1. YAZARLAR

  2. Himmet UÇ

  3. İsmet Özel’e Özel bir cevap-I
Himmet UÇ

Himmet UÇ

Yazarın Tüm Yazıları >

İsmet Özel’e Özel bir cevap-I

A+A-

Bediüzzaman Hazretlerinin Türkçesi ile ilgili yorumlarını okudum. Bir bahsin lokalize edilmesi gerekir. Bir bedende hastalığın nerede olduğunu belirlemeden o uzva müdahale edilmez. Genel bir ifadeyle bu vücut hastadır demek hiçbir kıymeti olmayan bir teşhistir. Türkçe Tanzimattan beri o kadar çok değişmeye uğramış ve o kadar farklı ediplerin elinden geçmiş ki Özel; senin bunlar içinde hangi Türkçe’yi kastettiğini belirlemen lazım.

Namık Kemal, Ahmet Mithat, Abdülhakhamit Tarhan, Muallim Naci gibi eazımın yanında birçok da başka edipler var. Sen mesela bunlardan biri ile kıyaslayıp kimin madun kimin mafevk olduğunu ortaya koyman lazım, bir teşrih ameliyesi yapman lazım. Yoksa böyle genel bir ifade çok zarar verir topluma.

Çünkü insanların ve hatta Nur talebelerinin Bediüzzaman’ın Türkçe’si tartışacak karihaları yok ki. Siz böyle ezberden bir eleştiri ile hiçbir şey yapmaz, ona maksatlı bakan çevrelerin eline bir koz vermiş olursunuz. İnsanları Bediüzzaman’dan uzaklaştırmak bu topluma bir fayda getirmez.

Diyarbakır’ın kazalarında geceleri gider risale dersi yapardık, umumiyetle halktan insanlar ile orta okul ve lise talebeleri dinlerdi dersleri. Bu derslerin bir adı da Türkçe dersleridir demek daha doğru olur. Çünkü oradaki insanlar Bediüzzaman’ın dili ile Türkçelerini zenginleştirirler. İleri yaşlarda güzel Türkçe konuşan insanlar haline gelirler. Zatı Alinizin o insanlardan bir gruba eserlerinizi okutup onların dünyalarını tezyin eden bir edebi metniniz oldu mu? Sen değil, Recaizade üstadın bir eseri orada bir grup tarafından okundu mu? Namık Kemal’in o çok sevdiğim “Vatan Makalesi” oralarda okundu mu? Ahmet Mithat’ın oldu mu? Daha, daha… İşte o eleştirdiğin adam o ölü ışıklı kasaba sokaklarında, geceleri derse gidip Bediüzzaman’ı dinleyen insanları cazibesine bağlamış. İnsafın varsa bu tahlilimden etkilenirsin.

Batman’da bir Hacı Mirza vardı, uzun boylu seksen beşlik delikanlı. Bediüzzaman’ın davasının kurmayı. Bana dedi, “Himmet kardaş ben Türkçeyi Bediüzzaman’dan öğrendim. Birgün askere gitmişim, komutan bana dedi ki –o zaman Türkçe bilmiyorum- şu karşıya git askere de su kaynadı mı kaynamadı mı. Ben cümleyi taşıdım anlamadım ama askere dedim su kaynadı mı kaynamadı mı? Kaynamadı. Taşıdım sözü ve kaynamadı diye naklettim.” Hacı Mirza, Batman’ın bütün ekabirlerine, dairelerine gider Bediüzzaman okur. Şimdi Türkçeyi bir edebiyat akademisyeninden daha zengin bir kelime haznesi ile konuşur. Sen kime Türkçe öğrettin İsmet özel?

Batman’da dershanede Esamettin isimli bir kardeş vardı. Ben ders yaparken “Himmet Abi senin gibi Türkçe’yi konuşmak istiyorum, nasıl yapıyorsun“ dedi. “Ben Türkçe’yi Bediüzzaman’ın eserlerinden öğrendim. Şimdi daha güzel konuşmaya gayret ediyorum” dedim.

Tanzimattan beri Türkçe üzerinde o kadar teorik münakaşalar yapıldı ki kitaplara sığmaz. Bunlardan biri Agah Sırrı Levent hocamızın kitabı. Oradaki üdebanın eserlerinde kullandığı  Türkçe ve yaptıkları teorik münakaşalar, hepsi geride kaldı. Kalan Anadolu’nun dünyanın birçok yerinde Türkçe öğrenen ve öğreten ve okuyan insanlara hem dinini hem dilini öğreten bir Bediüzzaman. Sen bu taksimin bir yerinde kalamazsın. Rusya’da Bediüzzaman’ı okuyup daha sonra Türkçe öğrenen senin, benim gibi nice hizmet erleri var. Bir kişi de senin kitabındaki harikamsı dil olsun onu  taşıyan bir insan var mı?

Bediüzzaman’ın dilinin otuza varacak söz dizimi özellikleri var. Bunların her birini anlatmak lazım, ama sen bunlara muhatab olamazsın.

Türkçe’nin birçok edibinin dili öğretici ve açıklayıcı bir sarih dildir. Mesela hayal yani imajinatif dil kullanan edip  çok nadirdir. “Evet şu dünya memleketine ve misafirhanesine gelen her bir misafir gözünü açıp baktıkça görür ki gayet keremkarane bir ziyafetgah, gayet sanatkarane bir teşhirgah ve gayet haşmetkarane bir ordugah ve talimgah ve gayet hayretkarane  ve şevkengizane bir seyrangah ve temaşagah ve gayet manidarane ve hikmetperverane bir mütalaagah olan bu güzel misafirhanenin sahibini ve bu kitab-ı kebirin müellifini ve bu muhteşem memleketin Sultanını tanımak ve bilmek için…” (Ayetül Kübra s, 23)

Ayet’ül Kübra’nın girişi olan bu müselsel ve mürettep cümle, Recaizade’nin tasnifine göre hem ali, hem müzeyyen, hem de sade üslüb ile yazılan Türkçe’nin özelliklerini taşır. Bu cümlede dünyaya gelen her bir misafirin dünyaya bakış açılarının hepsi vardır. Sanat, estetik ve dinin, bütün bakış açıları bu metinde vardır.

Keremkarane bir ziyafetgahdır bir kısım insanlara göre. İkram etmesini seven bir İlah’ın ziyafet yeridir. Hem ali hem müzeyyen hem  de anlaşılır yani sade. Türkçe’nin dini ve felsefi ve kelami anlamda bir örneği olmayan bir metindir.

Gayet sanatkarane bir teşhirgah, yani herşey yerli yerine konmuş, bütün nesne ve canlılar olması lazım gelen yerlerde. Türkçenin en harika dini ve felsefi metinleridir. İki yüz yıllık Türk dili tarihini tara böyle bir metin yok.

Mehmet Kaplan Türkçe’nin felsefe dili olmadığını söyler. Bunu Bediiüzzaman gerçekleştirmiştir. Allah yeryüzünü kendi sanat eserlerini teşhir etmek için gayet sanatlı bir şekilde kurmuş, yani mimari tabiri ile tefriş etmiş. Bu cümle hem sarahat hem de imajinatif yani bir hayal üzerine kurulmuş. Her şeyin yerli yerinde olduğu bir kainat. İmaj ile hakikat ve ifade kullanılan dil de yersiz bir kelime var mı? Herşey yerli yerinde.

Gayet haşmetkarane bir ordugah, bu cümleyi kurmak için insanda hayal olmalı. Hayal büyük insanlarındır. Savaş ve Barış’ı tasarlayan Tolstoy’un büyük bir hayali var. Beşyüz insanı yerleştirmiş bir roman metnine. Bak şimdi sen Allah’a, milyonlarca canlıyı talimi var, terhisi var, görevi var, işe gidiş gelişi var bu dünya ordugahına onları göndermiş, birbiri ile çatışmadan çalışıyorlar. Bu cümleyi sen değil bütün üdeba-i Türkiye kuramaz. Bul getir tartışalım.

Bediüzzaman dilde yapılan tahribatı biliyordu. O Güneş Dil Teorisi hülyasının nasıl dili berbat ettiğini biliyor ve Türkçe’nin korunması gerektiğini görüyor ve böyle koruyordu. Cancağımız bunlar senin kametini aşar ama ne yapalım!

Talimgah, bütün canlılar görevlerini en ideal şekilde yaparlar. Nerde talim gördüler? Koyun, süt yapma sanatını nerede öğrendi de sonra mezun olup görevinin başına geldi? Ya arı? Bütün bunlar yeryüzünde talim görür ama biz bunun farkında değiliz. Bu cümleyi kurmak bu Türkçe’yi kurmak kime has cancağızım?

Biri senin kulağına ne üfledi böyle hakikatsiz bir cümle ettin? Sizin gibi adamlar PKK’lı olmayan aklı başında Kürtleri bile PKK’lı olmaya iter. Yalan mı? Bu ülkede aklı selim sahibi  insan bırakmayın!

Seyrangah, temaşagah, mütalaagah… Bu son üç şey sanat, estetik ve felsefecilerin alanıdır. Dünya bir seyrangahtır. İlahi sanatlar müzesini dolaşır insanlar gözleri ile seyreder, akılları ile yorumlarlar. Temaşagah, temaşa; bizde tiyatroya verilen isimdir. Hz. Zekeriya’nın atları temaşa ettiğinde söylediği bir söz var, onlar ile Allah’ın tasarımı arasında bağ kurar. Bediüzzaman Kur’an’ın sanat mektebinde yetişmiş.

Saygıdeğer şairimiz Hamid; “Ne alemdir bu alem aklı fikri bikarar eyler/

Hep mucizat-ı kudret piş-i çeşmimden güzer eyler” demiş.

Ne kadar harika. İstersen Hamid’e de kötü Türkçe kullanmış de. Ne olacak bitpazarında satılan hakikatlar mı bunlar? Şair burada seyirci, evren seyrangah. Mütalaagah ise çok daha harika.

İtalyan postmodernisti Umberto Eco ünlü romanı Gülün Adın’da bak ne diyor. Türk romanını sıksan böyle bir cümle göremezsin. Hakikat batıya göre doğuya göre değişmez:

“Dünyanın tıpkı kocaman bir kitap gibi bizimle konuşurken kullandığı belirtiler…” (s, 37) Bediüzzaman kainat kitabını konuşturan adam işte yukarıda binlerce paragraftan biri.

“Tanrının yaratıkları aracılığıyla ölümsüz yaşamdan bize söz ettiği sonsuz simgeler alayını düşünüyordu. Ama evren Alanus’un sandığından daha konuşkandır.” (s, 38)

Bütün bunlar bir paragraf orada kullanılan Türkçe ali, müzeyyin ve sade üslubu. Sen Bediüzzaman’ı ne sanıyorsun Beyim?

(Devam edecek)

İsmet Özel'e Özel bir cevap-II yazısı için tıklayınız

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
8 Yorum