1. YAZARLAR

  2. Mustafa ÖZCAN

  3. İstibdadın basamakları
Mustafa ÖZCAN

Mustafa ÖZCAN

Yazarın Tüm Yazıları >

İstibdadın basamakları

A+A-
İstibdadın menzilleri çoktur.  Bu menziller arasında derece farkı vardır.  Otokrasi ile totaliterlik bu menzillerden ikisidir. 19’uncu ve 20’inci yüzyılda İslam dünyası skala biçiminde istibdat basamaklarında gezinmiştir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmuştur. Hazreti Peygamberimiz (asm), hadislerinde istibdat çağlarını haber vermiş. Ümmetini bundan haberdar kılmıştır. Kendi dönemi ve hilafet-i raşide dönemi hariç iki türlü istibdattan haber veriyor. Bunlardan birisi melik-i ad suretiyle gelişen otoriterlik veya tek adamlık yönetimleridir. İkincisi de melik-i cebri diye ifade ettiği totaliter dönemdir. Bediüzzaman mealen geçmiş devirlerde, tek adamlık devirlerinde istibdada karşı alim veya şeyhlerin kafi geldiğini ama totaliterlik devrinin cemaat devri olduğunu söylemiştir. Otokratlara karşı hakkı haykırmak şeyhlerin veya alimlerin görevidir. Ve şartlara göre yeterlidir. İz bin Abdusselam ve İmam Nevevi gibiler öyle de yapmışlardır. Dolayısıyla iki devr-i istibdattan bahsetmek mümkündür. 
 
Bununla birlikte istibdadın koyulaştığı ikinci devrede  irşat eksenli faaliyetler için salih ve muslih kimselerin münferit mukabeleleri beklenen tesiri göstermez. Kifayet etmez. Bundan dolayı Bediüzzaman ‘tarikat zamanı değil, cemaat zamanıdır’ derken yeni devirde ve mevcut şartlarda kişilere bağlı hizmet anlayışının yetersizliğine dikkat çekmiştir. Eski tarz, otokrat devirlerin harcıdır. Dolayısıyla totaliterliğin tiryakı ve ilacı cemaat seviyesinde mukabeledir.  Bu, ilcaat-ı zamandandır. Bununla birlikte Bediüzzaman cemaat derken cemiyeti yani komitacılığı kastetmiyor. Zira Hazreti Peygamberin de haber verdiği gibi letafet ve yumuşaklık her şeyi düzeltirken şiddet şeyh eder ve yani bozar ve çirkinleştirir. Totaliter dönemlerde baskıcı havaya karşı kendini gizlemek, dönemin ilcaatındandır. Veya muktezasındandır. Bununla birlikte gizlenmek gizlilik veya gizli örgüt kurmak değildir. Bu ikisi birbirinden farklıdır. Zira gizli hareket bir biçimde komiteciliğe ve cemiyet faaliyetlerine girmektedir.
 
*
 
Bediüzzaman’ın istibdat devirlerinde karşılaştıklarına veya çektiği çilelere dair Fatih Altaylı sureti haktan bir yazı yazmıştır. Suret-i haktan dememin sebebi, istibdat devirlerini karıştırması ve mutlak istibdat ile izafi ve nispi istibdadı eşitlemesidir. Başlangıçta İstanbul’a gelen Bediüzzaman realizmin ukde ve ta’kidatını yani karmaşıklığını hesaba katmadan hasbi olarak (hisbeten lillah)  bazı talepleri dile getirir. Realizm dehlizlerinde pişmiş kesimler bunu dikkate almazlar ve günün şartlarında anormal bir davranış olarak algılarlar. Bediüzzaman iki devrin muhasebesinde bu farkı ve açığı ifade eder. Fatih Altaylı’nın hesaba katmadığı budur. Bediüzzaman ‘asıl istibdat atide imiş’ diyerekten iki devrin farkını ortaya koyar.  Birinci devirde, ikincisi kadar kurumsal olmayan daha ziyade şahsi ve ferdi düzeydeki istibdada karşı, nasihat yöntemini kullanır. İkinci devirde; istibdat veya koyu istibdat devrinde ise elmas kılıçları kınından çıkarır. Mücadele yöntemini değiştirir. Kur’an etrafındaki surların ve devlet surlarının yıkılmasıyla birlikte bu vazife cemaat veya cemaatlere intikal etmiştir. Bu dönem, bir nevi ve ağırından Anadolu Selçuklu devletinden Osmanlı’ya geçişteki fetret dönemini andırmıştır. Bediüzzaman kendi hayatında yaşamış olduğu istibdat örneklerini veya basamaklarını üç kategoride ifade eder. Ve şöyle der: "Vaktaki hürriyet dîvanelikle yad olunurdu; zayıf istibdat, tımarhaneyi bana mektep eyledi. Vaktaki îtidal, istikamet irtica ile iltibas olundu; meşrûtiyette şiddetli istibdat, hapishaneyi mektep eyledi."
 
Üçüncü devir için ise muzaaf (şeddeli) istibdat ifadesini kullanır. Fatih Altaylı istibdat analizi üzerinden İkinci Abdulhamid’i mahkum etmeye  ve ilaveten  onun istibdadı üzerinden mutlak istibdadı kurtarmaya çalışmaktadır. Öncelikli olarak İkinci Abdulhamid devrindeki istibdat köklü veya totaliter bir istibdat olmayıp sınırlı bir istibdattır. İkinci olarak, Abdulhamid Han kan dökmekten kaçınan ve bu hususta titiz davranın müşfik bir padişahtır. Hatta şefkati vehimli veya vehham kişiliğinin kusurlarını kapatan ve örten bir fazilettir. Vehimli kişiliği ne kadar olumsuz yönüne işaret ediyorsa, müşfik yönü de faziletine işaret etmektedir. Kişiliğinde despot yönler var mıdır, bilinmez. Lakin olsa bile onu istibdadın kıyısına getiren darbecilerdir. Mithat Paşa ve şürekasının derbederliği ve darbeciliği bir şekilde vehmini ve dolayısıyla istibdada meylini artırmıştır. İstibdat bir bileşkedir. Bediüzzaman bunu Münazarat’ta aşiretlere anlatmaktadır. Sağlıklı kamuoyu kurulamazsa istibdat çöreklenir. İstibdat mecra bulamazsa gelişemez. İstibdat konusunda Mithat Paşa’nın komitacılığını unutarak Abdulhamid’i suçlayan birisi kendi adına ideolojik davranmaktadır. 
 
İkinci Abdulhamid Han’ı istibdada sevk eden biraz da çevresi ve özellikle Mithat Paşa gibi darbe heveslileri olmuştur. Şartlar onu duyarlı hale getirmiştir. İkinci Abdulhamid Han ilaveten İslamı, referans olarak almaktadır. Muhalifleri ise bu yönde ya lakayt ya da pozitivisttirler. İkinci Abdulhamid Han’ın istibdadında hafifletici nedenler vardır. Devraldığı yapıyı koruma ve kollama hissiyle böyle hareket etmiştir. Osmanlı’nın çok milletli yapısı ve bu yapıda Müslüman unsurun azalması, milliyetçiliğin karabasan gibi ülkenin başına çöreklenmesi ve devletin Arap bölgesinden İngiliz ve Fransızların toprak koparması, kuzeyde ise Rusların Balkanlar ve Kafkaslar üzerinden ilerlemesi ve İstanbul’a baskı yapmaları Sultan İkinci Abdulhamid Han’ı temkinli yapmıştır. İş işten geçtikten sonra İttihatçılar onun bakış açısının doğruluğunu kavramışlardır.
 
Mutlakiyet adıyla önceki döneme saldıran ve bu suretle kendi karakterini gizleyen atideki mutlak veya koyu istibdat ise hürriyet adına hürriyeti yok ettiği gibi aynı zamanda İslami referansı değiştirmiş ve pozitivizm amentüsünü benimsemiştir. Sonrakiler koyu ve muzaaf istibdadı ülkeyi korumak kollamak adına değil pozitivist bir düzen kurma adına kuşanmışlardır.
 
Elbette ki Mısır’daki Faruk veya Kral Fuat yönetimi İkinci Abdulhamid Han ile karşılaştırılamaz. Bununla birlikte Müslüman Kardeşler, Mısır’da hafif veya zayıf istibdat dönemiyle Kral Faruk döneminde karşılaşmıştır. Bediüzzaman’ın İttihatçılara bir nevi şans tanıması gibi Müslüman Kardeşler de Nasır’a şans tanımışlar lakin Nasır rejimi hem Arap İttihatçılığına hem de Kemalizme özenmiştir. Müslüman Kardeşler de bundan dolayı Bediüzzaman gibi ‘asıl istibdat atide imiş’ diye iki dönemin farkını ortaya koymuşlardır.
 
"Said-i Nursi’nin çilesi Abdülhamid’le başlar" başlıklı yazısında Fatih Altaylı sapla samanı birbirine karıştırmış. Bediüzzaman’ın hem İkinci Abdulhamid döneminde hem de Demokrat Parti döneminde eziyet çektiğini söyleyerek  ‘hepsi de bir’ demeye getiriyor. Elbette hepsi bir değil. Böylece belki de kastetmeden CHP günlerini aklamaya çalışmıştır. Evet nispi olarak Bediüzzaman anılan dönemlerde kovuşturmaya uğramıştır. Ama meselenin özü bu değildir. Necip Fazıl da DP döneminde aynı şekilde eziyet çekmiştir. Lakin bu Demokrat Parti’nin eğilimi sonucu olmayıp CHP’nin tortuları nedeniyledir. CHP, Demokrat Parti'yi Bediüzzaman’la sıkıştırmaya çalışmış ve Demokrat Parti’nin tabanını Nurcularla takviye ettiğini propaganda etmiştir. İttihatçılardan kalma ve hatta daha gelişmiş bir alışkanlık veya damarla irtica vaveylaları koparmış ve DP’yi, odak olarak Nur talebelerinin üzerine yönlendirmeye çalışmıştır. Böylece hem Nur  talebelerine çelme atmış hem de DP ile tabanının arasını açmaya yeltenmiştir. Bir taşla çift kuş. Ya da moda tabirle kuş katliamı.  Bu mesele eski bir mesele ve kavga. Çok su götürür. Lakin  tarihte saflar belirgin ve nettir.  Balyoz sanıkları yeni darbe iddialarına karşılık kendilerini Mithat Paşa’nın savunmasıyla savunuyorlar. Tarih tekerrür ediyor. Fatih Altaylı’nın tasvir etmeye çalıştığı gibi tarihin sayfaları ve safları karışık değil. Ona göre öyle görünebilir lakin bu sadece bir yanılma veya mugalata olur.  
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.