1. YAZARLAR

  2. Şahin DOĞAN

  3. İslamcılar, Hitler ve Said Nursi
Şahin DOĞAN

Şahin DOĞAN

Yazarın Tüm Yazıları >

İslamcılar, Hitler ve Said Nursi

A+A-

Geçtiğimiz hafta bir gazetede “İslamcıların ve sağ muhafazakarların Hitler sevdası” serlevhalı, altında Ayşe Hür imzası taşıyan bir yazı çıktı. Yazı şu yargı cümlesiyle başlıyor “Nihat Atsız'dan Nurettin Topçu'ya Necip Fazıl'dan Said-i Nursi'ye kadar pek çok isim Yahudi ve komünist düşmanlığı nedeniyle Hitler hakkında olumlu yargılara sahipti.” Yazının başlığında “İslamcılar” ifadesinin kullanılması özellikle problemli çünkü ismi geçen zatların hiçbiri kelimenin en yalın anlamıyla, hem tarihsel olarak hem düşünce yapıları itibariyle “İslamcı” değildi. Hele Nihal Atsız ve Peyami Safa hiç değildi. Sonra bu iddiasını ispatlamak için bazı deliller getiriyor. Bulabildiği kaynak sağ kesim yazarlarından Beşir Ayvazoğlu’nun Modern Türkiye’de Siyasal Düşünce (İletişim, 2009) dizisinin Milliyetçilik cildinde yer alan “Tanrıdağı’ndan Hıra Dağı’na” başlıklı makalesi. İlgili makalenin yazarımıza ilham kaynağı olan anahtar cümlesi şu: “Kırklarda ırkçı-Türkçülüğün yükselişi, kendileri kabul etmeseler de İtalya ve Almanya’daki gelişmelerle yakından ilgiliydi. Başta Nihal Atsız olmak üzere bütün Türkçülerin hatta Peyami Safa ve Nurettin Topçu gibi farklı çizgilerde yer alan milliyetçilerin Almanya’ya ve Hitler’e sempati duydukları bir gerçektir.” Bu alıntıyı yapmadan önce kendisi bu kanaatte değilmiş gibi bir ifade kullanıyor Ayşe Hür: “Hitler ve Mussolini’nin zuhur ettiği 1920’li yıllarda İslamcı veya sağ muhafazakar diye tanımlanabilecek kesimlerin Hitler ve Mussolini’nin fikirlerine ilgi duyduklarına ait bir bilgiye rastlamadım kaynaklarda.” Bu itiraftan da anlaşılıyor ki yazarın biricik kaynağı Beşir Ayvazoğlu’nun bahsi geçen makalesi.

Önce Nihal Atsız’ın Hitler sevdasıyla başlıyor. Bu ifadeler Atsız’a ait: “Hitler’e ‘merhum’ dediğim de garipsenmesin ve yine derhal faşistliğime verilmesin. Başta Moskof dostlarımız olduğu halde bunca milyon gâvur ve çıfıt öldüren bu adama merhem denmez de ne denir.” Baştan ayağa ırkçı-Türkçü Nihal Atsız’ın Yahudi ve komünist düşmanlığı konusunda Hitler’e hayran olmasında bir gariplik yok. Dolayısıyla doğru söze diyecek yok.

Sıra Peyami Safa’ya geliyor: “19 Eylül’de [1939] Hitler Danzig’i ilk kez ziyaret ediyordu. Führer’in söyleyeceği büyük nutku bütün Alman istasyonları verecekti. Biz arkadaşlar matbaada toplanmış, Danzig'de yapılan muazzam töreni radyodan dinliyorduk. Mızıkalar, marşlar, coşkun bağrışmalar arasında Hitler söze âğaz eyledi. (... ) Sıkıldığım için radyonun başından ayrıldım. Odama gitmek üzere kapıyı açarken, tek kelime Almanca bilmeyen Peyami'yi bir köşeye büzülmüş, heyecandan yüzü sapsarı, kendini kaybetmişcesine, parazitlerin daha da bozduğu o histerik sesi dinler gördüm…” (Nadir Nadi, Perde Aralığından, Cumhuriyet Yayınları, 1965)

Bir nutkun tesirinde kalmakla o nutku irad eden kişinin düşüncelerine hayran olmak arasında kapatılması anlaşılır bir fark olsa gerek. Peyami Safa’nın başta Matmazel Noraliya’nın Koltuğu, Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk İnkılabına Bakışlar olmak üzere bütün kitaplarını okumuş biri olarak onun hafif tonda bazı milliyetçilik histerileri dışında Hitler’in katıksız faşizan ve antisemitik düşüncelerini haklı çıkartacak bir fikir dünyasına sahip olmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Sadece Nadir Nadi’nin taraflı olabileceği ihtimali hayli güçlü bazı hatıralarına dayanarak (hele Nadir Nadi’nin sağ muhafazakar kesime olan önyargısı dikkate alınınca bu yargının daha da bir şaibeli olabileceği anlaşılıyor) böyle genel bir hükme varmak pek isabetli olmasa gerek.

Sırada Nurettin Topçu var: “Uzunlamasına küçük bir oda. Camekân kısmında büyükçe ve güzel bir Akif fotoğrafının yer aldığı alttan çekmeceli bir büfe, pencerenin karşı duvarında alt kısmı çift kapaklı ahşap mütevazi bir kütüphane (bakınca ilk fark ettiğim kitap İzmirli İsmail Hakkı'nın eski harflerle basılmış iki ciltlik Kur’an meâli), ciltsiz kitapların çoğu kırmızıya çalan kağıtlarla kaplı, bu duvarda Hüseyin Avni Ulaş'ın, pencere tarafındaki duvarda Hitler'in fotoğrafı asılı. Hitlerin fotoğrafı bildik asker kıyafetli, gamalı haçlı fotoğraflardan değil; yandan çekilmiş, nisbeten gençlik yıllarına ait, yakası açık, soluk yüzlü bir fotoğraf. Evet, birbirlerine bakan, Nurettin Bey'in ise hepsine baktığı üç fotoğraf: Akif, Hüseyin Avni, Hitler.” (İsmail Kara, Sözü Dilde Hayali Gözde, Dergah Yayınları)

Nurettin Topçu'nun Adolf Hitler'e olan ilgisinin sadece bu resim aracılığıyla belirginleşmesine mukabil, yazılarında Hitler adının hiç geçmemesi çok ilginç. “İsyan Ahlakı” isimli klasik eserinde Hitler’in adına ve faşizan düşüncelerine en ufak bir değinmenin olmaması daha bir anlamlı. Aslında bir lidere bazı liderlik vasıflarından dolayı hayran olmakla onun ideolojisini benimsemek arasında tam bir uçurum var. Bizce bir parça meçhul yani tam vazıh olmamakla birlikte merhum Topçu’nun odasına Hitler fotoğrafını asması onun liderlik vasıflarına ve olağanüstü karizmasına olan hayranlığından olsa gerek. Aksi halde bütün yazdıklarıyla çelişen bir düşünce adamı portresi çıkıyor karşımıza.  

Necip Fazıl’a gelince Ayşe Hür, şairin çeşitli zaman ve zeminlerde yapmış olduğu bazı irticali konuşmalara atıf yaparak onun “Yahudilerle kafayı yemiş” iflah olmaz bir Yahudi düşmanı ve bunun tabii sonucu bir Hitler ve Alman hayranı olduğu neticesine varıyor. Yahudi düşmanı olmak ayrı şey, Hitler hayranı olmak ayrı şey. İkinci önermeyi birincinin doğal sonucu olarak algılamak büyük bir hata. Necip Fazıl’ın bilhassa “Yeniçeri” ve “Doğru Yolun Sapık Kolları” gibi eserlerinde görüldüğü üzere çok zaman zikzaklı üslubunun ve bu üslup sonucunda vardığı bazı hükümlerin sorunlu olduğu gerçeğini teslim etmekle birlikte onun fikir dünyasına aşina olan dikkatli gözlerin görebildiği gibi yükselen bir dalga olarak komünizm (ateizm) karşısında milliyetçi/muhafazakar cenahta kendisini konumlandırdığı ve bütün hücumlarını buradan mevzilenerek yaptığı bilinmektedir. Ve bunun sonucunda Bolşevik Rusya karşısında onun düşmanı olan Almanya’ya sevgi ve sempati beslemiş olması tabii ve anlaşılabilir bir durumdur.

Yazının en iğreti duran tarafı Said Nursi ile ilgili olan kısmı. Said Nursi’nin milliyetçiliğin her türlüsüne karşı, ümmetçi bir İslam alimi ve bilhassa Kürt (yıllardır faşizan politikaların en acımasızına maruz kalmaları hasebiyle Kürt bir alimin, Hitler gibi birine bırakın sevdalı olmayı en küçük bir sempati bile duyduğunu söylemek bir kelimeyle ona hakarettir) olduğu dikkate alınınca neden “iğreti” dediğimiz daha iyi anlaşılır. “Suyunun suyu” denebilecek kaynağı ve muhtevası sorunlu bir hatıra üzerinden onun Hitler ve Alman sevdalısı ve böylece Nihal Atsız ile aynı karede ve hatta seviyede olduğunu göstermeye çalışmak dürüst ve hakkaniyetli bir tavır değil. Alemi İslam’ın mukadderatı ve kanayan yaraları bağlamında Necip Fazıl için bahsi edilen siyasi ve konjonktürel nedenler pekala Bediüzzaman için de cari olabilir. Ama şahsi temayül açısından ikisi arasında dağlar kadar fark var. Esasen Said Nursi kategorik olarak da diğer üçünden çok farklıdır. Diğerlerinden üçü edebiyatçı biri aydın. Said Nursi ise gerçek anlamda bir ulema. Dolayısıyla Ayşe Hür, birbiriyle alakası olmayan fotoğrafları aynı kareye yerleştirerek sapla samanı karıştırmış görünüyor. Bediüzzaman’ın elimizde bulunan eski ve yeni hiçbir eserinde, sahih hatıralarında bu ithamı (Hitler sevdalısı olduğu) haklı çıkaracak değil bir kelime bir nokta bile yoktur. Risalelerde geçen Yahudilerle alakalı bazı ifadelerini, Cilasun’un yaptığı gibi, bağlamından ve asli muhtevasından kopararak Yahudi karşıtlığına (antisemitizm) ve bunun mefhumu muhalifinden onu Hitler sevdalılığına yorumlamak ilmi değil ideolojik bir önyargının eseri. 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum