acısı ve ağrısı sonra çıkan bağlanmalarda.

***

İnsan isterken, neyi istediğini, niçin istediğini, sonunda ne olacağını, nereye vardığında neyin değişeceğini bilemezse. Prensipleri/davası ile havası arasında hangisini derin niyetinde sakladığını çerçeve olarak ortaya koyamazsa. Çevrenin etkisi ile iradesinin tercihini doğru yerlerde ve mesafede tutmayı başaramaz/yeterince dua edemezse. Sonunda isteklerinin arasında kalır, onlarla yaşar ve onlardan gerçekleşenle kendince mutlu, ama çoğunlukla mutsuz olur. Birbirini kovalayan alt isteklerle boğulur/boğuşur ve isterken aldanır ki, kalıverir içinde. Nefis alıverir, o da kalıverir.

İnsan aldanır, aldandığını bilemeyebilir, ama fark ettiğinde dönebilir. Aldatıldığını zamanla görebilir. İşte ondan sonra hemen dönebilir ya da o da artık aldatanların çetesindedir nefsiyle birlikte ve "ört ki ölem" der. Örter hakikatin vicdanda kalan kalıntılarını ve orada kalıverir, oraya yığılıverir, orada insaniyet eriyiverir.

Bir dostun dostluğuna talipken, muhabbet ilerleyiverir, sohbet iyi gelir. Birbirine bağlılık verecek ilke/prensiple birlikte bu yakınlık bir davaya/bir hedefe ve duaya emanet değilse, sevgi Allah için ilerlemiyorsa, zahiren Allah için gibi görünse de zamanla muhabbet ve yakınlık dertleşmeyle birlikte dertlerin harmanına döner. Karşılıklı ortak şikayet alanları ve ortak "düşman" tarifleri gelişir. İlke bağlılığı oluşturamayanlar, menfaat ve his bağımlılığı oluştururlar ve birbirlerini sararlar. Birbirlerinin ayıplarını sarar, başkasınınkini ise sonuna kadar yararlar. Birbirlerine yanlışta servis yapma/çeteleşme başlamıştır. Hakikat kovulmuş, hayal ve şüphe ev sahibi olmuştur artık.

Böylece bağlılık, hakikat ve muhabbet gider. Bağımlılık, şahsilik ve nefsi zorlayan tarafa/cepheye/insanlara tavır koyma kalıverir bu mahalleye. Husumet yerleşir, mekan tutar ve insan orada aldanırcasına gayr-i meşru bir muhabbetle kalıverir. Ta ki daha katmerli bir fesat gelene kadar bu gayr-i meşru ilişki devam eder. Daha berbatı gelince, berbatlar bölünür ve birbirine düşer ama artık ikisi de kalıverir komşu mahalleler olarak.

***

İnsan hayatının kartopu olur bazen. Hayatının en kritik ve kırılması trajik olan kaybediş öyküsüdür/serüvenidir. Dağın başından yuvarlanan kartopu gibi büyüyerek katlanan bir toplam büyüklüğe ulaşır. Yükselmeyen, aşağıya inen ve dibe vuran musibetler (maddi-manevi) serisi gibi ardı sıra yaşadığı kayıplar onu katlayarak tepeden dibe indirir. Sonunda dağın eteklerinden topladığı bütün kar, hayatındaki negatifleri eritecek şekilde güneşle yüzleşeceği dibe taşır. Ve taşıdığı yerde kalıverir ve kaybeder her şeyi. En kötüsü maneviyatını moralini ve şevkini kaybeder. En önemlisi de güvenini kaybederek alıverir, daha doğrusu yığılır ve büzülür. Birde bu aşamaya geçip hala yeni bir yolculuğa çıkmaktadır ki, burada da aşağıdaki yeni süreçle yüzleşir.

Varlıkları gider, sağlığı gider, iflas eder. Sevdikleriyle sahici olmayan sevgisinin bedelini ödeyecek şekilde yüzleşir. Bağımlılıklarından ayrılış ve kayıplarının acısıyla bir iç kopma yaşar. Vücuda yapışmış bir keneyi çıkarmak gibi sağlığa kavuşturan ama kopuşu yara yeri yapan bir bağımlılıktan kurtulmanın iyileştirici yarası gibi dibe vurur. Yine kalıverir negatifliğin, umutsuzluğun ve vazgeçilirliğin acısıyla. Kalıverir, kayıverir ve çıkılmaz bir hale teslim olur.

Bir çıkışı vardır; Ümitle canlanmak, Rabbi’ne sığınmak, tevekkülle yokluğun yaşattığı zevk-i ruhaninin şükrü ile yaşayıp yokluk derelerinden geçmenin hazzını yaşamak. Yokluğun yoklukla eşleştiğinde varlık olduğunu idrak edecek tefekkür okumaları ile kalben dünyanın geçişine ve bitişine tanıklık edip kopmak. Ama kesben asla bırakmamak.

Bırakırsa, bırakıverir emanet-i kübrayı ve kaybedişin şekilsel varlığı ile avunup gider. Kalıverir orada.

Çıktığında, bütün eriyişin ve kaybedişin şahitliği ile ruhunu tazeler, fikrini yeniler, yine zirveye bakar ama bu inişin çıkışı olduğu için daha anlamlıdır. Yine kalıverir ve bir zirve gerçeğidir bu.

Ya da hayatın hakir yüküne teslim olur. Olayları büyütür, kişileri çok önemser, nefsine yapılan haksızlıkları görürde dayanamama tahrikiyle yine kaybeden şebekelerce provoke edilme oyunuyla dipten dibe ayrı bir kaybediş ve kalıverirliği yaşar.

En iyisi bu çukurdan/bitişten ve çürüyen varlıklarından, şöhretinden ve teveccühünden kurtulmaktır. Etrafın bindirilmiş kıtalar gibi telkinlerinin ifsat sağanakları altında onu dışlayan tutumları ve riyakarlık dolu korkak ikilemleri karşısında yüksek bir özgüvenle ve sadece Rabbi’ne sığınmanın hazzıyla dolmaktır.

İşte kalan kalır bu çukurda, kalıverir. Aynı sireti ve kaybedişin şizofrenik serencamı ile bataktaki varlığını çamurlaştırarak yayar. Bu musibetlerden maddi manevi kurtulmanın reçetesinin ise fikirlerin zirvesine dönüş olan yokluğun yokluğundan başlamak olduğunu "haydi Bismillah" diyerek fark eder. Derin bir tebessümle sahil-i selametin tefekkür ve teceddüt yoluna koyulur.

Zahiren kaybedişin, aslında, zalimlerden kopuşun getirdiği bir lütufla döner kendine.

Ve hayat koyuvermez onu kalıvereceği zemine ve çevreye.

O kendine ve Rabbi'ne dönmüştür.

Ve yükseldikçe kalıverir yamaçlarda bir güzeran ufukla ve seyirlik tefekkürle.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum