1. YAZARLAR

  2. Hasan TANRIVERDİ

  3. Kader, kaza ve âta münasebeti
Hasan TANRIVERDİ

Hasan TANRIVERDİ

Yazarın Tüm Yazıları >

Kader, kaza ve âta münasebeti

A+A-

Levh-i Mahfuz,  ilahî ilmin aynası, kaderin kayıt defteri ve kâinatın programıdır. Olmuş ve olacakların, kısacası varlık âleminin her şeyiyle yazılı olduğu ve kayıt altına alındığı levha.

Yüce Allah Levh-i Mahfuz’un küçük bir örneğini hafıza olarak insanda yaratmıştır. Yaşadığımız bu şahadet âleminde mercimek tanesi küçüklüğündeki bir et parçasında, öğrendiğimiz bilgileri ve yaşadığımız bütün olayları, algıladığımız sesleri, renkleri, tatları ve simaları kaydeder. Gerektiğinde hatırlatır ve kullandırır. Bütün bu bilgiler kayıt edildiğinde dahi bu küçük hafıza kapasitesinin belki yüzde biri dahi dolmamaktadır.

“Bütün bu işler, o mercimek tanesi küçüklüğündeki et parçasının marifeti olabilir mi” diye düşünmek elbette ki insanoğlunun hakkıdır ve de düşünmelidir. Hayvanlarda da kapsamı çok küçük ve sınırlı olsa da hafıza mevcuttur. Zaten insanı hayvanlardan ayıran ve sorumluluk sahibi yapan akıl, irade ve hafızadır. Hafıza, zekânın beslendiği yer ve düşüncenin güç kaynağıdır.

Hafıza, ölümden sonraki hayatta, dünya hayatındaki işlenen sevap ve günahların en büyük şahididir. Bütün organlarımızın şahitliğini yapacak bir vesikadır. İnsanın başından geçen olayları hafızada kaydedildiği gibi, kâinatta bütün olmuş ve olacakların kaydedildiği büyük bir hafıza olmalıdır. Hem insanın hem de kâinatın hafızaları Cenab-ı Allah’ın “Hafiz” isminin, hem insanda hem de kâinattaki tecellileridir.

Atâ, Kaza ve Kader münasebeti:

Yüce Allah’ın atâ, kaza ve kadernamında üç kanunu vardır. Birbirine bağlı olarak sebeplere dayalı olmak şartıyla atâ, kaza kanununu, kaza da kaderi bozar.

Örneğin, bir kulun hakkında Levh-i mahfuzda yazılıp ilahî kayıt altına alınan karar, kader demektir. O kararın sebeplere bağlı olarak yerine gelmesi, kaza demektir. Sizin herhangi bir suç işleyip hapse düşeceğiniz kaderinizde yazılı iken, o suçu işlemeniz kaderinizin kaza olmasıdır. O suçu işlemeden önce yaptığınız dualarla ve verdiğiniz sadakalarla Gafûru'r-Rahîm olan Allah’ın o kararı affetmesi ise, atâ demektir. Bizim iyiliklerimiz Yüce Allah’ın atâsındandır. “Kötülüklerimiz kaderden değil, kendi hatalarımızın neticesi olarak kazadandır. Cenab-ı Hakk’ın atâsı olmasa helâk olurduk.” Diyen âlim ne güzel söylemiş.

Yani, atâ, bir şey hakkında verilen kararın iptali ve hükmün kaza edilmekten affedilmesi, şeklinde tarif edilmektedirAtâ denilince,  gerçek rahmet sahibi ve Gafûru'r-Rahîm'in af ve ihsanı anlaşılması gerekir.

Atâ’nın kaza kanununu, kazanın da kaderi bozması:

Diyelim ki, işlediğiniz bir suç karşılığında bu günkü kanunların takdiri ile beş yıl kadar bir cezaya çarptırıldınız ve hapse atıldınız. Bu sonuçla kaderiniz kaza olmuştur. Çıkarılan bir af kanunuyla bu cezanın affedilmesi halinde artık ceza infaz edilmez ve atâ, kaza kanununu bozmuş olur.Cezanın infaz edilmemesiyle bozulan kaza da kader kanununu, yani suçunuza mukabil takdir edilen beş yıllık hapis cezası bozulmuş olur.

Yukarıda vermeye çalıştığımız bu örnekte olduğu gibi, insanların işledikleri günahlara karşılık, kendilerine takdir edilen uhrevî cezalar, kulun ibadetleri, duaları ve sadakalarıyla gerçek affedici Cenâb-ı Hakk'ın atâ kanunuyla, yâni Yüce Allah’ın af ve ihsanıyla kaza edilmekten çıkarılır ve böylece atâ kanunu, kaza kanununu bozar. Aynı şekilde, kazanın bozulmasıyla da kader kanunu da bozulmuş olur. Bediüzzaman Hazretleri: “Bazen belâ nazil oluyor, gelirken karşısına sadaka çıkar geri çevirir, diyor.

Bir kul, Allah korusun, bir günahı işlemek niyetiyle evden çıkıyor. Niyetine ve iradesine göre hareket ettiğinden, Yüce Allah onun istediği yere gitmesine izin verecek. Yolda iyi niyetli bir arkadaşına rastlıyor. Onu yolundan döndürerek camiye namaz kılmaya götürüyor.  İşte bu kişinin daha önce yaptığı güzel işler dolayısıyla iyi niyetli arkadaşına rast gelmesi, kaderinde yazılı olan o günahı işlemesini önlediğinden,  Allah onu affediyor. Böylelikle Allah’ın atâsı, kazayı bozuyor. Kazanın bozulması da kaderi bozmuş oluyor. Yapılan bütün ibadetlerin hiç birisinin boşa gitmeyeceğini bu çerçevede anlamamız gerekir.

Herhangi bir suçu işleyen bir kimsenin tövbe etmesi halinde, günahının affedilmesi ile kaza kanununun kayıtlarında silinmesi ise, aynı zamanda kader kanununu kayıtlarından çıkarılması anlamındadır. Çok sorulan “ Kaderin değişip, değişmeyeceği” sorusunun cevabı da bu izahlarla ortaya çıkmaktadır.

Eşyanın, Allah’ın ilmindeki halinde zaman mefhumu söz konusu değildir. Geçmiş ve gelecek beraberdir. Ezelden ebede kadar olmuş ve olacak bütün hâdiseler gibi, atâ kanununun tatbikatı da o ilmin dâhilindedir. Kaderde yazılanların vücuda gelmeleri belli bir tertip ve sıra iledir, böylece zaman ortaya çıkmaktadır. Daha önceden ezberimizde olan bir paragrafın başı ve sonu bizim ilmimiz dâhilinde hafızamızda kayıt altındadır. Bu bilgiyi söylemek veya yazmak istediğimizde o paragrafı meydana getiren cümleler belli bir sıraya göre ortaya çıkar.

Aynen bunun gibi insanın hayatında yaşayacak olduğu dönemler belli bir sıra dâhilindedir. Bu dönemlerin yerine gelmesi de bir takım şartlara bağlıdır.  Her şeyin kayıtlı olduğu Kitab-ı Mübin dediğimiz bu âlemde daha geniş ve ayrıntılı görüntüler vardır.  Ayrıca levh-i mahv ve ispat dediğimiz levhada, şartların yerine gelip gelmediği de kontrol edilmektedir; yani bir adamın başına gelecek şeylerin tayin ve tespiti levh-i mahv ve ispat'ta gerçekleşir.

Her şeyin Cenâb-ı Hakk'ın ilminde olduğunu biliyoruz.  Bu nedenle Cenab-ı Hak, ilmindeki manalardan bir kısmını zamanın sayfasında yazmakta, daha sonra ölüm kanunuyla bunları silip yenilerini göstermektedir. Levh-i mahv ispat ise, eşyanın yazılıp silindiği zaman sayfasıdır.

Önce takdir edilen nice cezalar, daha sonra tövbe vesilesiyle ve ata kanunu ile affedilmekte, levh-i mahv ve ispattan silinmekte ve kaza edilmemektedir. Nitekim bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

"Allah dilediği şeyi mahveder ve dilediğini ispat eder. Nezdinde kitabın aslı olan Levh-i Mahfuz vardır."

Cenab-ı Hak, ilmindeki manalardan bir kısmını zamanın sayfasında yazmakta, daha sonra ölüm kanunuyla bunları silip yenilerini göstermektedir. Benzetmek gibi olmasın, sınıfta öğrencilerine ders veren öğretmen ilmindeki bilgileri öğrencilerine yansıtmak için yazıtahtasını kullanır. Tahta doldukça siler, yerine yeni bilgileri yazar.

Levh-i Mahfuz, Cenâb-ı Hakk'ın ezel ilmidir, zamansızdır. Levh-i mahv ise insanların anlayışına daha yakın olan şimdiki zamanda vücut bulur. Yani Levh-i Mahfuz'un şimdiki zamanda kaydediliyor olması da diyebiliriz. Levh-i mahv ve ispat hadiselerin ortaya çıkışı aynı zamanında oluşur. Zamanla kayıtlı olup, Levh-i Mahfuz'u insanların anlaması için bir basamak gibidir. Hadiselerin oluşuna şartlara göre şekillenmektedir. Burada her türlü değişikliğin olması, insanın, iradesinin varlığını anlaması için önemlidir.

Şunu bilmemiz önemlidir; Cenâb-ı Hakk'ın, Levh-i Mahfuz da olan takdirleri değişmez. Ancak levh-i mahv ve ispattaki takdirler değişir. Çünkü levh-i mahv ve ispattaki mukadderatın yerine gelmesi bazı şartlara bağlıdır. O şartların oluşup oluşmaması mukadderatı etkiler.

Örneğin, Evinizi fay hattına değil de sağlam bir zemine inşa ederseniz. Musibetten kurtulursunuz. Ancak Levh-i Mahfuz da kesin sonuç bellidir, değişiklik söz konusu olamaz. Deprem İlahî kudret tarafından takdir edildiyse, hiçbir kuvvet ve sebep önüne geçemez. Aynen bunun gibi, ölüm gerçeğini de değiştirecek hiçbir sebep olamaz. Çünkü kâinatın yaratılmasıyla birlikte ölüm, Yüce Allah tarafından takdir edilmiştir. Bu noktada tedbir, takdiri bozamaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum