1. YAZARLAR

  2. Suna DURMAZ

  3. İnsan ve eğitimin önemi
Suna DURMAZ

Suna DURMAZ

Yazarın Tüm Yazıları >

İnsan ve eğitimin önemi

A+A-

Önce insanı tanıyalım:
"Gerçek şu ki; biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık" (el- İnsan 2. ayet)
Varlıklar, canlılar ve cansızlar olarak iki katagoriye ayırılırlar. Canlılarda; insanlar, hayvanlar ve bitkiler olarak üç sınıfa ayrılırlar. İnsanı diğer canlılardan ayırt eden ve onlara üstün kılan şey; konuşma, düşünme, anlama, öğrenme, kıyaslama, muhâkeme etme, îcâd etme, ezberleme gibi kabiliyetlere sahip olmasıdır.                                        Çok farklı duygularla donatılmış olan insan, oldukça hassas bir yapıya sahip, ince ruhlu müstesnâ bir varlıktır. İnsanı hayvandan ayırt eden özelliklerinden biri de, mâzi ve müstakbel ile yakînen alakadar olmasıdır. Hayvan sadece içinde bulunduğu anı bilir. Rızkını temin etti mi, yan gelir yatar. Geçmişin üzüntüsü, geleceğin korkusu yoktur hayvanda. Oysa insan öyle değildir. Mâzi de geçirmiş olduğu sıkıntılardan ve elemlerden bir türlü kurtulamaz, daima " ah! ah! " diyerek geçmişteki skıntıları hatırlayıp üzüntü duyar. Müstakbel ise bilinmez bir muammadır; bu yüzden, sürekli endişe içindedir. Hakikatte geniş olan hayat, dar bir kafese dönüşür. Hayatın bu kadar darlaşmasına sebep, insanın tûl-u emel sahibi olmasıdır; işte bu sıfat,  insanın arzularını sınırsız yapmaktadır. İnsan şu âlemde bulunan varlıklara muhtaç ve onlarla yakından alakadardır. İhtiyaçları âlemin her tarafına dağılmış; arzuları sonsuzluğa kadar uzanmıştır. Ama bu nihayetsiz arzu ve emelleri yerine getirebilecek hiçbir kuvveti yoktur. Bu noktada, insan bir serçe kuşundan daha zayıftır.

İnsandaki iki cihet: 
Yaradılış itibariyle insanda iki cihet vardır. Biri hayra ve güzelliğe, olumlu işler yapmaya bakar. Diğeri ise, kötülüğe, anarşistliğe, tahribe bakar.
İnsan önce kendini sever; sonra ailesini, yurttaşlarını, diğer insanları ve hayvanları, bitkileri, dağı, nehiri, ayı, yıldızları sever. Kısacası, tüm kâinatı  içene alabilecek sonsuz bir muhabbet vardır insanın yüreğinde. Varlıkları bu kadar seven  insan, sevilmeyi de arzular. Hatta, canlılar içinde şefkate ve sevilmeye en muhtaç olan  varlık, insandır diyebiliriz. İnsan sevdiği ve şefkat ettiği gibi nefret de eder. İnsan bir karıncayı incitmeyi istemeyecek kadar ince ruhlu olabileceği gibi, öz evladı dahil binlerce insanı acımadan öldürebilecek kadar câni de olabilir. Tarih sayfaları Firavun, Nemrut,  Hitler, Stalin gibi eli kanlı diktatör örnekleriyle doludur...
İnsan tüm malını dağıtacak kadar cömert ve yardımsever olabileceği  gibi, cimrilik ve pintilik içinde kıvaranacak kadar eli sıkıda olabilir. İnsan bir sineğin taşıdığı mikroba yenilecek kadar zayıf olduğu gibi, dünyaya hükmetmeyi isteyen zâlim bir diktatör de olabilmektedir.İnsanda meleklerin fevkine ( ala-i İlliyin) yükselebilecek kabiliyet olduğu gibi, en aşağı mahluk derecesine ( esfel-i Safiliin)  düşecek istidatda vardır. Tüm bu tezatların insanda toplanmış olması, onu komleks bir varlık haline getiriyor gibi düşünmeyin; bu durum insanı yüceltmek içindir. Çünkü, eşyaların kıymeti ancak zıtlarıyla karşılaştırılırsa ortaya çıkabilir. Evet, insan da kendi kendiyle mücâhede içine girerse, yükselir ve meleklerin fevkine çıkar. Hz. Aliye ait olan bir sözde, şöyle deniyor:
"Ey insan, sen kendini küçük bir cisim olduğunu sanırsın; oysa en büyük âlem senin içinde gizlidir."

Milli Şairimiz M.Akif ise " İnsan" adli şiirinde insana "kendi kımetini bil, zâtından haberdar ol "diyor
Haberdar olmamışsın kendi zatından hala sen,
Hakir bir varlığım dersin ey insan; fakat bilsen,
Senin mahiyetin, hatta meleklerden de yücedir
Alemler sende saklıdır. Cihanlar sende toplanmıştır
İnsan en güzel şekilde (ahsen-i takvim) yaratılmıştır

Yaratıcının kendine muhâtap olarak aldığı ve vahy aracılığıyla konuştuğu tek mahluk insandır. Bir bakıma, insan Yüce Yaratıcının en sevdiği mahlukudur. Hatta Kur'an-ı Kerim de bir sure "el-İnsan" olarak adlandırlmıştır.                                                                                                                                                      Bir ayet-i kerimede " Biz insanı en güzel şekilde yarattık" deniyor.İnsan ceset olarak    diğer mahluklardan daha güzel yaratıldığı gibi, bu cesede can veren akıl ve ruh sahibi olmasıyla da güzel yaratılmış olan güzîde bir varlıktır. Ruhsuz bir beden insan olabilir mi hiç? Elbette olamaz. Ruhsuz beden ölüdür. İşte, ölü olduğu için o bedene ceset denir, insan denmez.                                                                                                                 İnsan bedeni diğer mahluklar gibi değildir; sürekli olarak bakıım ister; temizlik ister. Çoğumuz beden temizliğini yaparız. Çünkü biraz ihmal etsek, kokudan durulmaz; kimse yanımıza yaklaşmak istemez. İşte öyle de, kuşkusuz aklımızın ve ruhumuzun da bakıma ihtiyacı vardır. Akıl ve ruhumuzu, midemizi zehirleyip hasta eden "fastefood" misali şeylerle doldurmamamız lazımdır. Bu pek kıymetli iki varlığa itina gösterip, yaradılış gayelerine uygun olan  besleyici ve rahatlatıcı gıdalar vererek bakıma almamız gerekmektedir.                                                                                                                  Akıl ve ruhun ihtiyaçlarını tayin etmek için kendimizi tanımamız lazımdır. Her bir insanın kendini tanıması için şu soruları sorması gerekir: " Ben kimim? Şu dünyada var oluş sebebim nedir? Yaratıcı tarafından bana verilen kabiliyetler nelerdir? Bunları nasıl kullanabilirim?  Hayattaki gâyem ve hedefim nedir?  İşte bu soruların cevabını bulabilen insan mutluluğu yakalamıştır. Sadece yeme-içme ve eğlenceden ibaret olan bir hayat tarzı,  insanı asla mutlu etmez. Akıl ve ruhun da doyuma ermesi lazımdır. Akıl ve ruh beraberce doyuma ulaşırsa, insan mutluluk deryasında yüzer ve âdeta "Nurun alâ nur" olur.

İnsan için eğitimin (ilmin) önemi
"İlim ilim demektir; ilim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen ilim nene gerektir" Yunus Emre
"Bir dâne-i hakikat bir harman hayalata müreccahtır" Bediüzzaman
Akıl ve ruhu doyuracak şey ancak ilim olabilir.İnsan, aklını aydınlatacak olan modern fen ilimlerine ihtiyacı duyduğu gibi, kalbini nurlandıracak olan dini ilimlere de ihtiyac duyar. Yanlız, burada hemen şunu ilave etmek gerekiyor: Sadece dini ilimleri öğrenmekle kalmak, insanı taassuba ve yobazlığa düşürür. Modern hayatın getirdiği  hızlı değişimlerden, teknolojiden nasibini alamayan insan karanlık çağda kalır. Bunun yanında, dinden uzak kalarak, sadece modern ilimleri öğrenmekle yetinmek de, insanı yaratıcıdan uzaklaştırdığı için, mânevi buhranlara, şüphelere      ve vesveselere kapı açar.
Allah Teâla bizi yarattığında, akıl ve ruhumuzun esas ihtiyaçlarımızı da belirlemiş ve bunu bize bildirmiştir. Önce de belirttiğimiz gibi, akıl ve ruh ancak eğitimle doyuma erer. İşte bu yüzden Kur'an-ı Kerim'in ilk ayeti " İKRA" dır. Yani  insana " Oku"   emri verilmektedir.  Peki neyi okuyacağız? Nasıl okuyacağız?                                                 Bu ayette, insana "Âtıl durma, beynini çalıştır; etrafınındaki herşeyi bir kitap gibi oku ve  incele;  üzerinde ince ince düşün, varlıkların boşuna yaratılmadıklarını, her birinin bir vazifesinin olduğunu, bunun gibi insanın da gâyesiz bir varlık olamayacağını gör" deniyor. Bir çok ayette; gözlerimizi, denize ve karaya, gece ve gündüze, dağlara ve nehirlere, semadaki aya, güneşe ve yıldızlara, zeytine, hurmaya, üzüme, incire, karıncaya, arıya, örümceğe,sineğe deveye ve atlara çevirmemiz isteniyor.

Peki neden etrafımızı bu kadar incelemek gerekiyor? Bu varlıkların her biri başlı başına büyük bir ilimdir de ondan. Allah bizi ilime ve irfana teşvik ediyor.
Bizi bizden daha iyi tanıyan Rabbimiz, Zumer suresi 9. ayette " Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" diye buyurarak cehâletin kötü bir şey olduğuna işaret edip, câhilliğe düşmememiz için bizi ikaz ediyor.
Nun suresi 2. ayette ise  Allah Teâla kaleme ve kalemin yazdıklarına yemin ediyor. Okuma-yazma olayı mukaddes kitap Kurân-ı Kerimde yer aldığına göre, ilim öğrenmekte ibadet gibi mukaddes bir iştir.                                                                         Peygamberimiz bir hadisinde "Çinde de olsa ilmi arayınız. Çünkü ilim öğrenmek her müslümana farzdır... " diyor. Bu Hadis-i Şeriften şunu anlıyoruz: İlim evrensel bir değerdir; belli bir millete mahsus değildir. Faydalı olan ilmi herkes alıp kullanabilir. Okumak yaş ve zamanla sınırlı değildir.  Peygamberimiz bu konuda da" İlim beşikten mezara kadardır" diyor .Bir başka hadiste de " İlim öğrenmek için yola çıkan kişi eve geri dönünceye kadar Allah yolundadır" diye buyuruyor.
 Hz. Ali ise " Bana bir harf öğretenin bin yıl kölesi olurum" demiş. Peki bir harfe bin yıl köle olunur mu hiç? Tabii ki değil. Fakat, Hz. Ali  bu sözünde mecâzi olarak ilmin faydasına işaret etmek istemiştir. Bu yüzden" bin yıl kölesi olurum" demiştir.

İlmin faydaları:
1-İlim doğruyu yanlıştan ayırt etmemizi sağlar.
2- İlim hayata karamsar olarak değil de pozitif bakmamızı sağlar.
3- İlim ufkumuzu açar, bizi kapalı kutudan çıkarır.
4- İlim bizi başkalarının boyunduruğundan çıkarıp hür yaşamamızı sağlar.İlim insan olarak, vatandaş olarak  haklarımızı ve görevlerimizi bildirir. Diktatörlüğün hüküm sürdüğü ülkelere bir bakın; insanların ne kadar câhil olduklarını göreceksiniz. Diktatörler cehâlet sayesinde var oluyorlar.
5- İlim kuvvettir ve öz güvendir.
6- İlim vesvese ve şüpheleri yok eder.
7- İlim yeni fırsatlar doğurur.
8- İlim insanın hurâfelere değil, hakikatlere inanmasını sağlar
                    
İlim öğrenmeyen boşluğa düşüp başkalarına muhtaç olur
Şimdi diyeceksiniz ki; ilim okulda, hatta üniversitelerde öğrenilir. Okula veya üniversiteye gidemeyenler, erken yaşta evlenip çoluk çocuğa karışanlar ne yapacak?                                                                                                                       
İlim deyince sadece doktor olmak, mühendis olmak, öğretmen olmak aklınıza gelmesin. Elbetteki hayatta herkes aynı imkanlara sahip olamamış ve üniversiteye gidememiştir. Doğal olarak, herkes profösör, doktor, asker, mühendis veya öğretmen olamaz.Tamircilik, berberlik, elektirikçilik, lokantacılık ve terzilik, hatta ev hanımlığı da birer meslektir.İşte bu meslekleri daha iyi bir şekilde yapmaya yarayan  bilgiler de ilimdir. Bir işin erbâbı yani o işi iyi bilen, bahsi geçen işin âlimidir.

İlim dediğimiz zaman, insanın maddi ve mânevi hayatını düzene sokan, düşünce ufkunu genişleten, başkalarına itimad etmeden kendi ayakları üzerinde durmasını sağlayan,etrafında meydana gelen olayları daha iyi anlamasına yarayan faydalı  bilgilerin aklımıza gelmesi lazımdır.                                                                                             Ünlü Fransız düşünürü Balzac "Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır"  diyerek bilginin çok çalışmakla elde edilebileceğini ifade etmek istemiştir. Yani " Armut piş ağzıma düş" şeklinde bilgi elde edilmez; çaba göstermek gerekir. Önemli olan zamanı iyi değerlendirmektir. Çünkü, zaman paha biçilmez değerde olan bir zenginliktir. Bize verilen 24 saat 24 altın gibidir.                                                                                 Vaktimizi iyi değerlendirildiğimiz  taktirde, çok büyük kazançlar elde edebiliriz. İnsan günlük işlerinin haricinde kalan boş zamanlarında, elindeki imkanları değerlendirip yeni şeyler öğrenerek kendini geliştirebilir. Yeni şeyler öğrenmek insana yeni ufuklar açtığından  hayatına neşe katar. Peygamber Efendimiz  " İki günü bir olan zarardadır" diyerek bizi yeni şeyler öğrenip üretmeye teşvik etmiştir.   Eskiden halk eğitim merkezlerinde meslek kursları vardı ve sanırım hâla  da var. Mesela, İstanbul Belediyesinin İSMEK kursları gibi kurslar büyük hizmet sunmaktalar.Kuveyt Üniversitesinin "Hidmetü'l Müctema" diye kursları var.İmkanı olan bu tür kurslara gidip Arapça, İngilizce gibi dil veya bilgisayar kursları alabilirler. İPC nin de dil kursları var.Hem de Cuma günleri oradan da istifade edilebilinir. Kurs imkanı bulmayanlar ise internetten faydalanabilirler. Gelişen internet teknolojisi ile kurslar evimizin içine kadar girmiş durumda. İnternet üzerinde, dikiş, yemek ve pasta yapma kursları, el sanatları, ev ekonomisine yarayan pratik bilgiler, güzel yazı yazma, aksesuar yapımını gösteren sayfalar var. Bunları takip edilebiliriz. Ben şahsen, hiç dikiş ve el sanatları bilmediği halde internet üzerinden bu işleri öğrenen bir mühendis hanım tanıyorum. Sırf hobi olsun diye kendi elbiselerini, takılarını yaptığı gibi, çok güzel tokalar yapıp sattı. Mesele, paraya ihtiyaç duyup duymama meselesi değil kattiyen; mesele insanın yeni şeyler öğrenme gayreti içinde olmasıdır.İnternetten el sanatları öğrenme konusunda  www.10marifet.org, www.elisidunyamiz.com gibi sayfalardan çok güzel şeyler yapmasını  öğrenebilirsiniz.

Ev hanımları, özellikle de gurbetteki hanımlar, şayet  kendilerine faydalı bir uğraşı edinmezlerse, kolaylıkla deprasyona girebiliyorlar. Boşluk insanı düzensiz bir yaşantıya iter. Yatıp- kalkma ve yeme içme saatleri karma karışık olur. Boş zamanlarını spor veya kitap okumakla değerlendiremeyenler, televizyon karşısında dizi takibi veya evlenme programlarını takip ederek uzun saatler harcarlar. Bu da insanı huzursuz ve asabi eder.Huzursuz bir anne ise eşine de evlatlarına fayda veremez.
Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Biliyorsunuz fertler aileyi, aileler de toplumu oluşturur. Bu durumda kadın toplumun temel taşıdır. Bu yüzden kadının eğitimi çok çok önemlidir. Daha önce de değindiğimiz gibi, eğitim için illada üniversiteye gitmiş olmak gerekmiyor. Bir dalda üniversite diploması sahibi olmak elbette yararlı ve çok güzel bir şeydir. Ama bu imkanı bulamamış olanlar da etraflarını incelerlerse şayet, çok güzel farklı imkanların bulunduğunu görecekleridr. Yeter ki istek olsun, gayret ve irade olsun.Çünkü azimin ve iradenin ününde dağlar erir gider.
Not: Bu yazı, Türkiye'nin Kuveyt Büyükelçiliği tarafından Yeni Asya Gazetesi yazarı olarak benden Kuveytteki Türk hanımlarına yönelik olarak yapmamı istedikleri bir sunumun metnidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.