1. HABERLER

  2. NUR TALEBELERİ

  3. İslam’ın benimsediği idari yapı, meşveret üzerine kurulmuştur
İslam’ın benimsediği idari yapı, meşveret üzerine kurulmuştur

İslam’ın benimsediği idari yapı, meşveret üzerine kurulmuştur

Kur’an’da ve sünnette yöneten ve yönetilenlerin sorumluluklarını öğreten evrensel prensipler vardır.

A+A-

RisaleHaber-Haber Merkezi

RisaleHaber -  DKM’de sunulan seminerde konu “Demokrasi” idi.

Eğitim Fakültesi öğrencisi Ramazan YILMAZ’ın sunduğu “Demokrasi“ konulu seminerde Demokrasi Nedir?, Türkiye’de Demokrasi, İslam ve Demokrasi gibi başlıklara yer verildi. 

Seminerine Demokrasinin tanımı ile başlayan Yılmaz, “Demokrasi tartışması günümüzde hâlâ devam eden bir tartışmadır. Demokrasiyi farklı tanımlamalar üzerinde, farklı coğrafya ve kültürdeki insanların farklı yorumları, ideolojileri, inançları, dünya görüşleri gibi faktörler etkili olmuştur. Halk anlamına gelen ‘demos’ ile egemenlik, iktidar anlamına gelen ‘kratos’ sözcüklerinden oluşan demokrasi, halk iktidarı, halkın kendi kendini yönetmesi demektir. Halkın, halk için, halk tarafından yönetilmesi olarak da tanımlanan demokrasi, aynı zamanda toplum ve kişi yönünden özgürlük anlamına da gelmektedir. Çünkü başkası tarafından yönetilmeme, kendi kendini yönetme, özgürlük demektir. Bu nedenle demokrasi ve özgürlük birbirini kapsayan ve tamamlayan iki kavramdır.” dedi. 

Demokrasi tarihi gelişimine değinen Yılmaz, “Demokrasi tarihi eski Yunan sitelerine kadar uzanmaktadır. Ancak bu dönemin demokrasisi, sadece özgür yurttaşları kapsayan sınırlı bir demokrasidir. Ortaçağ sonlarına doğru yeniden insanlık gündemine gelen, daha doğrusu düşünürlerce yeniden tartışılmaya başlanan demokrasi, Amerika, İngiltere ve Fransa’daki ihtilaller sonrasında Batı Avrupa’da devlet yaşamına girmiştir. Demokrasi mücadelesiyle geçen 19. yüzyıldan sonra demokratik devlet düzeni, hemen hemen tüm Dünya’ya yayılmıştır.” dedi.

Demokrasilerde yönetimin yani kamu hizmeti görmekle yükümlü olan idari birimlerin insan haklarına saygılı ve insan haklarını korumayı görev edinmiş olması gerektiğine dikkat çeken Yılmaz, “Halkın egemenliği kullanış biçimlerine göre demokrasi üç gruba ayrılır. Doğrudan demokrasi, yarı doğrudan demokrasi ve temsili demokrasi.

Doğrudan Demokrasi

Doğrudan demokrasi, kanunların bizzat halk tarafından yapılmasını ve kamu gücüne

ilişkin kararların bizzat halk tarafından alınmasını ifade eder. Bu sistemde parlamento

ve yöneten-yönetilen farklılığı yoktur

Yarıdoğrudan Demokrasi

Halkın temsilcilerinin yanı sıra, bazı konularda halkoyuna da başvurulmasını öngören

bir sistemdir. Halk üç şekilde egemenliğin kullanılmasına katılabilir: Referandum

(halkoyuna başvurma), halkın vetosu ve halkın kanun teklifi.

Temsili Demokrasi

Ülkemizde ve birçok ülkede, milli egemenlik anlayışının bir sonucu olarak temsili demokrasi uygulanmaktadır. Buna göre halk, egemenliğini seçtiği temsilcileri aracılığıyla kullanacaktır. Milletvekilleri tüm milletin temsilcisi olarak yasa yapmaktadır.” dedi. 

Yılmaz, “Demokrasilerde seçimlerin serbestliği yani halkın hür iradesini kullanabilmesi, her oyun eşit ve herkesin oy kullanabilmesi, oy verme işleminin gizli olması, sayımın ve sonucun şeffaf olması, yargı yönetim ve denetim bulunması, temsilde adalet ve yönetimde istikrarın sağlanması devletin vazifesidir. Vatandaşlar seçme, seçilme, bağımsız olarak veya siyasi parti içinde siyasal faaliyette bulunma hakkında sahiptir ve oy kullanmak bir vatandaşlık görevidir.” kaydetti.

img_7345.jpg

İSLAM VE DEMOKRASİ

Günümüz tartışma konuları arasında, İslam ve demokrasi konusunun, muhtelif platformlarda öne çıktığını söyleyen Yılmaz, “Açıkça belirtmek gerekirse, İslam ve demokrasi mukayesesinin, çok sağlıklı yapıldığını ifade etmek oldukça zordur. Burada İslam’ın, insanların dünya ve ahiret mutluluğunu hedefleyen ilahi kaynaklı bir din, demokrasinin ise, insanların kendi akıl, irade ve bilgi birikimine dayalı olarak ortaya çıkardıkları bir yönetim biçimi olduğunu vurgulamak gerekir. Bu vurguyu yapmanın ana hedefi, bu iki kavramın, birbirinin zıddı veya birbirinin alternatifi ya da birbiriyle tamamen uyuşan unsurlar gibi takdim etme gayretlerinin doğru olmadığını belirtmektir. Bu sebeple İslâm’ın bir din, demokrasinin de yönetim şekli olduğunu unutmamak gerekir.” dedi.

Kur’anı Kerim tarafından adı açıkça belirtilen ve insanlara emredilen herhangi bir yönetim biçimi mevcut olmadığını belirten Yılmaz, “Hem Kur’an’da, hem de Hz. Peygamber’in (a.s.m) uygulamalarında, yöneten ve yönetilenlerin sorumluluklarını öğreten evrensel prensipler vardır. Dünyanın herhangi bir bölgesinde, dönemin ihtiyaçlarına, insanlarının kültürel yapısına, oluşan siyasi şartlara, zamanın ve coğrafyanın getirdiği imkân ve zorunluluklara göre, yönetim modeli geliştirilebilir.” dedi.

Yılmaz, “Demokrasinin en belirleyici ve vazgeçilmez unsurlarından biri, halkın yönetime katılması ve kendi hür iradesiyle yöneticileri seçmesidir. Dikkatle incelendiği zaman, Hz. Peygamber’in (a.s.m), İslam’ın en iyi uygulayıcısı sıfatıyla, -kelime olarak, kabul etmek, razı olmak, anlamına gelen -BEY’AT müessesesini çalıştırdığı görülür. Bey’at, günümüz seçim uygulamalarındaki oy kullanma karşılığı olarak, kısaca “halkın yöneticiye bağlılığını belirtmek için reyini ortaya koyması” şeklinde tanımlanabilir. Bey’at, “kadın ve erkeğin, yöneticiye karşı görev ve sorumluluğu kabul etmek üzere yaptığı bir sözleşme” olarak da tarif edilir. Bu yönüyle bakıldığı zaman, yöneticileri belirleme metodu konusunda İslam öğretisinin, bugünkü demokratik seçim uygulamaları ile çok önemli bir paralellik gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu benzerlik, her ferdin kendi reyini hür iradesiyle belirtmesi konusunda da mevcuttur. Çünkü, zorbalıkla ve kılıç zoruyla alınan bey'at geçerli değildir. Hz. Ömer(r.a) : "Bir kimse, müslümanlara danışmadan, ister kendisi başkan olmaya, ister başkasını başkanlığa geçirmeğe kalkışırsa (vazgeçmediği takdirde) onu öldürmelisiniz" demiştir.” dedi.

Yılmaz, “Yöneticilerle ilgili olarak İslam’ın öngördüğü en önemli değerlerin, insanlar arasında, eşitliğin, adaletin ve ferdi hukuk dokunulmazlığının sağlanması olduğunu, şayet demokrasi, insanların temel hak ve hürriyetlerini teminat altına alan ve halkın taleplerini karşılamayı taahhüt eden bir yönetim biçimi ise, bu hususta da İslam ve demokrasi arasında herhangi bir problemden bahsetmek anlamsız olduğunu, hatta İslam, bir taraftan ferdi hukukun korunmasını emrederken, diğer taraftan da toplumsal hassasiyetlere atıfta bulunduğunu ve içtimâî ruhun canlı tutulmasını istediğini” söyledi.

Demokratik yönetim biçimiyle idare edilen ülkelerde, toplum tarafından seçilen ve yine toplum adına karar mekanizması olarak işleyen meclisin, üzerinde durulması gereken en önemli müesseselerden biri olduğunu belirten yılmaz şunları söyledi: “Bunun İslam literatüründeki tam karşılığı, danışma kurulu olarak tercüme edebileceğimiz, ŞÛRÂ müessesesidir. Yapılması planlanan işlerin, istişâre sonucunda karara bağlanması gerektiği konusunu, Kur’an iki farklı âyette şu şekilde açıklar: “Onları affet; bağışlanmaları için dua et; iş hakkında onlara danış.” Onların işleri, aralarında danışma iledir.” Bundan dolayı İbn Teymiyye: “İdareciler istişâreden muaf olamazlar. Çünkü Allah onu peygamberine emretmiştir” der.

Yine, İslam’ın benimsediği idari yapı, danışma (meşveret) üzerine kurulması gerektiğinden hareketle, “herhangi bir şahsın diktatörlüğüne dayanan "otokrasi"den; kendisinde ilâhî bir sıfat olduğu iddiasıyla ortaya çıkan kişinin idaresine dayanan "teokrasi"den; üstün azınlık sınıfının hâkimiyetine dayanan "oligarşi"den; kişilerin heva ve heveslerine göre idare ettiği "demagoji"den ayrılır.”

İslâm'daki istişâre sistemi çoğunluk veya azınlık farkı gözetilmeksizin imkan dahilinde herkesin görüşünü almayı gerektirmekte, ancak, görüşler içinde tercihe şayan olanın, parmak hesabıyla değil, derin ve tarafsız aklî araştırma neticesi tesbit edilmiş olanın tatbik mecburiyetini içermektedir.

Özellikle Hz Peygamber(a.s.m) ve ondan sonra idarecilik yapan halifeler, istişareye ciddi manada önem vermişler, Kur’an’daki “iş hakkında onlara danış” emrinin en önde gelen uygulayıcıları olmuşlardır.
Hz. Peygamber’in sahabeyle istişaresinde dikkati çeken hususlardan biri; herhangi bir karara vardığı zaman, bu kararının Kur’an’ın bir emri mi yoksa kendi düşüncesiyle aldığı bir karar mı olduğunun, kendisine sorulmasıdır. Eğer Hz. Peygamber’in (a.s.m) kendi kararı olursa, bu karar üzerinde sahabe kendi görüşlerini ona aktarırlardı. Bedir harbinden sonra alınan esirlerin, hangi şartlarla serbest bırakılacağı, namaza davetin (ezanın) nasıl uygulanacağı, Hendek harbinde Medine’nin nasıl savunulması gerektiği gibi konular, Hz. Peygamber’in (a.s.m) istişare anlayışının en çarpıcı örnekleridir.

İstişâre ederken göz önünde bulundurulması gereken en önemli noktalardan biri, kime veya kimlere danışılacağı konusudur. Abbasi yöneticilerinden Me'mun’un, oğluna nasihat ederken, istişâre konusunda söyledikleri, bu hususa ışık tutar. Der ki: “Şüphen olan işlerde, tecrübe sahibi, gayretli ve şefkatli ihtiyarların görüşlerine başvur. Çünkü onlar, çok şey görüp geçirmişler, zamanın inişli-çıkışlı, ikballi-hezimetli olaylarına şahit olmuşlardır. Onların sözü acı da olsa kabul ve tahammül et. Danışma kuruluna korkak, hırslı, kendini beğenmiş, yalancı ve inatçı kişileri alma.”

İslam’ın, adı ne olursa olsun, insanların huzur ve mutluluğu için yürütülen çabalara herhangi bir itirazı söz konusu değildir. Netice itibariyle, İslam prensiplerinin demokrasinin öngörüleriyle tamamen uyum içerisinde olduğu iddia edilemeyeceği gibi tamamen zıt oldukları da söylenemez. Demokrasi, kaçınılmaz olarak müslümanların içerisinde bulundukları ve kendisinden etkilendikleri bir sistemdir. Müslümanların İslâm’ın temel kaideleriyle çelişmeyen değişik yönetim şekillerinde hayatını sürdürmelerinin bir sakıncası olmadığını söyleyebiliriz.

img_7347.jpg

TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ

Türkiye’de demokrasinin gelişim sürecine de değinen Yılmaz seminerine şöyle devam etti:

Türkiye’deki demokratikleşme adımlarını 200 yıl kadar geriye 1808 Sened-i İttifak’a kadar götürmek mümkündür. Sened-i İttifakla padişah ve ayanlar arasında bir anlaşma imzalanmıştır. Sened-i İttifak ile;

-Padişahın yetkileri ilk kez kısıtlanmıştır.

-Padişah ilk kez kendisi dışında bir gücü tanımıştır.

-Sened-i İttifak ayanları tanıyarak onlara hukuki bir zemin oluşturmuştur.

Tanzimat Fermanı da çeşitli yenilikler getirmiştir. Bunlardan bazıları;

-Her gücün üzerinde kanun gücünün kabul edilmesi.

-Mahkemelerin herkese açık olması.

-Hiç kimsenin yargılanmadan cezalandırılmamasıdır.

Islahat Fermanı ise Tanzimat Fermanının daha kapsamlı halidir. Bu gelişmeler yeni anayasaya doğru gitmekteydi ve adeta yeni anayasanın ilanını zorunlu hale getirdi. Nitekim 23 aralık 1876’ II. Abdülhamit’in tahta çımasıyla ilk anayasa kanuni esasi ilan edildi. Kanuni esasi ile şu haklar geldi;

-vatandaşlık hakkı, kişi hürriyeti, kişi güvenliği, ibadet hürriyeti, öğretim hakkı, basın hürriyeti.

 

Parlamento kuruldu fakat bu meclis bir yıl sonra Osmanlı-Rus savaşı mağlubiyeti gerekçesiyle kapatıldı. 29 yıl sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Selanik ve Manastır isyanlarını önlemek amacıyla 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildi. Meclis yeniden kuruldu. 13 Kasım 1918’de İngiliz işgaline giren İstanbul’da Misak-ı Milli kararları sonunda meclis İngiliz baskısı altında çalışamaz hale geldi ve Ankara’da I. Meclis kuruldu. Bu meclisin temsil kabiliyeti oldukça yüksekti. Fakat yönetimi şiddetli eleştirilerinden dolayı 1923’te seçimlere gidilmek suretiyle feshedildi. Daha sonra muhalefet 1924’te Kazım Karabekir başkanlığında Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdu. Ancak bu parti tüzüğündeki dini inançları saygılı ilkesinden dolayı Şeyh Said İsyanı gerekçe gösterilerek kapatıldı. Hatırlayacağınız üzere üstadımız da isyanla ilgisi olmadığı halde Van’dan sürülmüştü. Tek parti dönemi 27 yıl sürdü.

1940’larda başlayan Sovyet tehlikesine karşı Nato’ya katılabilmek için çok partili hayat geçildi. 1946’da demokrat parti kuruldu. 1950 yılında ise iktidar oldu. Menderes ilk icraat olarak Ezan’ı Arapça aslına çevirdi. Üstad, Menderesi bu hizmetinden dolayı İslam kahramanı ilan etti. 10 yıl sonra 27 Mayıs 1960’ta darbe oldu Menderes ve iki bakanı idam edildi. Özgürlükçü bir anayasa olan 1961 Anayasası hazırlandı. 1980’lere gelindiğinde ülkede çıkan karışıklıkları bahane ederek Kenan Evren darbe yaptı. Halen yürürlükte olan 1982 Anayasası hür olmayan irade ile %92 oyla kabul edildi. Halk üzerindeki baskılar arttı, dini özgürlükler kısıtlandı.

Netice olarak demokrasimiz sürekli darbelerle, muhtıralarla kesintiye uğratılmıştır. Demokrasimiz bugün bile yeterli gelişmeyi gösterememiştir. AB süreci gibi dış aktörler demokrasimize olumlu katkı vermiştir. Ama demokrasimizin asıl itici gücü halkın iradesi olmuştur.

 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.