1. YAZARLAR

  2. Halil DÜLGAR

  3. İman her derdin kudsî dermanıdır
Halil DÜLGAR

Halil DÜLGAR

Yazarın Tüm Yazıları >

İman her derdin kudsî dermanıdır

A+A-

Dwıght Davıd Eısenhover II. Dünya Savaşında müttefik birliklerin komutanı idi. Dünyayı ateşe veren Alman diktatör Hitler’i durduran ünlü Normandiya Çıkartması fikrinin mimarı olan Eısenhover, daha sonraları iki dönem Amerika Başkanı olarak da vazife yapmıştı. Tarihe yön vermeye muvaffak olmuş bu kişinin çok önemli bir tespiti var; hakikatini idrak edenlerin hayatına yön verecek kıymette bir tespit bu. İşte pusula mahiyetindeki sözleri şöyle: “Ben şahsen büyük bir hakikati harp meydanlarında öğrendim. Savaşta siper içinde bulunup da Allah’a inanmayan tek kimse görmedim.”

Okmeydanı SSK Hastanesi Onkoloji Servisi'nde her gün kırk kanser hastasına bakan bir doktorun hikâyesi ise aynı doğruyu destekliyor. Kızının doğumuna kadar ateist olan Doktor Tayfun Hancılar bebeğinin doğum sonrası yapılan tetkiklerinde laborantın tahlil değerlerini yanlış işlemesiyle hayatındaki büyük değişimi şöyle anlatmış: “Kızımın doğumunun ardından yapılan rutin kontrollerde laborant 0,6 olan bir değeri 6 olarak yazmış. Doğruyu öğreninceye kadar geçen o on beş dakika boyunca Allah'a yalvararak dua ettim. O gün aslında ateist olmadığımı fark ettim. Allah'a inanmaya başladım.” İnsan hayatında inancın ne denli önemli olduğuna dair şunları söylemiş: “Kızım Eylül 6 yaşında. Onun inançlı olmasını istiyorum. Hangi dine inandığı önemli değil, fakat mutlaka tutunacak bir dalı olsun.” Doktor Hancılar, inancın hastalarının tedavi süreçlerine yaptığı katkıyı ise şu sözleriyle ifade etmiş: “Ben hiç ateist bir hastayla karşılaşmadım. İnsanlar bir sağlık sorunu ile karşılaştıklarında aslında ateist olmadıklarının farkına varıyorlar. Çünkü mutlaka sığınma, dua etme ihtiyacı hissediyorlar. İnançları kesinlikle tedavi süreçlerinde olumlu mesafeler kat ettiriyor.”

Hastalık, belâ ve musibetlerin sillesine maruz kalanların dayanak noktası şu ifadelerle ne kadar veciz ifade edilmiş: “İman, her derdin kudsî bir dermanıdır.”[1]

Yaradılışı gereği insan bir yönüyle hadsiz ihtiyaçlara müptelâ iken, bir başka yönüyle de nihayetsiz düşmanların hücumuna maruz bırakılmıştır.

Hakikaten insanının ihtiyaçları had ve hesaba gelmeyecek derecededir. Örneğin zehir solumaması için bitkilerin fotosentez yapması, ciğerinin çöle dönmemesi için okyanusların buharlaşması gerekir. Gülü koklayabilmesi için yaşlı yerküremiz dünya ile birlikte galaksilerin, gezegenlerin harekete geçmesine, mevsimlerin değişmesine, kısacası kâinatın topyekûn seferber olmasına ihtiyaç vardır. Aynı şekilde insanın bir an gökkuşağındaki renk cümbüşünü görebilmesi için yağmurun yağması, bulutların sevk ve idare edilmesi, güneşin doğması ve yağ tabakasından oluşan yüzündeki iki pencerenin eksiksiz vazife yapması ve daha pek çok işlevin yaratılması icap etmektedir. Burada saydıklarımız insanın sonsuz ihtiyaçlarından ancak birkaç tanesi ve insan bunlardan bir tekine bile ulaşacak sermayeden mahrumdur, sonsuz bir fakirlik içersindedir.

Ve yine insan sayılamayacak kadar düşmana sahip; adeta o düşmanları hücum etme nöbetini bekleşmedeler. Mikroskopla defalarca büyütüldükten sonra ancak görülebilen mikroptan, dünyaya çarpma ihtimali olan kuyruklu yıldıza kadar; kanserden beyin travmasına binlerce rahatsızlıktan, depremden volkanların çıldırmasına yüzlerce afet ve felâketlere kadar pek çok musibetler ve belâların ölüm tehditleri altında yaşamaya çalışan insanın bu sonu gelmez ve insafsız düşmanları karşısında dayanma gücü adeta yok hükmündedir, sonsuz âcizlik karanlığındadır.

İşte bu vaziyetteki insana Allah’a iman öyle bir medet verir ki bütün ihtiyaçlarını temin edecek rahmet hazinesinin kapısı ona açılır.  Ve bu iman insana öyle bir dayanak noktası kazandırır ki bütün düşmanlarının şerrinden emin edecek sonsuz kudret sahibi olan Mâbudunu, Yaratıcısını bulur ve Sahibinin kim olduğunu anlar. Ve bu imanın derecesi nispetinde insanın kalbi sonsuz bir vahşetten, ruhu pek elîm hüzünlerden kurtulur; ebedî bir ferah, daimî bir huzura ulaşır.

İşte böyle bir iman sahibi “Sultan-ı Kâinat birdir. Her şeyin anahtarı Onun yanında, her şeyin dizgini Onun elindedir. Her şey Onun emriyle halledilir.”[2] hakikati gereğince vücudundaki kanserli hücreden, semavattaki galaksilere kadar her şeyin dizginini Allah’ın tuttuğunu bilir ve yalnız Ona yönelir, yalnız Ondan yardım ister. Zaten bundan başka yollar ancak oyalanma olacak, kuru teselliden öteye geçmeyecektir. Zira Kur’an Dellâlı hakikatin özüne nüfuz etmiş: “Ancak Onun kudretiyle, iradesiyle her müşkül hallolur ve kapalı kapılar açılır.”[3]

Son olarak konumuzla alakalı enfes bir sözü paylaşmak istiyorum: “Geceleyin kapılar kapanıp da lambalar söndüğü vakit odamda yalnızım deme, yine yalnız değilsin.”[4]



[1]Kastamonu Lâhikası; Bediüzzaman Said Nursî

[2] 20. Mektup, Mektûbat; Bediüzzaman Said Nursî

[3] Mesnevî-i Nûriye; Bediüzzaman Said Nursî

[4] Epictetos’un bir sözü

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

YORUM KURALLARI: Risale Haber yayın politikasına uymayan;
Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve BÜYÜK HARFLERLE yazılmış yorumlar
Adınız kısmına uygun olmayan ve saçma rumuzlar onaylanmamaktadır.
Anlayışınız için teşekkür ederiz.
2 Yorum