1. YAZARLAR

  2. M.Yusuf AKBAŞ

  3. İsabetli hareket
M.Yusuf AKBAŞ

M.Yusuf AKBAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

İsabetli hareket

A+A-

Sivil toplum tartışmalarıyla başlayan son yüzyıl süreci yeni yeni kavramlarla mecrasını arıyor. Kimi ümmetten sivil topluma, kuldan bireye söylemlerine benzeyen değişim devam ediyor. Sonradan "çoğulculuk" geldi. Sonra, "aynı çatı altında"lık, "aynı gemi" vurgularıyla gelen "uzlaşma" arayışları, "barış içinde bir arada yaşama" modelleri…

Toplum iyi bir noktaya geliyor. Galiba çoğu şeyi uygulayarak öğreniyoruz. Son günlerde şiddet dışı söylemlerin artması bunun göstergesidir. Barış süreci ve akil insanlar bunların bir sonucudur.

Ömrünün değişmez prensibini müsbet hareket üzerine bina eden Üstad şimdilerde daha da iyi anlaşılıyor. Yüzyıl önceden bu metodu uygulayanların yoluna,  deneme yanılma ile gelmek yine de isabetlidir.

Müsbet hareket, isabetli harekettir. Müsbet, kelime manasıyla isbat edilmiş demektir. İsbat edilen, ortaya konulan, istifadeye sunulana müsbet denir.

Müspet hareket, en kısa ifadesiyle “yapıcı olmak”, ortaya bir eser koymaktır.
Hedefe en yakın uygulamadır.
Herkesin/kesimin tasvibine mazhar olmuştur.
Tarihin doğruladığı bir harekettir.
Müsbet imardır, menfi ise tahrip...
Adalet müspet, zulüm menfidir.

Her türlü provakasyon ve tahrike karşı müsbet hareket…
Müsbet hareketin kaynağı iman, yani İlâhîdir

Dinde zorlama yoktur, çünkü zorlama müsbet bir hareket değildir. Zorlama ile insan ne irfana kavuşur, ne ilme, ne ahlâka…

İman hizmeti müspet harekettir, çünkü böylece insanların kalplerine imanın yerleşmesine, kalplerde imanın sabit olmasına çalışılmaktadır. Yoksa toprakların feth edilmesiyle gerçek fetihlerin gerçekleşmediği zaman bize göstermiştir.

Garip bir durum daha ortaya çıktı, Ehl-i dinin siyasî ve iktisadî açıdan güç kazanıp öne çıkması, diğer yanda ise imanî ve itikadî açıdan bir gerileme ve çözülmenin yaşanmasına neden oluyor.

Cumhuriyet dönemi seçkinleri toplum yapısını modernleşme ideolojisi ile değiştirme çabalarıyla batılı bir toplum yapısı oluşturuldu. İslam ülkelerinde iktidar değişmeleri dahi, batılı bir toplum yapısını inşa etme çabalarını durduramadı.

Bu çabaların birincisi devlet kadrolarının elde edilmesi ile her şeyin düzeleceğine inanan siyasî görüşlerdi. İkincisi ise iman ve insan merkezli bir yaklaşımı savunarak, gelişmenin tavandan değil tabandan olacağı görüşü. Devlet kadrolarının ele geçirme, ülkeler siyasetinden indirgenip cemaatlerin hedefi haline geldiği de söylenebilir.

Birinci yöntem çabaları toptancı bir görüş olup hedefe giden her yolu mübah kılıyor. Adalet terazisini kaçırır. İktidar mensuplarının köken olarak geldikleri siyasî çizgi ve anlayışlarının, devlete ve topluma “hakim” olma iddiası ortaya çıkabiliyor.

Müsbet hareketi prensip edinen Bediüzzaman, devleti kutsallaştırmak yerine bir “hizmet organı” olarak kabul ediyor; yöneticileri ise hâkim yerine, hizmetçi olarak tanımlıyor.

Din, iktidarı elde etmek için siyasî bir araç değildir. Yönetimi ele geçirmek için din, hiçbir zaman araç olarak kullanılmamalı. Siyasî bir parti veya cemiyet şeklinde organize olarak yönetime talip olmanın elmas hükmündeki hakikatlerin değerini düşüreceği için, din adına siyaset yapılmamalı. Böyle bir yaklaşım hak ve hakikatin tekel altına alınması anlamına da geleceğinden Bediüzzaman, buna şiddetle karşı çıkmıştır.

Toplumun mevcut yapısında “ahlâkî çöküntü ”nün getirdiği çarpıklıklardan dolayı ‘tepeden inme’ bir anlayışla İslamiyet’in izah ve tebliği mümkün değildir. Doğruluğu, ahlâkı, edebi, hak ve hürriyetleri tebliğ eden peygamberlik müessesesi, semâvî kitaplar / Kur’an ve kâinat kitabı müsbet hareketin kaynağıdır.

Prensibimiz ortada bir suç varsa suçu işleyene has kılar ve genellemez.  Bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi iptal edilmez. Bir fert dahi, umumun selâmeti için feda edilmez. Cenâb-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için iptal edilmez.

‘Müsbet hareket’ vurgusundan ‘sistemle barışıklık’ sonucu çıkartanların, Bediüzzaman’ın, yirmi sekiz senelik hapis ve sürgün hayatına, defalarca zehirlenmesine, nice zulümlere maruz kalmasına rağmen "yüzde on zındık dinsizin yüzünden, yüzde doksan masuma zarar gelmemek için, bütün kuvvetiyle dâhildeki emniyet ve asayişi muhafaza etmeğe çalışmış, herkesin kalbine bir yasakçı bırakma ya gayret etmiştir. Her ferdin kalbine manevi bir yasakçı, manevi bir polis bırakmak suretiyle onu suçlardan önlemeye çalışmıştır. Önleyici ve isabetli tedbir budur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum