1. YAZARLAR

  2. M. Nuri BİNGÖL

  3. İstinkaf ama neden?
M. Nuri BİNGÖL

M. Nuri BİNGÖL

Yazarın Tüm Yazıları >

İstinkaf ama neden?

A+A-

Mahallimizde çok tekrarlanan bir “deyim” var.  Kendine, evlad ü iyaline, çevresine, mahalline bigane, ama yabancının her ihtiyacıyla alakadar – ya da öyle görünerek tribünlere oynamayı seven- kişileri anlatmak için, “ El iyisi, ev delisi...”  tabiri kullanılır. Tanzimat’la birlikte değil, ıslahat gibi bir güzel kelimeyi istismarla başlayan yabancılaşma cinayetimizi de aynı “deyim”le yaftalamak mümkün. Bir dostumun mahdumunun yaptğı araştırma için suallerini sahama pek yakın bulmadığımdan, cevaplamak istemedim önce. Mütehassısı olunmayan mevzuda konuşmaktan istinkaf etmeyi faziletin bir cüzzü olarak görenlerdenim çok şükür. Mezkur “deyim”e masadak olmamak niyetiyle vermeye çalıştığım cevapları, okuyucularıma da faydası olur ümidiyle aynen iktibas ediyorum.
YILDIRIM- Sayın Eminler, çeşitli sitelerdeki röportajlarınızda özgeçmişinizi bulmak mümkün, ama bir de bunu sizden dinlesek...
Eminler- 1961 yılında Şanlıurfa'nın Birecik ilçesinde doğdum. İlk ve orta eğitimimi ilçemde tamamladıktan sonra, 1982'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Yeni Türk Edebiyatı Bölümü'nden mezun oldum. Bitirme tezi konum olan "Tarık Buğra'nın Romanları Üzerinde Bir Tahlil Denemesi'ni, hocası Prof. Dr. Mehmet Kaplan'ın gözetiminde yaptım. Yeni Asya gazetesiyle diğer bazı yayın organlarında pek çok hikâye ve denemem ile, "Kafkasya'da Sarp Ufuklar", yarım kalan roman çalışmam vardır. Bir müddet Tasvir gazetesinde hizmet verdim, gazetenin kültür-edebiyat sayfasının düzenlenmesi ve haftalık eki Elif Kültür ilavesinin hazırlanmasında çalıştım. Daha sonra Yeni Asya gazetesinde Sürgünde Tırmanış-I, Sürgünde Tırmanış-II, Yokuşta isimli üç romanım tefrika edildi. Sürgündeki Çeçenya (1996) ise yayınlanan ilk romanı oldu. Roman 2001 yılında ikinci baskısını yaptı.”Sürgündeki Çeçenya-2”manasında yayına hazır bir roman çalışması var.  “ 47 Yıldır Mezar Yeri Tartışılan Nur Üstad” eseri de benimdir. Evli ve dört çocuk babasıyım. Daha önce ulusal ölçekli bir gazetede haftalık olarak yazarken, şimdi “Birecik’in Sesi” gazetesinde  “ Çerçeveler”i yazıyorum, sanatalemi.net sitesinde sanatla alakalı köşem, risalehaber.com sitesinde de incelemelerden oluşan bir köşem var. Sağolsun, Romancı ve gazetelerdeki mesai arkadaşım Hüseyin Yılmaz da, hususi sitesinde adıma bir iktibas köşesi açmış. Site adresi hyilmaz.net .  Asıl adım M. Nuri Bingöl.
YILDIRIM- Gelelim konumuza. Sizce Birecik’te bulunan kutsal unsurlar nelerdir?
EMİNLER- Çok fazla malumatım olmamakla birlikte, sorunuzdan şunu anlıyorum ki daha çok,  hurafe olsun ya da olmasın, halkın kudsiyyet atfettiği unsurları, yapıları, varlıkları ya da davranışları soruyorsunuz. Bunların başında bence çeşitli evliya türbeleri gelir. Ayrıca Birecik Kalesi ile Kelaynak kuşlarına da kutsal bir gözle bakılıyor. On Sahabi’nin mezarı olduğu  söylenen Deh Kubbesi’nin bulunduğu Karşıyaka’daki mezarlık muhiti, Birecik surlarının geçit kapıları...
YILDIRIM- Bu kutsal unsurların Birecik toplum yaşantısına etkileri nelerdir?
EMİNLER- Gittikçe artan; geçmişin tortularıyla devamlı olarak bulanan fikir ve anlayışlarla, ayrıca hakiki manasında ilmin belli bir nisbette çoğalmasıyla bu hayat tarzları pek azalmıştır.  Çeşitli varlıklara izafe edilen kudsiyetin pek çoğu hurafedir İslami bakış açısıyla; bir kısmı da dini hissiyatın günümüze akisleri şeklinde tecelli etmiş olabilir. Bunlardan biri Kelaynak kuşlarına bereketin medarı olarak bakılmasıdır. Bu hayvanların göçtükleri yerlerden Bahar’ın “ evailinde”, yani kışın sonlarında Birecik’e gelmeleri; dolayısıyla Bahar’ın da bereketin bol olduğu bir mevsim olmasından, bu iki unsur arasında bir bağ kurulmuş, insanın ifrat-tefrit arasında gidip gelen aklı da devreye girince, bereketin kaynağı Kelaynaklar sanılmış! Ayrıca bu kuşların tek eşli olması, “Dünya Sevgililer Günü” 14 Şubat’tan itibaren gelmeye başlamaları da Kelaynak’lar için değişik bir his beslenmesine yol açmıştır. Eskiler anlatırlar; Kelaynak kuşlarının geliş vakitlerinde kazan kazan pilav yapılır, fakir fukaraya dağıtılırmış. Ayrıca çeşitli şenliklerle de bu günlerin tekrar dönmesi kutlanırdı. 1975’ten beri kutlanan “Kelaynak ve Çevre Festivali” de bu geleneğin canlandırılmasından başka bir şey değil zannımca.
YILDIRIM- Sizce Fırat nehrine de bu gözle bakılıyor mu?
EMİNLER- Fırat Nehri’ne olan hürmeti bir noktada anlamak gerekiyor. Çünkü bir Hadis-i Şerif  ( evkemekal) üç nehre Cennet’ten her günde bir damla damlatıldığını buyuruyor. Bu nehirlerden biri de Fırat. Bir müslümanın vazifesi bir Hadis’in  hem açık manasına, hem işari, hem remzi; kısaca bütün mana türlerine birden “inanmak” olduğuna göre, aşırıya kaçmamak şartıyla bu hissi hürmetle karşılamak şart. Ama halkın – çok şükür ki bu davranışlar bugün azaldı- Hıdrelez gününde Fırat’ın suyuna dilek kağıtlarını bırakmaları, Fırat kıyısında kişilerin dilekleriyle ilgili maketler oyuncaklar yapmaları bu cümledendir.
YILDIRIM- Fırat’ı kutsallığı hakkında birkaç örnek verebilir misiniz?
EMİNLER-Daha önce zikrettiğim gibi Hıdrellez günü yapılan bazı etkinlikler bu konuya örneklerdir ayrıca Hıdrellez gecesi hiç konuşmama şeklindeki susma orucu da dinimiz islamiyet’te olmayan bir durumdur. Bu belki de çok konuşmayı seven insanları o gece susturmak için bulunmuş bir metoddur.
YILDIRIM-  Türbelerin Birecik toplumuna etkisi ne olabilir?
EMİNLER- En azından, onların Allah’ın veli kulları olduğunu bilmeden gelen bir psikolojik rahatlama sağladığı açıktır. Bu yörelere gidip, o Zat’lara birer Fatiha ya da Yasin okumanın getirdiği manevi haz, buralara olan hürmetin devamını sağlamıştır. Fakat bu türbeleri, Allah’ın veli kullarından birinin yattığı mezar olarak değil de, bir dilek ağacı gibi kullanmalar akla da, vicdana da sığmaz. Mesela çok eskiden hastalanan çocukları bahçeler arasındaki Şeyh Hasan  Hazretlerinin türbesinin hemen aşağısından akan suda banyo yaptırmaları böyle inanışlardandır. Halbuki bilinir ki ateşi artan çocuk, soğuk suyla banyo yaptırılırsa ateşi düşer. O bölgede akan su, bahçeleri sulamak için getirilen sudan başka bir şey değildir zannediyorum. Ayrıca Ayn-ı Hakim suyu ile bugün kurumuş olan Ayn-ı Fudda ( Funda)  denilen pınar sularına olan ilgi de aynı meseledir.
YILDIRIM-  Bu türbelere ziyaret gelenek olduğundan mıdır, yoksa bir inancın gereği mi?
EMİNLER-  Daha önce de dediğim gibi, bu zatlara uğrayıp ruhaniyatlarına Fatiha ve Yasin okumayı isteyen şuurlu insanlar bulunduğu gibi, buralara gidip şamanizmin kalıntıları olan ağaçlarına bez bağlayan, duvarlarına taş yapıştıran kişiler de vardır. Mesela Ayran Kasabası yolu üzerindeki, Gavs-ı Azam’ın torunlarından Şeyh Salih Hazretleri’nin türbesi yakınında bulunan bir tür böceği bulup yeyince kısır kadınların çocuklarının olacağı şeklindeki inanç gibi...
YILDIRIM- Kelaynak Kuşu Birecik için neden önemlidir ve Birecik’in toplumsal yaşamına etkileri nelerdir?
EMİNLER-  Daha önce izah edildi sanıyorum. Bahar’ın başlangıcı Mart ayında gelmesi onu bir bereket sembolü gibi algılatmıştır insanlara. Ayrıca Ünesco’ya bağlı “doğal hayatla alakalı” kuruluşun, kuşun soyunun tükenmemesi için yaptığı çalışmalar, onu Birecik’in sembolü gibi yapmıştır. Buradan hareket eden Belediyeler de Kelaynak Festivali’ni düzenlemişlerdir. Bu festival bir eğlence ve kurultay havasında geçmektedir. Çevre ile alakalı bir fikir platformu haline gelmek üzeredir.
YILDIRIM- Kalenin kutsallığı var mıdır? Varsa nelerdir? Kısaca açıklayabilir misiniz?
EMİNLER- Birecik Kalesi’nin halkın gözündeki değeri büyüktür. Çünkü orayı fetheden İslam Ordusu’nun içinde Sahabelerin (ra) bulunması mümkündür. Ayrıca ilk geldiklerinde kelaynakların dinlenme mekanlarından biri olması da halkın gözündeki değerini arttırmaktadır. Buradaki “kanlı kuyu” denen ve Fırat’a indiği söylenen gizli geçitte kan izleri bulunduğundan ve bu kanların şehit olan insanlara ait olması mümkün görüldüğünden, bu yola için de korkuyla karışık bir saygı duyulmasına yol açılmıştır. Kalede medfun olduğu bilinen ve halkın “Şeyh Müftah” dediği Zat da – büyük bir ihtimalle- Büyük Müçtehid ve Kelam Alimi İmam Ebu Yusuf  Sekaki’dir, O’nun  varlığı da kaleyi hürmet edilen bir yer haline getirmiştir. Din büyüklerine, şehitlere ve Sahabelere gösterilmesi gereken hürmetten dolayı, onların medfun olduğu bölgelere de ölçülü bir hürmet etme gereği her zaman mevcuttur.
YILDIRIM- Birecik Kalesinin geçmişte ve şimdiki Birecik toplumu üzerinde etkileri hala var mıdır? Varsa nelerdir.
EMİNLER- Daha önce de belirtildiği gibi, hem geçmişte, hem de bugün Birecik Kalesi’ne karşı devamlı korku ile karışık bir saygı beslenegelmiştir. Burada medfun bulunan zatların ruhaniyatlarını incitmemek için oraya olur olmaz gitmeler pek uygun bulunmamıştır. Ayrıca kalenin yüksekte bulunması, çıkılmasının zorluğu gibi sebeplerden mahalli halk çocukların ve gençlerin kaleye çıkmalarını tavsiye etmemiştir. Hele “kanlı kuyu”ya girmelerini hiç istemezlerdi. Müsaadenizle bir hissimi paylaşmak istiyorum. Eski Ramazan’larda iftar topu kale üzerinden atılırdı. Bir ara düşündüm; çevrede bu kadar yükseklik varken, bu iftar topu neden buradan atılıyor diye... Şöyle düşündüm: Kalenin üzerinde ve çevresinde şehit Sahabe mezarları olması, buraya değişik bir saygı duyulmasına sebep olmuştur. Halkın teveccühünün en fazla olduğu yerlerden bir olduğundan, iftar açılması gerektiğini haber veren topun buradan ateşlenmesi daha uygun görülmüştür. Anlatılır ki, kalenin on iki burcu yıkılmadan önce üzerinde at yarışı yapılabilecek kadar genişmiş. İtalyan  Seyyah Galtiari hem Birecik kalesinin gravürünü çizmiş, hem de bunu haber vermiştir. Demek ki mazide, Birecik hem bir tersane, hem bir ticaret merkezi olduğu gibi, sportif bir değere de sahiptir. Herhalde diyorum, at yarışlarında konan mükafatı kazanmak için çevreden gelen insanlar, Birecik’te sosyal bir canlılığa da sebep olmuştur.
YILDIRIM- Birecik’te kutsal olarak kabul edilen herhangi bir bina var mıdır? Bu yapıların toplumsal hayata etkileri nelerdir?
EMİNLER- Deh Kubbesi, Birecik Kalesi, Türbeler...
YILDIRIM- Bu yapıların kutsal sayılmasının sebepleri sizce nedir?
EMİNLER-  Oralarda gömülü din büyüklerine ve Sahabe’ye duyulan saygı, sevgidir.
YILDIRIM- Bu saydığımız teokratik unsurlar, Birecik toplumunun gelenek- göreneklerinin şekillenmesinde etkili olmuş mudur? Olmuşsa bunu örneklerle açıklayabilir misiniz?
EMİNLER-   Elbette evet. Mesela halk istediği bir şey için adak adar; isteği gerçekleşirse de bu adağını herhangi bir türbenin erafında gezer, ziyafet verirdi. Özellikle Şeyh Hasan  türbesinin çevresindeki bahçelerde , yöremizde “Haspeli aş” denen mercimekli pilav pişirilip dağıtılmak, misafirlere yedirilmek üzere adak da adanırdı. Bunun temelini ben şu Hadis-i Şerif’te buluyorum.”En hayırlı ameller” diye buyuruluyor; “ müslümanlara yemek yedirmek, tanıyıp tanımadığın her müslümana selam vermektir.” Başka amellerin fazileti de elbet başka Hadis’lerde belirtilmiştir.
YILDIRIM- Bu türbelerin yanlarında bulunan ağaçlara çaput, bez bağlanırmış. Bunun temeli nedir?
EMİNLER- Bugün çok azalsa da, geçmişte bu alışkanlıklar daha fazlaydı. Bu yanlış geleneği, ben Dağ Yörükleri’nin “dilek ağacı” inançlarıyla irtibatlandırıyorum. Böylesi gelenekler, bizim burada da şehirden uzak kaldığı için ilim-irfan göremememiş insanlarda daha fazla... Sözkonusu yörüklerde bulunan bu alışkanlığı, sosyologlar eski inançların Şamanizm kalıntısı olabileceğini söylüyorlar. Bense, Kerkük bölgesinden Birecik’e yapılan büyük göçlere bağlıyorum. Çünkü bilinir ki, bu bölgede hakim olan inanç Alevilik’tir. Buraya, bazı folklorik alışkanlıklarını taşımaları mümkündür.
YILDIRIM- Son olarak demek istedikleriniz...
EMİNLER- 51 yıllık Birecik Köprüsü, ilçeden geçerek tarifi mümkün olmayan bir güzellik sergileyen Fırat Nehri, dünyada sadece Fas’ta koloni olarak ve Birecik’te yaşayan nesli tükenmek tehlikesinde olan Kelaynak Kuşları, Birecik Barajı, Birecik Kalesi, Tarihi camileri, hamamları, çarşıları, Türkiye’nin en çok fıstık yetiştirildiği yöre olma özelliği, yöresel yemekleri, folkloru, misafirperver insanları ve doğal güzellikleri ilçemizi  ayrıcalıklı kılan değerlerdir. Aşağı Fırat Havzasının süsü olan Birecik ilçesini ziyaret edince, görülmeden gelinemeyecek tarihi ve  ören yerler olarak da şuraları görüyorum:
 Kelaynakları; Üretme İstasyonunda veya İlçeden izlemenin tadına doyum olmaz.  Asur belgelerinde bile  bahsedilen iç kale mutlaka gezilmelidir. Bu kaleye Arapların “Kal’a-i Beyda” dediklerini unutmayalım. Bunu bir ara pek düşündüm. Neden Bembeyaz (apak) Kale. Şu neticeye vardım sonunda; bu bölgenin en meşhur kalesi, Diyarbakır’ın dış surları; yekpare siyah taşlardan teşkil edilmiş. O siyah taşlara nispet edilince, bizim kalenin taşları beyaz değil, gerçekten de “bembeyaz” kalıverir.
Çizgili İshak Kuşunu, Fırat Kavağı Parkını gezip, Fırat Kavağı yapraklarının insanı rahatlatan ıtrı içinde gözlemeli insan. Bu parkı ve nicelerini “ilçeliye” kazandıran politikalara şükran duymamak elde mi?  Hele Fırat kıyısındaki çay bahçelerinde Fırat’ın akıntı seslerini dinlemekle bir “Itri” bestesini dinler gibi olmanın zevkini nerede yaşayabiliriz?
Patlıcan Kebabı ve Fırat balıkları, özellikle “şaput balığı”nı tatmadan muhitimizi terketmek  - bence- akıllı işi değildir. Firik veya Kavrulmuş Antep Fıstığını dalından kopararak yemek zaruret;  bilemem, bunları evde televizyon karşısında “geveleme”ye ne nam vermeli? Son yıllarda restore edilerek orijinal haline getirilmiş Mahmut Paşa Camii ve kompleksini görmeden Selçukileri tanımak nasıl mümkün olabilir?
Güneşin doğuş ve batışı  “her gün Cennet’ten bir damlanın damlatıldığı” Fırat kıyılarındaki  Kelaynak Parkı’ndan izlenmeden geçip gitmenin adı, şöhreti üstünde, geçip gitmektir işte. “ Birecik Konağı” adı verilen Şeyh Abdurrahman Halis Efendi Konağındaki tarihi koklamadan seyahatiniz eksik kalacaktır şüphesiz. Tarihi kültür merkezine  uğramadan  yapılacak bir “seyr”in, trene bakar gibi olacağını demek bir “mübalağalı söz” olmaycaktır..
Tarihi Uzunçarşı’dan mutlaka geçilerek, “cahil ellerce taş taş soyulan” “Cıncıklı Bedesten”i yağmalayıp yerine betonerme yapılar yükselten “ o kafa”ya tan edersiniz zihninizde. Hicri 1217 yılında Serdar Ahmet Ağa tarafından yaptırılan Ulucamii gezilmeden ayrılmamalıdır yöreden. Birecik Baraj Gölü kıyılarında güneşin doğuşu ve batışını seyretmeye doyum olmaz. Eğer aylardan Eylül’se Antepfıstığı dalından koparılarak yenme zevki yaşanmadan dönülmemelidir. İleride mutlaka yapılması gerekli bir telefirikle Fırat nehrinin üzerinden Birecik ve muhitini kuşbakışı seyretmek de güzel olurdu.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.