İman, küfür; korkular

Her peygamberin din-i aslisi olan ve Allah tarafından kavimlerin anlayışına uygun olarak indirilen dinin Şeytan ve avanelerinden oluşan değişmez muhalifleri bulunacaktır.

Hak ve hakikat ve doğru yalnız Allah katındadır.

Her hakikat O'ndandır; O'nun elçilerince ve vahyetmesiyle ortaya çıkar.

Onun vahyetmesi dışında hakikati ortaya çıkaracak başka bir yol yoktur.

Her dönemin hakikat düşmanları içindeki küfrün bir hak ve hakikati olmadığından hiç bir doğruluğu da yoktur.

Küfür bütün yanlış ve yalanların bir arada durduğu bir bütündür.

Evet, küfür tek millettir.

İman da tek millettir.

Her devrin İnkârcılarının, hayalin kurgulanmasıyla oluşan sanal gerçekliklerinden başka bir şeyleri yoktur. Bu köpükten balonlar o kadar şişirilmiştir ki devasa bir varlık olarak görünür. Korkutur.

Halbuki bu dev'e karşı yapılacak tek bir şey vardır; dışarıdan bir üflemek.

Bu şekilde bir dane-i hakikat bütün hayalatı yok edebilecektir.

Hak gelince (görününce) batıl zail olur.

Buna karşın, küfrün bir gerçeklik üretmesi mümkün olmadığından, tahrip ve vesvese üzerinde yürüyecektir

Hakikat üzerine şüphe bulutu gönderir. Zihnin kurgusunu ifsad eder, bozar, kendi içinde döndürür. Hayali hakikat gösterir, zihnin ilerlemesini tahayyül noktasında keser, oradan hayalin içine üfler, şişirir.

Bir müminin küfür karşısında yapacağı önemsememektir, üzerinde oyalanıp hakikati kurcalamak manasızdır; hakikat küfrün tarafından bulunamaz.

Hakikatle yalanın ortası olmadığından küfürle imanın ortası da yoktur. Yani, "hakikatin birazı küfürde birazı imanda olabilir" diye bir şey de yoktur.

Net olan bir şeyin zıttı üzerinde durulmaz. Bir şey tebaruz etmişse aksi üzerinden delile gerek kalmaz.

Kısacası, müminin kafirle bu şekilde bir müsalahası da olamaz.

Küfrün iman karşısında durumu varlıkla yokluk kadar uzaktır. Bu nedenle, küfrün imana karşı göreceli olması da söz konusu değildir.

Küfür sanal bir güçtür, yoktur, sadece bir sanrıdır. "Sert" olan, hırçınlaşan küfürdür. Olmadığı için, varmış gibi yapmak; kendini 'var saydırmak' peşindedir.

Bundan dolayı, ironik bir şekilde, küfrün en büyük gereçlerinden biri de imanı, dini ve peygamberi 'karikatürize' etmektir. Yani boyutunu değiştirmek, zeminini kaydırmaktır.

Bütün peygamberler inkârcıları tarafından alay edilmek suretiyle gözden düşürülmek istenmiştir.

Kur'anda anlatılan hadiselerde  bunların örnekleri pek çoktur.

Karikatürize etmek, küfrün, elindeki hayali çizgileri varsaymasıyla kendince geçici bir hakikat tasavvurunu üretmesiyle gerçekleşir.

Müminleri alaycılıkla, (hakikatten) başka noktalara çekip, yokluğun karanlık dehlizlerinde zihinleri terörize etmekten başka bir gayesi yoktur.

Böylece, Müminleri kendinden korkar hale getirmektir, olmayan güçlerini varmışcasına gösterip mağlub etmektir.

Olmayan şeyin doğrusu ya da yanlışı olamayacağından küfür yokluk zemininde (adem-i kabul ya da kabul-u adem) imanla savaşabileceğini düşünür ve ordularını buna göre techiz eder.

Küfür orduları yok olmayı ve yok etmeyi (terörize etmeyi) bin yıllardır bir yöntem olarak seçmişlerdir.

İşte dinsiz felsefenin ve dinsiz felsefenin tilmizi olan ikinci Avrupa'nın yaptığı budur.

Bunlara karşı ehli imanın yapacağı, hakikat zeminini bırakmamaktır. Sadakatle, sabırla, hakkı, hakikati, doğruyu savunmaktan bir an bile geri durmamaktır.

Küfrün ve dinsiz felsefenin alaycı ve karikatürize yaklaşımlarına karşı hakikatin yanından bir an olsun ayrılmamaktır. Müslümanın küfre adaveti bu şekilde tezahür etmelidir.

Her türlü terörizmi böylece lanetlemelidir.

Küfür bir tane delik, eksik bulamaz, bulamamıştır, bulamayacaktır.,. ki zaman değişse de yalan ve yoktan başka, safsatadan ayrı bir dili olamayacaktır.

Mükemmel nizamı bulup, görüp, hayret edip sonra da bunun Yaratıcısını inkar edebilen biri için gördüğünün hakikatini ispat etmek, onun varlığını ispat etmekten geçerken; bunu yapması gerektiği halde, varolan sonucu yoksayıp hakikati halde olmayan ve olması imkan harici bulunan bir sonuca hayalini bağlaması kadar büyük bir ahmaklık olamayacağı için; mükemmel nizamı bulup, görerek hakikatini ispat eden ve hakikate taraftar olup onun akaidine sahip olan müminin inkârcıyı hakikat çizgisine tahrik etmesi gerekmez mi?

Bediüzzaman'ın bütün dinsiz felsefecilere meydan okuyup iddialarını ispat etmelerini ya da hepsini ilzam etmesi durumunda onları hayvandan aşağı dereceye mahkum etmekle tehdit etmesi inkârcı için yeteri bir korku unsuru olmamalı mıdır?

Küfür için her zaman kayıp vardır, yalancılıkları en küçük bir tartıda belli olacaktır.

Alaycı ve karikatürize iman ve din oyunlarından vazgeçtikleri an söyleyecekleri sözleri kalmayacaktır.

Bu nedenle tahrik eden, sanal düşmanlar üreten, bunları savaştıran, kızıştıran, karıştıran terörize edip (korku üretip) yok eden küfürdür. Evet, "küfrü mutlakın altı anarşistlik üstü istibdattır". Bu ikisinin birleşimi terördür.

İman o kadar güçlüdür ki, bir görünmesi bütün kafirlerin yalanlarını yutmaya yeter.

Bu nedenlerle birinci Avrupa'nın bakışını engelleyen ikinci Avrupanın ürettiği zihin teröristleri kendi içindeki kurtları, yılanları ve yalanlarıdır.

İslama ve peygamberine (asm) alaycı dili bırakıp, karikatürize gerçekliğinden uzaklaştığı anda birinci Avrupa hakikate teslim olmaktan başka bir yol bulamayacaktır..

Tekrar edecek olursak: düşen görev, zemini bırakmamaktır. Sadakati ve sebatı ve tesanüdü kaybetmemektir.

Yalana üflemektir.

Yalancı devleri söndürmektir.

Hakkı, doğruluğu, insan sevgisini, insanlığa nafi sanatları keşfetmeye uğraşan birinci Avrupa ile ittifak etmektir.

Bunu gerçekleştirecek olanlar ise ancak Sıddıklar cemaati olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
4 Yorum