1. YAZARLAR

  2. Cezmi HUYUT

  3. İsim ve sıfatlar tesadüfü reddediyor-14
Cezmi HUYUT

Cezmi HUYUT

Yazarın Tüm Yazıları >

İsim ve sıfatlar tesadüfü reddediyor-14

A+A-

Üçüncü vecih; Yine, Nur, nurdan, ihsan gınadan, ikram keremden, hüsün güzelden geldiği hakikatine binaen, herhangi bir vücut mertebesinde olmayan, isimsiz ve vasıfsız tesadüf vehminin kendisinde olmayan maddi ve manevi bir şeyi başkasına vermesinin söz konusu olamayacağı katiyen anlaşılıyor.

Tesadüfün kendisinde vacip bir hayat ve bu hayatına bağlı olarak yine herhangi bir isim ve vasıf, temyiz ve tanzim edecek bir ilmi ve eşyayı biri birinden fark edip ayıracak bir iradesi ve vücut verecek bir müstakil kuvvet ve kudreti yoktur. Bu bedihi bir hakikat iken, başkalarına kendisinde olmayan vücudu, hayatı ve ruhu ve bu ruha bağlı isim ve vasıfları nasıl ve nereden verebilsin?

Binler sırrı taşıyan hayatı ve mucizevî bir sanat olan ve bu güne kadar mahiyeti bilinemeyen ruhu, can’ı yaratmak Ve o ruha münasip hiçten modelsiz, muntazaman, hakimane, saatın çarkları gibi biri birine dayanan bir vücut libasını icat etmek ve o ruha münasip mesken yapmak.

Vücudu deri ve korunma sistemleriyle koruma altına almak, iskelet sistemiyle ayakta tutmak, vücudun hareketi için enerji yakacak şekilde ve lezzeti hayatı tadacak şekilde tanzim etmek, yaşaması ve vücudunun devamı ve otomatikman tamiri ve tecdidi için programlamak.

Hayatın devamı için yeryüzünü bir sofra-i nimet olarak düzenlemek, her canlıya uygun bir vücut ve o vücuda münasip rızık vermek, her zihayatın vücudunda koruma sistemleri, kan dolaşımını, savunma sistemlerini hayatını muhafaza ve devam ettirmek ve sair hisleri var etmek.

Yediklerini enerjiye çevirecek sindirim sistemi, dünyayı gezip tozması için görecek gözleri, yürüyecek ayakları, etrafında kilerini duymak için kulaklarını, işlerini görebilmesi için ellerini, neslini devam ettirebilmesi için ünsiyet edeceği bir eş ve sevimli evlatları vermek, kalplerine şefkati yerleştirmek, ailesine ve çocuklarını şefkat kanatlarını açmak, koruma ve korunma ve barınma duygularını yerleştirmek.
Güzele ve güzel şeylere, ince ve nazik sanatlara ve manalara, hakikatlere ve hakka ve adalete meyil vermek, maharetini göstermek, teşhir etmek, gözlere güzel görünmek ve göstermek arzusunu yerleştirmek.

Kendisini bilmesi, etrafında kilerini tanıması, hayatı boyunca öğrendiklerini, gördüklerini, duyduklarını ve bildiklerini unutmaması için hafızayı var etmek.

Kâinatın hulasası olan zihayatın vücudunun ölümle yok olmaması için neslini yeryüzünde devam ettirmek üzere ilminin hususi mizanlarıyla vücudunu, yumurta veya zigota hülasa etmek ve neslin devamı için eşler var etmek ve hayatlarını zevklendirip renklendirmek, aileler oluşturmak.

Yine bedendeki ruhu zenginleştirerek, sevmek ve sevilmeyi öğretmek, dokunma, koku alma, İnanmak, dua etmek, muhabbet etmek, şefkat etmek, acımak, korkmak, heyecanlanmak, hırs göstermek, yaşama sevinci taşımak, hayata muhabbet, hürriyet aşkı, özgür olmak, İzzetle yaşamak, haysiyetli ve namuslu olmak, İlim ile marifet kazanmak, iyilik yapmak, iyiliği sevmek, iyilere mükâfat, kötülere ceza vermek, hakkı olanın hakkını vermek, kötüleri ıslah etmek, kahretmek, gazaplanıp intikam almak, telim ve terbiye etmek.

Sıhhatli ve sağlıklı yapmak, hastalıklarla sıhhatin kıymetini bildirmek, ihsan etmek, kemal vermek, kemalata sevk etmek, ayıpları örtücü affedici olmak, hayâ ve edep sahibi kılmak, zayıf ve fakirleri gözetmek, çalışmak, toplum oluşturmak.
Daha nice binlercesi sayılacak duygu ve hislerle insanların  ruhlarını teçhiz edip, kalbin batınına vicdanına yerleştirmek ve imanın esasatını manevi duygulara hayat veren bir ma-i zem zem yapmak ve bu mahiyet ile insanı kâinattaki bütün maddi ve manevi nimetlerden istifade eder hale getirmek ve ona ebedi yaşama arzusunu vermek. 

Ayrı ayrı ruhlu vazife dar hadsiz hayvanatı ve böcekleri ve sair varlıkları yaratmak, onların her birisini bir faydalı hizmete koşuşturmak, zihayatlara hakkı hayat vermek.

Her zihayatın yaşadıkları iklim şartlarını bilip ona göre hayatlarının devamı için münasip uygun vücut ve rızık vermek, bülbülü güle müştak yaratmak, Horoza seher vakti ötme ve bulduğu taneyi tavuklara ikram hissini vermek, ata kişneme, aslana kükreme, kediye miyavlama, kuşlara uçma, balıklara yüzme, ceylanlara koşma şevki vermek.

Sivrisineğe kan çıkarma sanatını, ipek böceğine koza örmeyi, bal arısına bal yapmayı ve arı ve karıncaya cumhuri yaşamayı programlamak.

Şimdi bütün bu binden birini saydığımız manevi duygu ve latifeleri bütün bunlardan mahrum ve bunların varlığından bihaber olan kör, hayatsız, ruhsuz, şuursuz, hissiz, isimsiz ve vasıfsız sebepler mi, mevhum kanunlar mı, tesadüf mü hiçten icat edip yoktan yaratmış, var etmiş?

Kör tesadüf mü, zihayatı ve bilhassa insanı kâinatın bir hülasası etmiş ve kâinatı insanın önüne bir sofra-i nimet olarak sermiş ve insana kâinattan istifade edecek şekilde istidat ve kabiliyet vererek onu en büyük bir mucize-i sanat eylemiş. Heyhat.
Dünyada bundan daha muhal, batıl, akıl ve mantık dışı bir iddia olabilir mi?
Bundan daha hurafe bir fikir ve felsefe düzenbazlığı olabilir mi?
Zerre kadar aklı olanın bile kabul etmeyeceği böyle bir inanç olabilir mi?

Ebu Cehillerin bile kabul edemeyecekleri bu hurafavari dava ve inançları taşıyanların, akıl ve vicdandan ve zekâdan bahsetmeye ve hele aydın ilim adamı olduklarını dava etmeye hakları var mıdır?

Dördüncü vecih; Âlem-i ervah ve âlem-i misal ve beka-i ruh hakkındadır. Bu mes’eleyi ,Bediüzzaman Hz.lerinin Risale-i Nur külliyatında 29.söze havale ediyorum.Bediüzzamanın beyanı ve izahından sonra izah olamaz.Bizim kalem oynatmak haddimize düşmemiş.

Elhak 29 söz melaike ve ruh ve cinnilerin varlığını ve ispatını o derece kat’i ve kesin ispat ediyor.
İnsandaki hayat ve ruhun kat’iyyetinde ve ruhtan lemaen eden melek misal güzel duygu ve latifelerin yanında, habis ve habisata ve tahribata meyilli tahripkâr nefsin süfliyyatı katiyetinde görülen bu âlemde bunların vücutlarının katiyetince âlem-i ruhani ve maneviyatta kudret-i ezeliyyenin daha acip ve garip müteselsil benzerlerinin olduğu, görmediğimiz Avustralya kıtasındaki yerlilerin varlığı katiyetinde ispat ediyor.

Mana ve maneviyattan mahrum kör tesadüfün, böyle bir âleme sızmasının ve o âlemde tasarruf etmesinin bahis mevzu edilemeyeceği, akılları kurumuş ve maddiyatta sıkışıp boğulmuş, maneviyatta kör, maneviyatı münkir tesadüf perestlerce de malumdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.