1. YAZARLAR

  2. Alparslan ÖZYAZICI

  3. İnsanın kıymeti
Alparslan ÖZYAZICI

Alparslan ÖZYAZICI

Yazarın Tüm Yazıları >

İnsanın kıymeti

A+A-

İnsanların san’atları içinde nasıl ki maddenin kıymeti ile san’atın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazen madde ile san’atın kıymeti aynı, bazen madde daha kıymetli, bazen oluyor ki beş kuruşluk demir gibi bir maddede beş bin liralık san’at bulunuyor. Belki bazen antika olan bir san’at, milyonlarca kıymeti aldığı halde, maddesi beş liraya da değmiyor. İşte öyle antika bir san’at, antikacıların çarşısına gidilse, o san’at eserini yapan ustaya nisbet ederek, o san’atkârı yad etmekle ve o san’atla teşhir edilse bir milyon fiyatla satılır. Eğer kaba demirciler çarşısına gidilse, aynı san’at eseri beş liralık bir demir fiyatına satın alınabilir.

İşte insan, Cenab-ı Hak’kın böyle antika bir san’atıdır. Ve en nazik ve nâzenin bir kudret mucizesidir ki. İnsanı bütün isimlerinin cilvelerine mazhar ve kâinata küçük bir özet, bir fihriste şeklinde yaratmıştır. Eğer iman bu insanın içine girse, üstündeki bütün mânidar nakışlar o ışıkla okunur. Yani, Cenab-ı Hak’kın mahlûkuyum, rahmet ve ikramlarına mazharım diyerek insanda Cenab-ı Hak’kın san’atı, isimlerinin tecellisi ortaya çıkar.

Şayet inkâr bu insanın içerisine girse, Allah’ın harika bir san’at eseri olan bu insan, sanki demir, bakır, sodyum, klor vs. gibi elementlerden yapılmış basit bir madde parçası haline gelir. İnsanda Cenab-ı Allah’ın isimleri gizlenmeye başlar. Kendisi parlak bir elmas iken, sönük bir şişe parçası haline gelir.

Bir liralık kıymet

İnsanın değeri sadece madde itibarı ile hesaplanırsa önümüze pek değersiz bir mahlûk çıkar. Bir kimyagerin araştırmalarına göre madde itibarı ile bir insanın değeri, bu günkü fiyatlara göre bir lirayı pek geçmiyor. Çünkü vücudumuzda ancak yedi kalıp sabun çıkacak kadar yağ, orta boyda bir çivi yapacak kadar demir, ancak bir kahve fincanını dolduracak kadar şeker, bir tavuk kümesini boyayacak kadar kireç, takriben 40 paket kibrit yapacak kadar fosfor ve ufak bir topun sadece bir defa atımına yetecek kadar barut için potasyum bulunmaktadır.

Şimdi madde itibarı ile değeri bu kadar ucuz olan insan düşünmelidir. Onun içerisine iman girdiği  zaman kıymeti yükselmekte, yeryüzüne halife olabilecek değeri kazanmaktadır. Maddesi kömür iken, kıymeti elmas değerini almaktadır.

Sadece maddi cihetten düşünülünce kıymeti bir milyon lirayı geçmeyen insanoğlu, icabında bir böbreğini, bir gözünü milyonlara vermez.  Evet bedenin maddi yapısı, kimyevî terkip olarak düşündüğümüz zaman fazla para tutmuyor. Ancak o maddelerden göz, kulak, beyin, böbrek, kalb vs. gibi organlar yaratılınca, yani Cenab-ı Hak’kın san’atı o maddeye girince kıymeti binlerce misli artmaktadır. Her bir organın mükemmel bir şekilde yaratılışını tesadüfe, tabiata veremeyiz. Ancak kuvveti, ilmi nihayetsiz olan Allah, vücuttaki organları böylesine mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Meselâ azalarımız içinde en kıymetlisi olan göz ve kulaklarımızın maliki kimdir? Hangi tezgah ve dükkândan satın aldık? Bu kıymetli göz ve kulağı verecek ancak ve ancak Rabbimizdir. Gözün bütün insanlarda ve hayvanlarda bulunması, her bir insanın göze olan şiddetli ihtiyacını hafifletmez. Gözün kıymetini ucuzlatmaz.
 
İnsanoğlunun ve hayvanların farkı

İnsanoğluna aklın verilmesi, hayvanlarla insanların arasındaki belki en önemli bir farktır. Hiçbir hayvanın düşünme, muhâkeme, hesap yapma, kitap yazma vs. gibi bir mes’elesi yoktur. Bu gibi özellikler insana mahsustur. Ancak  maddî olarak ta insanoğlu  hayvanlardan daha mükemmel olarak yaratılmıştır.

Yaratılış ağacının en mükemmel meyvesinin insan olduğunda bütün fenler adeta ittifak halindedirler. Yani mahlûkat içerisine en ehemmiyetli insandır. Ve mevcudat içinde en kıymettar insandır. Misâl olarak hayvanların ve insanların sadece sinir sistemini kaba olarak inceleyelim. En basit canlılardan olan süngerlerde, solucanlarda da bir hücre grubundan meydana gelen, basit yapıda da olsa bir sinir sistemi mevcuttur. Hayvanların faaliyetleri, organları arttıkça, beyin ve beyincik daha da  gelişmekte, fakat bütün mahlûkat içerisinde en mükemmel beyin, beyincik ve en mükemmel sinir sistemi insanda bulunmaktadır.

Kalb yani dolaşım sisteminin merkezi olan organ basit, iptidai canlılarda da mevcuttur. Açık dolaşım, iki gözlü, üç gözlü, kirli ve temiz kanın birbirine karıştığı kalb ve dolaşım sistemi bütün hayvanlarda mevcuttur. Fakat    en mükemmel, kirli ve temiz kanın kesinlikle birbirinden ayrıldığı dört gözlü kalb ise insanda bulunmaktadır. Aynı manaları insanın bütün organları için söyleyebiliriz. Meselâ güzelliğin bütün mertebelerini fark eden insan gözü, yiyeceklerin bütün çeşit çeşit tatlarını ayıran insanın tat alma hissi ve bütün bunlarında üstünde hakikatların bütün inceliklerine nüfuz eden insanın aklı gibi âletleri nerede? Hayvanın pek basit, yalnız bir iki mertebe inkişaf etmiş âletleri nerede? Yalnız şu kadar fark var ki, hayvanların kendine mahsus olan bir faaliyeti ile alakalı belli bir organı daha ziyade gelişmiştir. Meselâ köpeklerde koku alma hissi daha çok gelişmiştir. Yarasalar, kediler karalıkta da görebiliyorlar. Kuşlarda ve balıklarda denge hissi daha iyi gelişmiştir. Bu sadece hayvanın kendine has vazifesi ile alakalı bir gelişmedir. Aklı hesaba katmasak bile insanoğlu maddî olarak ta en mükemmel şekilde yaratılmıştır.

10 ve 1000 altın

İnsan niçin bu derece cihazat cihetiyle hayvanlara göre zengin yaratılmış olabilir? İnsanoğlundaki bu cihazatça zenginlik, kabiliyet ve istidatların bolluğu, elbette sadece şu muvakkat dünya hayatı için verilmemiştir. Bu konu ile alakalı şöyle bir misâl verilebilir; Bir adam bir hizmetkârına 10 altın verip, “iyi bir kumaştan bir kat elbise yaptır” diye emreder. Aynı şahıs ikinci bir hizmetkârına ise 1000 altın verir ve birde bir pusulaya bazı şeyler yazar ve ikinci hizmetkârının cebine koyar, pazara gönderir. Evvelki hizmetkâr 10 altın ile en iyi kumaştan mükemmel bir elbise alır. İkinci hizmetkâr, divanelik edip, evvelki hizmetkâra bakıp, cebine konulan hesap pusulasını okumayarak, bir dükkancıya bin altın vererek bir kat elbise istedi. İnsafsız dükkancı da kumaşın en çürüğünden bir kat elbise verdi. O ikinci hizmetkâr kendi efendisinin huzuruna geldi. Ve şiddetli bir azar işitti. Kendine göre bir ceza çekti. (Nursî B S : Sözler. On birinci Söz.  Sözler Yay, 1993, sh.120.)

Bu misâldeki birinci hizmetkâr olarak hayvanlara teşbih edilmekte, kendisine bin altın verilen ikinci hizmetkâr ise, cihazat ciheti ile hayvanlardan maddî noktada dahi en az 100 misli kıymetli olan insanı anlatmaktadır. Az bir şuuru olan anlar ki, ikinci hizmetkâra verilen 1000 altın, bir kat elbise almak için değildir. Belki mühim bir ticaret içindir. Yani insana verilen bu istidat ve kabiliyetler sadece şu muvakkat dünya hayatı için verilmemiştir. Kendisine verilen o kıymettar cihazlarla kendi Yaratanını tanıyacak, O ’na kulluk borcunu  yerine getirecek ve ebedi bir Cennet’i o verilen kabiliyetlerle kazanabilecektir.

Fert ve Nev’i 

İnsanın içindeki bu istidat ve kabiliyet insanı o derece kıymetlendirmiştir ki, insanın bir tek ferdi başka mahlûkatın bir nev’i  yani bir türü gibidir. Çünkü insandaki fikir, akıl, emellerine, ruhuna öyle bir inkişaf vermiştir ki, bütün zamanları yutsa tok olmaz. Zira insandaki o yüksek fikir, insanın mahiyetini ulvî, kıymetini umumî, lezzet ve elemini de devamlı kılmıştır. Aklı ile insanoğlu hazır zamanla alakadar olduğu gibi, geçmiş zamanlara da ve istikbale de gidebiliyor. Şu andaki hadiselerden lezzet ve elem aldığı gibi, geçmiş ve gelecekten de sevinç ve üzüntü duyabilmektedir. İnsanoğlu diğer canlılara geniş bir şuurla bakabilmekte, diğer canlıların Yaratanlarına karşı yaptıkları şuursuzca tesbihleri, insan oğlu şuuru ile anlayabilmektedir. Bu bakımdan insanın manevî terakkisinde de bir sınır, hudut olmamaktadır.

Gelelim hayvanların fertlerine, örneklerine. Hayvanların fertleri ise böyle değildir. Onların mahiyetleri cüz’i, kıymetleri şahsî, lezzet ve elemleri bulundukları anla kayıtlıdır. İnsan gibi külli bir şekilde mahlûkata bakamamakta, kemâlleri de yani terakkileri de belli bir hududu geçememektedir. Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, insanın tek bir ferdi sair mahlûkatın bir nev’i, yani bir türü gibidir. Bundan dolayıdır ki, haşirde yani öldükten sonra ki diriltilme de, beşerin her bir ferdi, yani her bir şahıs ayniyle, ismiyle, cismiyle, resmiyle tek tek iade edilecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
1 Yorum