1. YAZARLAR

  2. Misafir Kalem

  3. İslamoğlu’na göre Ümmet-i Muhammed (İdris Tüzün)
Misafir Kalem

Misafir Kalem

Yazarın Tüm Yazıları >

İslamoğlu’na göre Ümmet-i Muhammed (İdris Tüzün)

A+A-

İdris Tüzün'ün yazısı

Mustafa İslamoğlu zaman zaman cemaat ve tarikatları tahkir ve tezyif edici yazılar yazıyor, televizyonlarda konuşmalar yapıyor. Fakat nedense bu konuşmalar hep kendi fikrindeki kimselerle beraber bir tür sohbet tarzında oluyor. Kendi fikrine aykırı kimselerle biraraya gelmiyor ve tartışma ortamlarından hep uzak duruyor. Hâlbuki kendi fikirlerinin doğruluğundan emin olan bir kimsenin farklı düşünen insanlarla bir araya gelmekten, tartışmaktan kaçınmaması gerekir. Onun kendi fikrine taraftar olmayan –mesela Ebu Bekir Sifil hoca gibi- kimselerle de konuşmalar yapmasını iştiyakla bekliyoruz.

Mustafa İslamoğlu sanıldığı gibi yalnızca tarikatlara, cemaatlere çatan bir kimse değildir. O, bazı kitaplarında cemaat ve tarikatların ötesinde bütün ümmeti de tenkit ederek ümmeti doğru yoldan çıkmış olmakla itham etmiştir. (Yazılarında kendisinin tenkit ettiği ümmetin neresinde olduğunu net ve açık bir şekilde söylemiyor.) Ümmeti itham ederken de pek çok çelişkilere düşmüştür. Örneğin, “3 Muhammed” adlı kitabında “Kur’ân “Seçicilik”e, Cahiliye “Toptancılık”a Çağırır” adlı bir başlık açmış ve konu üzerinde tafsilatla durmuştur. Ona göre “Kur’ân seçici ve tebyine dayalı bir akıl önermiştir. Kur’ân’ın davet ettiği akıl toptancı değil seçmeci bir akıldır. Cahiliye ise seçip ayırma yeteneğinden mahrum toptancı süpürücü bir akıldır (Mustafa İslamoğlu, 3 Muhammed, Denge Yayınları, İstanbul, 2000, s, 39).

İslamoğlu “Kur’ân ‘kitap ehlinin hepsi bir değildir’ (3/113) diyerek ehli kitaba bile makul seçmeci bir yaklaşım göstermişti” der. (a.g.e., s, 40). İslamoğlu toptancılığa, toptan süpürmeye karşı olmakla beraber nedense Ümmet-i Muhammedi ithamda toptancı bir tavır sergilemiş, bütün ümmeti itham etmiş, -maalesef- kendi tavsiye ettiği Kur’ânî bakış açısını yakalayamamıştır.

Onun ifadelerine göre ümmetin itikadı tahrif olmuş, özünden uzaklaşmıştır. Ümmet peygamberi yanlış anlamış, onu mucizelerle halelenmiş bir şekle büründürmüş ve onu örnek alma makamından indirmiştir. Keza ümmet Kur’ân ve sünneti tahrif etmiştir. İslamoğlu bu konularda ümmeti itham ederken maalesef toptancı yani cahiliye aklına uygun, toptancı bir tavır sergilemiştir.

Sırayla ele alalım:

  1. İslamoğlu’na Göre Ümmetin Akidesi Bozuktur:

İslamoğlu’na göre ümmet bütünüyle sahabe devrinden biraz sonra yoldan çıkmış sapıtmıştır. O günden bu güne (Ehl-i sünnette dahil) doğru İslam’ı yaşayan olmamıştır.

İman adlı kitabında “Kur’ân’a dayalı İslam akidesinin tahribi hicri I. yüzyılın ikinci yarısında başlamıştı” der (İman, Denge Yayınları, İstanbul, 10. Baskı, 1998s, 11). İlk dönemlerde müthiş bir fikir kaosu ve fikir terörü vardı. Herkes birbirini tekfir ediyordu. Ehl-i Sünnetin de, Harici, Mürcie, Kaderiye, Şia gibi sapık fırkalardan farkı yoktu (s.41 vd. s.68). Hatta bazı durumlarda Ehl-i sünnet sapık fırkalardan da beterdi. İslamoğlu’nun bazı ifadeleri o kadar tahrik edici ki, nerdeyse insanın bazılarına ehl-i sünnette olsa lanet edeceği geliyor. (İman, 88-91)

İman adlı kitabının birinci kısmının sonunda şöyle diyor: “İmanın tarihini başlıklar halinde özetlememiz gerekirse bunu nübüvvetten bu güne: 1) İmanın yeniden tesisi, 2) İmanın kelâmlaştırılması, 3) Kelamın imanlaştırılması, 4) Akidenin sulandırılması biçiminde özetleyebiliriz. Ancak ilki hariç diğer 3 maddeyi oluşturan süreç “İmanın tahrifi” sürecidir. (İman, s, 106)

  1. İslamoğlu’na Göre Ümmetin Peygamber Anlayışı Yanlıştır:

İslamoğlu, 3 Muhammed adlı kitabında yüzyıllarca ümmete hâkim olan peygamber imajını ele almış, ümmetin mucizelerle hâlelenmiş, efsaneleşmiş, melekleşmiş, örnek olma özelliğini kaybetmiş bir peygambere inandığını, onu hayattan dışladığını anlatmıştır.

Ümmeti yönlendiren hadisçiler, (s, 195 vd) fakihler (s, 198 vd), mistikler (mutasavvıflar) (s, 203 vd) bütünüyle peygamberi yanlış tasavvur edegelmişlerdir. Görebildiğimiz ve anlayabildiğimiz kadarıyla, Âlem-i İslam’da şimdiye kadar İslamoğlu haricinde sahih, Kur’ânî bir bakış açısıyla peygamberi algılayan hiç kimse olmamıştır. (İslamoğlu kitabında ne tarihde, ne de günümüzde kendisi haricinde Sahih Kur’ânî bir bakış açısıyla bir peygamber tasavvuru göstermiyor. Yani seçmeci değil, toptan süpürücü bir tavır sergiliyor.)

Kitabının sonuç bölümünde şöyle diyor “Hz. Peygamberin risalet mirası İslam ümmetinin omuzlarındadır. Bu bir tür, makama vekâlet etmektir. (..) Mevcut durum İslam ümmetinin Peygamberinden devraldığı risalet görevini tam olarak yerine getiremediğinin göstergesidir. Bunun anlamı vekilin vekâlet ettiği makama layık olmamasıdır. Bunun sonucu ise, gerçekte layıkıyla temsil edilmeyen bir makamın işgal altında tutulmasıdır. Risalet makamını işgal altında tutmak, o makamın gerçek sahibine ihanetten tutunuz da, layık olacakların önünü tıkamaya varıncaya kadar, birden fazla vebalin altına girmek demektir. (a.g.e., s.283)

Hülasa; İslamoğluna göre ümmet peygamberin makamını işgal etmiş, o makama layık olamamış ve peygambere ihanet etmiş, layık olanların da önünü tıkayarak büyük bir vebal altına girmiştir.

Bu iddialar oldukça büyük iddialardır. Bu iddialar eğer gerçekten doğruysa 1400 yıllık İslam tarihi, İslam düşüncesi, İslam kültürü bütünüyle büyük bir yanılgıdan ibarettir. Yok eğer bu iddialar yanlışsa İslamoğlu büyük bir yanılgı içerisindedir.

  1. İslamoğlu’na göre ümmet Kur’ân’ı ve sünneti tahrif ve tahrip etmiştir:

İslamoğlu Yahudileşme Temayülü” kitabında ümmetin Kur’ân ve sünneti tahrif ettiğini iddia etmektedir. Kitaptaki bazı başlıklar şöyle “Muhammed ümmetinin Kur’ân’ı tahrifi” (Yahudileşme Temayülü, Denge Yayınları, İstanbul, 2004, s, 156). Tefsir ve tevil adı altında yapılan tahrifat (s, 159). Nesh ve tahsis adı altında yapılan tahrifat (s, 164). (Nesh konusunda “Ümmeti Muhammed’de “nesh” meselesinde İsrailoğullarının düştüğü yanlışa düştü” diyerek bütün ümmeti Kur’ân’ı tahrif etmekle itham eder).

Kur’ân’ın tahrifini anlatırken çeşitli örnekler verir. Hemen hemen bütün fırkalar, -ehl-i sünnette dahil- Kur’ân’ı tahrif etmişler, doğru yoldan ayrılmışlardır. İstisnai olarak doğru İslamı yaşayan hiçbir grubu göstermez İslamoğlu.

Kur’ân’ın tahrifinden bahsederken, onun kastı Kur’ân’ın metnini değil, manalarını tahriftir. İslamoğlu’nun ifadelerinden şu anlaşılıyor: Allah, Kur’ân’ın metnini muhafaza etmiş, ama manasını muhafaza etmemiştir, bu yüzden de ümmet Kur’ân’ı manaları itibarıyla tahrif edebilmiştir. (a.g.e.. S.152-153, 210). (Manası tahrif edilen Kur’ân’ın, lafız yönüyle Allah tarafından korunmasının pratikte ne gibi bir faydası olduğu da düşünmeye değer doğrusu.)

Ümmetin Kur’ân’ı tahrif etmesiyle ilgili konu 15 sayfa, “Ümmetin sünneti tahrifi” de 5 sayfa tutmaktadır. Hadisler hakkında şöyle der İslamoğlu: “İsrailoğullarının kendi kitapları üzerinde yaptıkları tahrifatın aynısını bu ümmette hadiste yapmıştır” (a.g.e.. s, 172). Böylelikle hadis uyduranların şahsında bütün ümmet itham edilir. Seçmeci değil, süpürücü bir mantık ve üslupla hareket edilir.

Yanlış anlaşılmasın İslamoğlu bütünüyle hadisin tahrif edildiğini söylemiyor. Hadisi iki kısma ayırıyor ameli sünnet ve hadis. Ameli sünnet Allah tarafından korunmuş hadis korunmamıştır. (Bunu ilerde alacağız). İslamoğlu “ümmet hadisi tahrif etmiştir” derken de hadis âlimlerinin ortaya koyduğu malum mevzu hadisleri kastetmiyor. Buhari, Müslim başta olmak üzere, bütün hadis külliyatları bütünüyle uydurmayla sahihin (onun deyimiyle şap ile şekerin) bir karışımı olarak takdim ediliyor.

İslamoğlu Hanefî mezhebi imamlarından İmam Pezdevî’yi “Müslüman Kerrami ve Hanbelîleri, Yahudilerle aynı safta değerlendiriyor” (İman, 79) diyerek tahkir edip, eleştiriyor, fakat “Yahudileşme Temayülü” adlı kitabında İmam Pezdevi’den daha büyük bir ifratta bulunarak bütün ümmeti Yahudilerle aynı kefeye koyuyor.

Hülasa edersek; İslamoğlu’na göre ümmet bütünüyle –ehl-i sünneti ve diğer fırkalarıyla beraber- Kur’ân ve sünneti tahrif ve tebdil ederek, onlardan uzaklaşmış, kısaca ümmet sapıtmıştır. (Doğru yolu bulmak için İslamoğlu’nun nasihat ve yorumlarını kabul etmekten başka çare yok!)

İslamoğlu İman adlı kitabında (s, 42) bir şahsın Mutezile mezhebinden bir şahsa şöyle çıkıştığını nakleder: “Genişliği yerler ve gökler kadar olan cennete başka kimse değil de yalnızca sen ve üç-beş adamın mı girecek?” İslamoğlu’nun anlattıklarının neticesinde, ister istemez bizim de aklımıza “o kadar geniş olan cennete her halde ilk dönem Müslümanlarıyla, İslamoğlu ve onun fikirlerini kabul edenden başkası giremeyecek” düşüncesi geliyor. Gerçi İslamoğlu tekfir etmiyor ama Kur’ân ve sünnet tahrif olduktan ve çarpık bir İslam anlayışı ortaya çıktıktan sonra pek bir şey değişmiyor.

İslamoğlu cahiliye aklının toptancı olduğunu, Kur’ân’ın tavsiye ettiği aklın ise seçici olduğunu söylüyor, fakat maalesef, kendisi cahiliye aklına uygun –toptancı, toptan süpürücü- bir portre çiziyor.

Buraya kadar anlatmak istediğimiz, Mustafa İslamoğlu’nun Ümmet-i Muhammed’e bakış tarzını ortaya koymak olup bu fikirlerin yanlışlığını tafsilatla ortaya koymak değildir. Bu konu hem çokları tarafından bilinen, hem de konumuzun dışındadır. Yalnız burada hülasa nevinden şunları söyleyerek konuyu kapatmak istiyoruz:

Peygamberimizden bu yana tarihte elbette, bir takım sapık fırkalar olmuştur, ama onun mirasını bozup tahrif etmeden bu güne kadar gelen/getiren ümmetin ana gövdesi diyebileceğimiz büyük bir grup da elbette olmuştur. Buna tarihi gerçeklerin yanında hem Kur’ân, hem de sahih sünnet (yani hadis) işaret ediyor.

Allah Kur’ân’da kitabını bizzat kendisi koruyacağını vaad etmiş, aynı zamanda her fesat ve bozgun zamanlarında dinini koruyacak insanları da göndereceğini haber vermiştir. Mesela:

“Ey iman edenler! Sizden kim dîninden dönerse, Allah ileride (onların yerine) bir kavim getirir. (Maide, 54)

Bu ayet her irtidad döneminin hemen akabinde, bu dine sahip çıkacakların olacağını açıkça ifade ediyor. Öyleyse İslam tarihinin her kırılma döneminde bu bahtiyarlar olmalıdır ve olmuştur. Aksi halde Kur’ân yanlış olur.

Eğer savaşa çıkmazsanız, (Allah) size elemli bir azap ile azap eder ve yerinize sizden başka bir kavim getirir; O’na hiç bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kaadirdir. (Tevbe, 39)

Kur’ân yalnızca sahabelere değil bütün insanlık alemine hitap ettiğine göre, bu ayet açıkça Allahın dini için cihad edecek bir topluluğun geleceğini sarih olarak bildiriyor.

Eğer Allah, İnsanların bir kısmını diğer bir kısmıyla defetmeseydi, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın ismi çok zikredilen mescidler yıkılıp giderdi. Allah, kendi dînine yardım edene elbette yardım edecektir. Şüphe yok ki Allah kuvvetlidir, azizdir. Hac. 40. (Ayrıca bkz: Muhammed, 38, En’am, 89, Bakara, 251)

Kur’ân’ın bu gelecekten haber veren ayetlerini teyid eden sahih hadislerde vardır.

Peygamberimiz ümmetinin bir fırkasının kıyamete kadar istikamet üzere gideceğini pek çok hadislerinde zikretmiştir. Onlardan biri olan “73 fırka ” hadisini İslamoğlu şöyle zikrediyor.

“Ümmetimin başına İsrailoğullarının başına gelenin aynısı gelecek. Tıpkı bir ayakkabı kalıbıyla ayakkabının birbirine uyduğu gibi. Hatta eğer onlardan biri annesine açıktan varsa, ümmetimden de aynısını yapan çıkacak. Ve İsrailoğulları 72 gruba bölünmüştü. Ümmetim de 73 guruba ayrılacak.”

İslamoğlu nedense hadisi burada kesmiş (Yahudileşme s, 53). Üstelik daha sonra hadisi daha da garipleştirerek sunuyor: “Burada anlatılmak istenen bu ümmetin tıpkı İsrailoğullarının Yahudileşme sürecinde parçalanması gibi parçalanacağını, hatta bu parçalanmada onları bile geçeceğidir” diyor. İnsanın “pes doğrusu” diyesi geliyor. Zira hadis “ümmetim 73 fırka olacak” diyor ama devamında “biri hariç diğerleri cehennemliktir. Onlar da benim ve ashabımın yolunda olanlardır” buyruluyor. İslamoğlu hadisin son kısmını ketmetmekle beraber, hadisin manasını da tahrif ediyor. (Bu davranış kendisinin Bektaşi usulü dediği kısma örnek olarak kabul edilebilir.)

Peygamberimizin başta Buhari, Müslim olmak üzere pek çok hadis kitabında nakledilen bir başka meşhur hadisi de şöyledir:

“Allah’ın emri (Kıyamet) gelinceye kadar ümmetimden bir topluluk Hak yolunda mücadele de üstün olmaya devam edecektir”.

Kettani “Nazmül Mütenasir Fil Ehadisil Mütevatir” adlı eserinde bu hadisin Hz. Ömer, Muaz b. Cebel, Câbir b. Abdullah, Ebu Hureyre, Ebu Ümâme, Muğîre b. Şu’be, Muâviye b. Ebi Süfyân, Câbir b. Semure, Zeyd b. Erkam, Mürre el-Behzî, Şurahbil ibu’s-Simt, Ukbe b. Âmir, Sevbân, Sa’d b. Ebi Vakkâs, Seleme ibn Nüfeyl el-Hadramî, İmrân b. Husayn’dan –yani 17 sahabeden- nakledildiğini zikreder. İbn Teymiye bu hadisin mütevatir olduğunu söylemiştir.

İslamoğlu müceddidlerden de bahseder (İman, 29/ Yahudileşme, 206). Her ne kadar kendisi müceddidle ilgili hadisi hiç zikretmiyorsa da kelime olarak müceddidlerden bahsetmesi, müceddid hadisini kabul ettiğini ima eder. Kütübü Sitte’den Ebu Davud’un rivayet ettiğine göre "Allah her yüz sene başında bu dini yenileyecek bir müceddid gönderir." (Ebu Davud, Çağrı Yay, c, 4, s, 480, hn, 4291). Bu hadisi Ebu Davuddan başka Taberani, Hâkim, Beyhaki’de rivayet etmiştir. Acluni “Hadisin ravileri sika olup hadis âlimleri bu hadisin sahihliğinde müttefiktirler” der. (Bkz: Keşfül Hafa, hn.740)

Peygamberimiz madem her asırda bu dini tecdid edecek müceddidlerin Allah tarafından gönderileceğini beyan etmiştir, öyleyse her asırda bu nurani zatların gelmiş olması gerekmektedir.

Hülasa; peygamberimizden sonra ümmet içerisinde bir takım sapmalar olmuş, fakat, Allahın vaadi ve tarihi gerçekler, Kur’ân ve sünneti ön planda tutan, bu iki mirasa ihanet etmeden, bozmadan, değiştirmeden bu güne kadar getiren bir fırkanın varlığını göstermektedir. Biz o fırkaya ehl-i sünnet diyoruz.

İslamoğlu eserlerinde -nedense- ehl-i sünnete karşı sebebi bilinmez bir hınç gösteriyor. Bizim ehl-i sünneti Kur’ân ve sünnetin haber verdiği fırka olarak göstermemize ne diyecektir bilemiyoruz, ama Kur’ân’ın haber verdiği fırkayı ehl-i sünnet olarak kabul etmediği takdirde, kendisi de başka bir fırka gösteremeyecektir.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
7 Yorum