1. YAZARLAR

  2. Mehmet KAZAR

  3. İmtihan Sırrı, İrade ve Fiillerin Bilinmesi
Mehmet KAZAR

Mehmet KAZAR

Yazarın Tüm Yazıları >

İmtihan Sırrı, İrade ve Fiillerin Bilinmesi

A+A-

Kâinata Gaflet Gözüyle Bakış – 3

Alt Başlıklar

Allah’ın ezeli ilmini nasıl anlamalıyız?

İnsanın iradesi ve imtihan edilme sırrı nedir?

İnsan neden yaratıldı, Allah’ın ihtiyacı mı vardı?

Allah insanın ne yapacağını biliyor, öyleyse insanın suçu ne?

İrade ve kader nasıl anlaşılmalı?

Ebedi cehennem neden var, Allah neden insanı cehenneme atıyor?

Allah’ın Ezeli İlmini Nasıl Anlamalıyız?

İnsan hayatında başına ne geleceğini ve nasıl yaşayacağını bilemez. Tüm geçmiş ve gelecek zamanlar Allah’ın ezeli ilmine tabidir ve insana verilen iradeyle hayatı boyunca ne yapacaksa Allah ezeli ilmiyle önceden eksiksiz bilir. Allah’ın Ezeli ilmi; başı ve sonu olmayan, zamandan ve mekandan münezzeh olan, hiçbir kayıt ve kaide ile bağlı olmayan Allah’ın bir sıfatıdır. Allah ezeli ilmi ile her şeyi kuşattığı ve ihata ettiği için, onun ilminde geçmiş zaman, şimdiki zaman, an ve gelecek zaman kavramları yoktur. Allah her şeyi şimdiki an gibi görür ve eksiksiz bilir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği ayna misali Allah’ın ezeli ilmini akla kapı açacak şekilde tarif eder. Mesela büyük bir ayna yere yaklaştıkça görüş açısındaki alan daralır, yukarı çıktıkça gösterdiği alan genişler. Ne kadar yüksekte ise, tuttuğu alan da o nispette genişler. Burada yer zamandır, ayna ise Allah’ın ezeli ilmidir. Allah’ın ezeli ilmi zamanın üstünde ezeliyet noktasında tüm zamanları ihata edecek bir mevkide olmasından, yani zamandan münezzeh olmasından, zamanın bütününü tutar ve ihata eder. Onun için Allah her şeyi, olmadan önce de bilir ve görür. Dün, bugün, yarın, asır gibi bütün zaman kavramları, ancak yaratılmışlar için söz konusudur. Allah’ın ezeli ilmi çoğu insan tarafından yanlış anlaşılmaktadır, bu sebeple ezeli ilmi çok iyi idrak etmek lazım. Ezel, zamanın başlangıcının evveli demek değildir. Ezelde geçmiş ve gelecek diye bir şey yoktur. Ezel, bütün bu zamanların aynı anda görüldüğü ve bilindiği bir makamdır. Evet, konumuzu daha iyi anlamak açısından yazımızın giriş bölümünde bu açıklamalara yer verdikten sonra asıl konumuza dönelim;

* * *

İnsanın İradesi Ve İmtihan Edilme Sırrı Nedir?

İnsan iradesiyle istediğini seçmede serbest bırakılmış olup, imtihan edilmektedir. “Neden Allah beni imtihan ediyor?” diye dar penceresinden bakıp imtihan edilmeyi manasız bulması insanı hakikati anlamaktan uzaklaştırır. Öğrenci sınıfı geçmek için öğretmen onu imtihana tabi tutar. Öğrenci öğretmene; “Ne gerek var imtihana? Beni imtihan etmeden sınıftan geçir.” demesi ne kadar mantıksızsa, muhatabın “Neden Allah beni imtihan ediyor?” demesi de mantıksızdır. Çünkü bu dünya bir imtihan meydanıdır. Genel olarak sorulan sorulardan birkaç tanesi, örneğin; "Allah neden yanlışlara engel olmuyor? Ben yanlış yolları seçiyorum, hatalara düşüyorum, Allah neden engel olmuyor?" denilmekte ve bu soruların içinden çıkılamamakta, bazen de imtihan sırrı anlaşılmayıp gaflet hayatına dönülebilmektedir. Aslında cevaplar çok basit, örneğin; öğrenci sınavda soruları yanlış cevaplıyor, öğretmen öğrencinin soruları yanlış cevapladığını gördüğü halde engel olmuyor; çünkü öğretmen öğrenciyi imtihan etmektedir. Mesele aynı, Allah bizleri bu dünyada imtihan ediyor

Ayette Rabbimiz buyurur ki; “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.”[1] Hangimizin daha güzel amel yapacağını sınamak için Allah bizleri imtihana tabi tutmuştur, bu sebeple ölümü ve hayatı yaratmıştır. Hayattayız, kabir kapısı kapanmıyor ve ölüm ile insanın imtihanı nihayete eriyor. Ölümün perde arkasında asıl gerçekler bizleri beklemektedir. Nasıl ki, öğrenci sınav bitiminde sınav kâğıdı elinden alınır ve sınav sonucu açıklanınca, asıl kaç puan aldığını, yani asıl gerçeği -sınav akıbetini- öğrenmiş olur. Tıpkı bunun gibi, asıl gerçekler dünya imtihanın sonrası olan ahiret hayatında bizleri beklemekte ve biz bu imtihan sırrını çözmezsek ebedi kaybedenlerden olabiliriz.

İnsan Neden Yaratıldı, Allah’ın İhtiyacı mı Vardı?

Çoğu insan şeytanın verdiği gaflet gözlüğüyle şu kâinata bakar ve içinden çıkamadığı, cevabını yine sınırlı aklına havale ettiği sorular sorar; “Allah neden insanı yarattı, insanlara ihtiyacı mı vardı? Öncelikle şunu bilmemiz gerekir ki, Allah, hiçbir varlığı yaratmadan evvelde vardı ve O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Akıl, irade,  feraset ve basiret ile hareket edip şu kâinata ve yaratılışına bakanlar, hakikati müşahede edeceklerdir. Bediüzzaman hazretlerinin ifade ettiği gibi; “Her cemâl ve kemâl sahibi, kendi cemâl ve kemâlini görmek ve göstermek istemesi sırrınca, o sultan-ı zîşan[2] dahi istedi ki, bir meşher[3] açsın, içinde sergiler dizsin; tâ nâsın enzârında[4] saltanatının haşmeti[5] hem servetinin şâşaasını,[6] hem kendi san'atının hârikalarını, hem kendi mârifetinin garîbelerini izhâr edip, göstersin.” [7]

Evet, başta bu soruları soranlar bile fikirlerini hem görmek hem göstermek isteme sırları olmalı ki bu soruları soruyorlar. Meseleyi daha net kavramak adına, akla yaklaştırıp daha iyi kavramak için şöyle bir örnek ile konuya açıklık getirmek mümkündür; çok maharetli ve sanatkâr bir usta, muhteşem bir saray yapıp, içini mücevherlerle, altınlarla, elmaslarla her türlü süsle süslese ve hiç kimseye göstermese, sizce o sarayın bir manası kalır mı? Aynı şekilde, bir ressam neden resim tabloları yapar? Çünkü yaptığı eserleri hem kendisi görmek, hem göstermek ve takdir edilmek ister. Buna benzer örnekleri çoğaltabiliriz. Kâinatın Sahibi olan, O Sonsuz Güzellik ve Kudret Sahibi Allah, kendisinde bulunan güzel sıfatlarını ve bu sıfatların yansımalarını yani; “esmâ-i hüsna” güzel isimlerinin cilvelerini, gizli ve sonsuz rahmet hazinelerini, yarattığı eserlerinde hem bizzat kendisi görmek ve seyretmek, hem de başkalarına göstermek ve tanıttırmak istemiştir. Bu sebeple de bu ihtişamlı kâinat sarayını, bu geniş âlemi içindeki seyirci mahlûkatla birlikte sonsuz kudret ve hikmetiyle yaratmıştır. Kâinat yaratılmasaydı Allah’ın sıfatlarının ve isimlerin o sonsuz kemali ve güzelliği bilinmeyecekti. Bu bilgi sadece Allaha mahsus kalacaktı.

Allah İnsanın Ne Yapacağını Biliyor, Öyleyse İnsanın Suçu Ne?

Bir diğer konuya geçelim, deniliyor ki; “Allah, bana irade vermiş ama irademle ne yapacağımı biliyor, beni ve irademi de yaratan Allah’tır. O halde irademle yanlış yolu seçersem benim ne suçum var?” Başta bu soruda “irademle yanlış yolu seçersem benim ne suçum var?” ifadesinde mantık hatası vardır. Evet, bizi ve irademizi yaratan Allah’tır ama önce insan ister Allah’ta yaratır. Örneğin kolunu kaldırmak istersin kaldırma kuvvetini veren Allah’tır. Yani insan iradesiyle ister Allah’ta insanın yapmak istediği kuvveti verir ve o fiili yaratır sorumlu insan olur. Sizce iradesiyle hırsızlık yapan veya iradesiyle adam öldüren biri diyebilir mi “ben irademle bu fiilleri yaptım ama Allah biliyor, irademide O yaratıyor, benim ne suçum var?” Örneğin uzaktan öfkeli bir adamı seyrediyorsunuz ve elinde silah var, öfkelendiği şahsı yakalasa tetiğe basıp öldürecek ve siz bunu biliyorsunuz. Az sonra öfkeli adam öfkelendiği şahsı yakalıyor ve tetiğe basıp adamı öldürüyor. Sizin bu olayları bilmeniz katil adamı suçsuz yapar mı? Yahut adam diyebilir mi ki “şu şahıs beni görüyordu ve adamı öldüreceğimi biliyordu, suçlu ben değilim o bilen adamdır” demeye hakkı olur mu?

Bir örnek daha; büyük bir meydanda iki yol yapıyorum ve bu yollardan gidilmek üzere iki araç ve iki şoför tahsis ediyorum, şoförlere yoldaki tehlikeler ve uyulması gereken kurallar hakkında bilgilendirme veriyorum ve kurallara uymaları gerektiğini aksi takdirde her hangi kazada sorumluluğun onlarda olacağını söylüyorum. Şimdi bunlar yola gidip araçları kullanmaya başlıyorlar ve bende yüksek bir tepeden izliyorum. Bakıyorum ki, hızlı gidiyorlar, kurallara dikkat etmiyorlar, böyle devam ederlerken hızlı giden araba viraj uyarısı gösteren tabelayı umursamayıp hızını kesmiyor, bende tüm bunları gördüğüm için viraja geldiklerinde kaza yapacaklarını önceden biliyorum ve gerçektende o hızla viraja girdiklerinde kaza yapıyorlar. Şimdi ben bildiğim için suç benim mi olmuş oluyor? Hayır, onlar kurallara dikkat etmediler ve iradesiyle viraja hızlı girdiler dolayısıyla suç onlardadır. İşte dünya hayatını da kısaca bu örneklere benzetebiliriz. Uymamız gereken Allah’ın emir ve kanunları var ve Allah insana irade vermiştir.

Evet, bu soruların içinde bocalayan ve almamaktan uzak duran insan, imtihan edilme sırrını anlamaz ve baştan kaybetmeye kendisini mahkûm bırakır.

İrade Ve Kader Nasıl Anlaşılmalı?

İrade meselesini çok iyi tetkik etmek lazım, tüm suçu kadere yüklemek iradesini hükümsüz bırakmak anlamına gelir. Diyelim ki, önünüzde 1,2,3,4, diye dört tane yol var ve siz istediğinizi seçebilirsiniz. Siz 2. yolu seçtiniz. İşte Allah önceden biliyor ki siz o yollarla karşılaştığınızda 2. yolu seçeceksiniz. Bu sebeple Allah, bu kişi bu dört yolla karşılaştığında 2. yolu seçecek diye kader defterine yazıyor. Yani Allah'ın yazması sizin o yolu seçmeniz için değil, siz o yolu seçeceğiniz için yazıyor. Burası çok iyi anlaşılmalı; Allah, size 2. yolu seçtirmek için yazmıyor, ezeli ilmi ile sizin 2. yolu seçeceğinizi bildiği için yazıyor. Allah gelecekte ne olacağını eksiksiz bilir ve olacakları önceden yazar. Unutmayalım ki hangi yolu seçmek için Allah bizlere seçme kabiliyeti vermiştir.

Bir ayette Rabbimiz buyurur ki; “Müşrikler (Allah’a eş koşanlar) dediler ki: Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız o’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık. Ve o’nsuz hiçbir şeyi haram kılmazdık. Kendilerinden öncekiler de böyle yapmışlardı. Buna karşı peygamberin vazifesi ancak açık bir tebliğ değil mi?”[8] Bu ayetten anlaşılıyor ki, bu mesele ile şeytan zihinleri karmaşık sorularla dolduruyor ve insanı çıkılmaz gaflet dehlizlerine atıyor. Mesele hiçte gaflete girip içinden çıkılamayacak bir mevzu değildir. Çünkü bu tür soruları anlamak imtihan sırrının bir parçasıdır. Sınavda sadece soruya bakıp anlamaya çalışmamak kaybetmeyi baştan göze almak demektir. Ayetten de anlaşılıyor ki, bu şeytanî soruların tâ peygamber efendimiz (s.a.v) zamanında, hatta ondan önceki devirlerde de ortaya atıldığını anlıyoruz. Bu soruyu soranlar, kaderi, cebir[9] manasında gösterip, insanın cüz’î iradesini görmezlikten geliyorlar. İlâhî adalet ve imtihan sırrının anlaşılmaması konusunda muhataplarının zihinlerini bulandırıp istikametten saptırmaya çalışıyorlar. “Mademki hidayet ve dalâlete gidecekleri Allah diliyor, öyleyse kulun iradesinin ne hükmü var?” deyip her şeyi inkâr edecek kadar ileri gidebiliyorlar. “Her şeyin kader ile takdir edildiği” bir hakikattir. Bu takdir edilenlerden birisi de insana cüz’î irade verilmesi ve insanın emir ve yasakları işlemekte serbest bırakılmasıdır. Buna göre, insan iradesiyle ister ibadet eder, Allah’ın emir ve yasaklarına uyar, ister isyan yolunu tutar, her iki halde de kader dairesi içindedir.  Bu incelik, çoğu zaman yeterince anlaşılmadığı için büyük hatalara düşülebiliyor. Rabbimiz buyurur ki; “Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.”[10] Evet, doğru yol belli irademizle ya şükreden olacağız yada nankör.

Ebedi Cehennem Neden Var, Allah Neden İnsanı Cehenneme Atıyor?

“Cehennem neden var, Allah insanları cehenneme atmayı çok mu seviyor?” sorusuna gelelim; İnsanın iradesinden sorumlu olduğunu ifade etmiştik. Önümüzde iki yol, iki seçenek var, insan bile bile iradesiyle yanlış yolu seçerse ve hayatı boyunca bu yanlışlarda ısrar ederse kendisi cezayı seçmiş oluyor. Allah insanın cehennemde yanmanı istemez, ama insan O'na karşı çıkıp her şeyi inkâr ederse, verilen tüm nimetlere nankörlük ederse, ne gerek var beni sınamaya derse bu çokça inkâr ve karşı çıkmalar bir ceza yeri gerektirecektir. Halkına her türlü ikramı veren ve mülkünde dilediği gibi yaşama hakkı veren bir padişah düşünelim; ona karşı çıkanlar, onun verdiklerini inkâr edenler ve onu kötüleyenleri padişah yakalatıp zindana atar. Şimdi padişah çok mu seviyor insanları zindana atmayı? Mantıklı düşünülürse bu sorunun cevabı “Hayır” olacaktır. "Neden ebedi cehennem var?" diyenlere; örneğin, adam Allah'a kafa tutup O'nu inkâr ediyor, sonra savaş çıkarıyor, her tarafı bombalıyor, atom bombası atıp çoluk çocuk demeden yüz binlerce insanın ölümüne sebep oluyor. Böyle yapan birine nasıl bir ceza vermeli, yâda dünyada böyle bir adama ne tür bir ceza verilebilir? En fazla idam edilir, peki bu ceza yeterli mi, vicdanı rahatlatır mı? Böyle yapan biri mü'min biri ile cennete gitse ilahi adalet nerede kalır? Tetiğe kim basmışsa suçlu odur. Herkes iradesinden ve yaptıklarından sorumludur.

Bu dünyada bile insan kendi iradesiyle bir kaç adam öldürse veya büyük bir suç işlese sizce ne yaparlar? Müebbet hapse atarlar değil mi? Kararı veren hâkim çok mu seviyor insanların müebbet hapis cezası almasını? Hâkim dahi ister ki kimse suç işlemesin ve ceza almasın. Yahut hâkim suçlu insanları hapse atmakla ve ceza vermekle keyif mi almış oluyor? Hayır, insan iradesiyle suç işledi cezayı da hak ediyor. Devlet hapishaneleri çok mu seviyor ki bu kadar hapishane açıyor? Hayır, demek ki bir ceza yeri gerekiyor. İradesiyle hakikati tercih edenlere de Allah, ebedi cennet hayatını veriyor. Cennette, cehennemde gerekiyor. “Cennet ucuz olmadığı gibi, cehennemde lüzumsuz değildir.”[11]

Ayette; "Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber'e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir."[12] Başka bir ayette ise “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. Her türlü hareketinizde dürüst davranın. Çünkü Allah dürüstleri sever.[13]

Hâsılı hakikati bulma yolundaki insan, gafletin tesir alanından çıkmazsa karanlık dehlizlerden[14] ilerler ve yolunu kaybeder. Eğer gafletten sıyrılsa, dünyaya gönderilme hikmetini anlasa cüz’i iradesiyle[15] bazen melekleri bile geçebilir. Eğer iradesini yanlış yönlendirse, nefis ve şeytanın peşinden gitse Allah katında aşağıların aşağısına, esfel-i safiline[16] düşer ve ebedi kaybedenlerden olur. Her şeyin en iyisini bilen Allah’tır. Rabbim bizleri hakikatten ayırmasın.


[1] Mülk Suresi 2. Ayet

[2] Sultan-ı Zişan: Şan ve şeref sahibi sultan, Allah

[3] Meşher: Sergi

[4] Nasın enzarında: İnsanların bakışlarında

[5] Haşmet: Büyüklük, heybet, görkem

[6] Şaşaa: Gösteriş

[7] Risale-i Nur-Sözler-On Birinci Söz’den

[8] Nahl Suresi 35. Ayet

[9] Cebir: Zabtetmek, zor kuvvet

[10] İnsan Suresi 3. Ayet

[11] Risale-i Nurdan

[12] Nisa Suresi 115. Ayet

[13] Bakara Suresi 195. Ayet

[14] Dehliz: Üstü Kapalı dar ve uzun geçit

[15] Cüz’i irade: Allah tarafından insana verilen, dilediği gibi hareket edebilme yeteneği ve seçme serbestliği

[16] Esfel-i Safilin: Aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili, cehennemin en derin azap mahalli

http://www.risalehaber.com/kainata-gaflet-gozuyle-bakis1-16639yy.htm (Kainata Gaflet Gözüyle Bakış -1

http://www.risalehaber.com/dar-pencerelerden-bakmak-16658yy.htm (Kainata Gaflet Gözüyle Bakış -2

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.